Pamukkale travertenlerinin beyaz parıltısının hemen ardında, antik dünyanın en iyi korunmuş tiyatrolarından biri yükselir: Hierapolis. Bergama Krallığı tarafından MÖ 190’da kurulan bu kent, Anadolu’nun kültür, inanç ve gösteri tarihine eşsiz bir pencere açar.
Travertenin Gücü
Hierapolis’in binaları çoğunlukla mermerden değil, bölgeye özgü traverten taşından yapılmıştır. Rehberimiz Yücel Dağlı’nın anlattığı gibi bunun nedeni yalnızca 80 traverten ocağının bulunması değil, aynı zamanda bu taşın daha hafif, yontulması kolay ve depremlere daha dayanıklı oluşudur. Bugün bile tiyatroda akustiğin gücü şaşırtıcıdır: hoparlörsüz bir orkestranın sesi, en üst basamaklara kadar net biçimde ulaşır.

Su Oyunları ve Mitolojik Törenler
Hierapolis Tiyatrosu, yalnızca oyunların değil, suyun da sahnesiydi. Özel drenaj sistemi sayesinde orkestra alanı suyla dolduruluyor, kayıklarla mitolojik sahneler canlandırılıyordu. Bu özelliğiyle, Roma Kolezyumu’ndaki ünlü su oyunlarının Anadolu’daki nadir karşılıklarından biri sayılır. İmparatorların ve kraliçelerin ağırlandığı protokol alanı, şehrin toplumsal hayatındaki ihtişamı gözler önüne serer.
Tanrıların Şehri

Hierapolis yalnızca bir tiyatroya değil, aynı zamanda güçlü bir inanç coğrafyasına da ev sahipliği yapıyordu. Antik dönemde kentin en önemli tanrısı Apollon’du; tapınağı tiyatronun hemen ardında yükseliyordu. Mitolojik sahnelerde Apollon ve ikiz kardeşi Artemis’in hikâyeleri kabartmalarda ölümsüzleştirilmişti. Kentin bir diğer karanlık yüzü ise, “Cehennem Kapısı” olarak bilinen mağaraydı. Burada Hades’in heykeli bekler, mağaraya girenlerin ölümü göze aldığına inanılırdı. Bugün Pamukkale “Beyaz Cennet” olarak anılırken, antik çağda aynı topraklar “Cehennemin Kapısı” olarak biliniyordu.
Yaşayan Bir Nekropolis

Hierapolis’in görkemi yalnızca tiyatrosuyla sınırlı değildir. Kent, Anadolu’nun en büyük ve en iyi korunmuş mezarlıklarından birine sahiptir: 2.200’den fazla mezar, yuvarlak tümülüslerden iki katlı ev biçimli lahitlere kadar çeşitlilik gösterir. Burada gladyatör mezarları dahi bulunmuş, üzerlerinde dövüştükleri hayvanların betimlendiği kabartmalarla ölümsüzleştirilmişlerdir.
İki Kraliçenin Hikâyesi
Hierapolis’in kuruluş hikâyesi, dönemin iki süper gücü Bergama ve Selevkos krallıkları arasındaki rekabetle şekillendi. Bergamalılar şehri efsanevi kraliçeleri Diyera’nın adına kurarken, rakip Selevkoslar hemen karşıdaki dağda kendi kraliçeleri Laodike’nin adını taşıyan Laodikeia’yı inşa ettiler. İki şehir, iki kraliçe ve iki imparatorluk arasındaki çekişme, bu toprakların kaderini belirledi.
Bugün
Hierapolis, UNESCO Dünya Mirası listesinde Pamukkale’nin yanında yer alıyor. Buraya gelen ziyaretçiler, beyaz travertenlerin üzerinden tiyatronun görkemli basamaklarına çıktıklarında yalnızca taşlarla değil, binlerce yıl öncesinin yankılarıyla da karşılaşıyor. Bu topraklarda mitoloji, tarih ve doğa birbirine karışarak hâlâ nefes alıyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






