Türkiye’nin bağcılık kültürünü yeniden tanımlayan 28. Çal Bağ Bozumu ve 1. Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, 5-6-7 Eylül tarihlerinde Çal Bağ Yolu boyunca ziyaretçilerine benzersiz bir deneyim sundu. Şarap tadımlarından caz konserlerine, sergilerden atölyelere uzanan üç günlük program, Ege’nin verimli topraklarını yalnızca bir üretim coğrafyası değil, aynı zamanda kültürel bir destinasyon olarak görünür kıldı.

Festivalin en dikkat çekici anlarından biri, Fabulator Vino – Marketing ve Önoturizm Danışmanlığı’nın kurucusu ve Çal Bağ Yolu’nun kurucu ekibinden Seray Kocaemre’nin konuşmasıydı. Kocaemre, Türkiye’nin şarap ve bağ turizminde taşıdığı dev potansiyele dikkat çekerek, “Bu topraklarda şarap yapmak bir lüks değil, bir zorunluluk” sözleriyle hem üreticilere hem ziyaretçilere güçlü bir hatırlatma yaptı.
Anadolu’nun 8.000 Yıllık Şarap Hikâyesi
Kocaemre, Türkiye’nin 4 milyon dönüm bağ alanı ile dünyanın en büyük beş bağ ülkesinden biri olduğunun altını çizdi. Ancak üzümlerin büyük kısmının sofralık ve kurutmalık olarak değerlendirilmesi nedeniyle, 34 milyar euroluk dünya şarap pazarında Türkiye’nin payının son derece düşük kaldığını vurguladı. Bu tabloya karşın, Anadolu’nun 8.000 yıllık şarap tarihine ve 1.400’den fazla yerli üzüm çeşidine sahip olduğunu hatırlatarak, bağcılığın yalnızca ekonomik değil kültürel bir sorumluluk olduğuna işaret etti.
Çal: Türkiye’nin Napa Vadisi
Festivalde öne çıkan bir başka vurgu, Çal’ın bağcılık kapasitesiydi. 160 bin dönümlük bağ alanıyla adeta Türkiye’nin “Napa Vadisi” olan bölge, ülke şaraplık üzümünün %19’unu, toplam şarap üretiminin ise %38’ini karşılıyor. Özellikle yalnızca bu coğrafyada yetişen Çalkarası üzümü, bölgenin simgesi haline gelmiş durumda. Kocaemre’nin deyimiyle Çalkarası, yıllarca göz ardı edilmiş “bir kömür parçasıyken doğru koşullarda elmasa dönüşen” bir değer.



Küp Şarapçılık: Üç Kuşaklık Bir Hikâye
Festival kapsamında görüştüğümüz Küp Şarapçılık’ın üçüncü kuşak temsilcisi Hasan Çağlar Altıntaş, hem firmanın tarihini hem de sürdürülebilirlik vizyonunu Artistry of Good’a anlattı.

1959’da kurulan Küp, bugün 9.5 milyon litre kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük beş üreticisinden biri. Altıntaş, “Şarap yapıyoruz ama mutlu olmamız lazım. O yüzden karbon ayak izimizi azaltmamız lazım,” diyerek şirketin çatısını tamamen güneş panelleriyle kapladıklarını ve yıllık tüketimlerinden fazlasını ürettiklerini belirtiyor. Etiket atıklarını geri dönüşüme göndermeleri sayesinde yakında “yeşil sertifika” alacaklarını da sözlerine ekliyor. Bu yönüyle Küp, yalnızca üretim değil, çevresel sorumluluk açısından da Türkiye’de öncü bir rol üstleniyor.
Miras, Modernite ve Bağ Turizmi
Festival boyunca ziyaretçiler, Küp’ün 66 yıllık şarap yolculuğunu deneyimledi, Lermonos’un akustik konserlerinde klasik melodilerin gölgelere karıştığı anlara tanıklık etti, Kuzubağ’ın yıldızların altındaki caz konseri ile bağların büyüsünü hissetti. Erdel’in yeni açılan Hançalar Restoranı, yerel ürünleri dünya mutfağıyla buluşturdu. Ayrıca restore edilen Selcen Şaraphanesi, bir yandan sergileriyle kültürel belleği görünür kıldı, diğer yandan Cumhuriyet’in bağcılık mirasını günümüze taşıdı.






Yeni Bir Kültürel Rotanın Doğuşu
Seray Kocaemre’nin ifadesiyle, Çal Bağ Yolu yalnızca bir üretici birlikteliği değil, aynı zamanda uluslararası bir marka stratejisi. Bugün 7 ülkeden basın mensuplarını ağırlamış, National Geographic Traveler ve Fransa’nın prestijli Tannen Magazine gibi yayınlarda yer bulmuş durumda. Kocaemre, bölgenin şarap turizmiyle sadece ekonomiye değil, aynı zamanda istihdama, sosyal sorumluluğa ve kadın üreticilerin güçlenmesine katkı sunduğunu vurguladı.





Üç günün sonunda Çal Bağ Yolu’ndan ayrılan herkes, yalnızca şarabın tadını değil, bu coğrafyanın kültürel derinliğini de yanına aldı. Şarap kadehinde duyulan ahududu ve nar çiçeği notaları, bağların rüzgârıyla birleşerek şu hakikati yeniden hatırlattı: Çal’da bağcılık bir tarım faaliyeti değil, yaşayan bir kültür.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





