Bir Suç Hikâyesi
Darren Aronofsky, kariyerinin zirve anlarını hatırlatan Black Swan’dan bu yana, sinemasında sık sık aşırı ciddiyet ile yorucu bir “derinlik” arayışı arasında gidip geldi. The Whale ile dibe vurduğu düşünülen bu çizgi, yeni filmi Caught Stealing ile beklenmedik bir yön değişikliğine uğruyor. Austin Butler’ın başrolde olduğu film, Aronofsky’nin alışık olduğumuz iddialı sinema dilinden uzaklaşıp, 90’ların suç sinemasına göz kırpan enerjik bir macera sunuyor.
Basitlikten Gelen Ferahlık
Charlie Huston’ın aynı adlı romanından uyarlanan senaryo, klasik “yanlış zamanda yanlış yerde bulunan sıradan adam” hikâyesini temel alıyor. New York’ta gece vardiyasında barmenlik yapan Hank (Butler), komşusunun kedisini sahiplendiği anda kendini Ruslardan Yahudi mafyasına, Brit punklardan polis teşkilatına uzanan bir suç ağının ortasında buluyor.
Filmin asıl sürprizi, tüm bu karmaşanın ciddiyetle ama abartıya kaçmadan ele alınması. Komik anlar var, ama şiddet asla sonuçsuz kalmıyor. Bir karakterin yanlışlıkla kafasına beyzbol sopası yemesi aynı anda hem absürd hem de dramatik sonuçlar doğuruyor. Bu “karikatür ile gerçeklik arasında” gidip gelen ton, Aronofsky’nin elinde şaşırtıcı derecede sağlam bir denge buluyor.
Butler’ın Yükselen Karizması
Austin Butler, Elvis sonrası kariyerinde doğru adımı atıyor. Filmin ilk yarısında kendine güvenen, flörtöz bir cazibeye sahipken; işler sarpa sardığında karakterini panik, çaresizlik ve fiziksel yorgunlukla inandırıcı biçimde dolduruyor. Zoë Kravitz ise hem romantik hem de işlevsel bir denge unsuru olarak öne çıkıyor, aralarındaki kimya filmi ısıtıyor. Matt Smith, Liev Schreiber, Vincent D’Onofrio ve Regina King gibi isimler de yan rollerde filmin enerjisini sürekli canlı tutuyor.

Görsel Doku ve Atmosfer
Sinematograf Matthew Libatique, New York’u hem gerçekçi hem de retro bir katmanla yakalıyor. Dijital çekime eklenen film gren filtresi, izleyiciyi 1998 yılına —Guy Ritchie’nin Lock, Stock and Two Smoking Barrels’ı çektiği dönemin estetiğine— taşıyor. Bu tercihler, Caught Stealing’i sadece bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda tür sinemasına saygı duruşu haline getiriyor.
Müzikler
Filmin enerjisini yukarı taşıyan en önemli unsurlardan biri de müzik. Aronofsky, 1990’ların New York punk ruhunu yakalamak için İngiliz grup Idles’ı davet etmiş. Grubun filme özel olarak kaydettiği dört yeni şarkıdan ilki, “Rabbit Run” oldu. Idles, hikâyeye sert ve sürükleyici bir tempo katıyor. Yönetmenin deyimiyle amaç, filmi bir eğlence trenine dönüştürmek ve bu dünyayı punk enerjisiyle delip geçmekti; gerçekten de Idles’ın müziği filmin ekranı aşan çarpıcılığına büyük katkı sağlıyor.
Bizce olmuş
Elbette Caught Stealing sinemada devrim yapmıyor. Ama Aronofsky’nin fazlasıyla ağırlaşmış filmografisinde bu tür “orta ölçekli, keyifli, derli toplu” bir yapım görmek tazeleyici. Bir kedi, bir beyzbol sopası ve bir sürü talihsizlik üzerine kurulu bu suç öyküsü; seyirciye hem eğlenceli hem de ciddiyetini koruyan bir deneyim sunuyor.
Kesin olan şu: Caught Stealing, hem yönetmen için hem de sinemaseverler için nefes aldıran bir mola niteliğinde.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





