İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Devrim Provaları: İran’ın 40 Yılına Etkileyici Bir Bakış

Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ndeki son günümde Devrim Provaları’nı izledim. Festivali böylesine güçlü bir filmle kapatmak, Ayvalık’taki son günüm için etkileyici bir final oldu.

2026 Cannes Film Festivali’nde L’Œil d’Or En İyi Belgesel Ödülü’nü kazanan Pegah Ahangarani, Devrim Provaları’nda İran’ın kırk yılı aşkın yakın tarihine kendi hayatından bakıyor. Aile arşivleri, kayıp insanlar, eski kayıtlar ve kişisel yüzleşmelerle örülen film, politik tarihin aslında ne kadar kişisel olabileceğini gösteriyor.

Filmin henüz başlarında şu duygu yerleşiyor: Burada İran’ın tarihini anlatan bir belgeselden çok, o tarihin içinde büyümüş bir insanın geçmişine dönüp neyin kaldığını anlamaya çalışmasını izleyeceğiz.

Pegah Ahangarani’nin ilk uzun metrajı olan Devrim Provaları, dünya prömiyerini 2026 Cannes Film Festivali’nin Özel Gösterimler bölümünde yaptı ve festivalde belgesel sinemaya verilen L’Œil d’Or, yani Altın Göz En İyi Belgesel Ödülü’nü kazandı. 95 dakikalık film daha sonra uluslararası festival yolculuğunu sürdürdü. Ancak bu güçlü festival karnesinden daha ilginç olan, Ahangarani’nin böylesine büyük bir hikayeyi anlatmak için seçtiği ölçek: kendi hayatı.

1979’dan bugüne uzanan İran tarihi filmde kronolojik bir ders gibi karşımıza çıkmıyor. Onun yerine insanların hayatlarına bıraktığı izlerden beliriyor. Ahangarani’nin babasının gençliğinde çektiği Super 8 filmler, eski aile fotoğrafları, ses kasetleri, televizyon görüntüleri, protestolar sırasında kaydedilmiş videolar, gazete kupürleri ve animasyonlar aynı hafızanın parçalarına dönüşüyor.

Bu malzemelerin en etkileyici tarafı kusursuz olmamaları. Bazı görüntüler solmuş, bazı insanların yalnızca sesleri kalmış, bazı anların ise eksik parçaları var. Film tam da bu eksiklikleri saklamadığı için etkili. Ahangarani geçmişi kusursuz biçimde yeniden kurmaya çalışmıyor; elinde kalanlarla ona yaklaşmaya çalışıyor.

Babasının hikayesi 1979 Devrimi öncesinden İran-Irak Savaşı’na uzanırken, öğretmeni Shermin Sarraf’a ilişkin çocukluk anısı çok daha mahrem bir yüzleşmeye dönüşüyor. Amcası Rashid’den kalan ses kayıtlarında ise artık görüntünün yerini ses alıyor. Bir insanın yıllar sonra yalnızca eski bir kasetten gelen sesiyle yeniden var olması, filmin en sade ama en dokunaklı anlarından bazılarını yaratıyor.

2009 protestolarına geldiğimizde durum değişiyor. Bu kez Ahangarani geçmişe başkalarının arşivlerinden bakmıyor; kameranın arkasında kendisi var. Sonra bir an geliyor ve yıllar önce çekilmiş görüntünün içinde kendi genç halini görüyor.

Filmin benim için en güçlü sorusu da burada ortaya çıkıyor: İnsan yıllar sonra kendi hayatının arşivine baktığında kimi izler? Bugünkü kendisini mi, artık var olmayan genç halini mi, yoksa o görüntünün dışında kalan bütün insanları mı?

Devrim Provaları bu soruların cevaplarını vermeye çalışmıyor. Zaten filmin gücü de açıklamak yerine hatırlamanın karmaşasına izin vermesinde.

Ahangarani’nin oyunculuktan gelen sinema geçmişi de burada hissediliyor. İran sinemasında çocuk yaşta kamera karşısına geçen yönetmen, yıllar sonra kamerayı kendisine ve ailesine çevirirken kendi hikayesini kahramanlaştırmıyor. Hatta zaman zaman kendisine karşı oldukça sert. Bu nedenle film bir özgeçmişten çok bir yüzleşmeye benziyor.

Üstelik bütün bu ağırlığın içinde hayat devam ediyor. İnsanlar dans ediyor, gülüyor, aşık oluyor, çocuk büyütüyor, film çekiyor. Bu küçük anlar önemli; çünkü İran’ı yalnızca savaşların, protestoların ve politik kırılmaların görüntülerinden ibaret bırakmıyor.

Filmin sonlarına doğru Ahangarani’nin küçük kızı Lily’nin kadraja girmesi de bu nedenle kolaycı bir “umut” sembolünden daha fazlasına dönüşüyor. Onca arşiv görüntüsünden sonra ilk kez geçmişe değil, henüz kaydedilmemiş bir hayata bakıyoruz.

Belki filmin adındaki “provalar” da en çok burada anlam kazanıyor.

Çünkü Devrim Provaları, devrimi yalnızca 1979’da gerçekleşmiş tarihsel bir olay olarak ele almıyor. Bir kuşağın yarım kalan beklentilerinin, başka bir kuşağın sorularına dönüşmesini izliyor.

Ayvalık’ta filmi izlerken beni en çok etkileyen de buydu. Devrim Provaları İran’ın yakın tarihini anlamaya çalışırken insanı rakamların ve tarihlerin arkasında bırakmıyor. Tam tersine, büyük tarih dediğimiz şeyin sonunda ailelerin içinde, eski kasetlerde, kaybolmuş arkadaşlarda, çocukluk anılarında ve yıllar sonra yeniden açılan görüntülerde yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor.

Devrim Provaları, tarihin insanların içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×