İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gotham’dan Chritic’s Choice’a Palm Springs’ten Altın Küre’ye Oscar’ın İzini Sürüyoruz

15 Mart’ta 98. kez sahiplerini bulacak Akademi Ödülleri heyecanı sürerken bağımsız sinemanın meydan okuması Gotham’da, beyaz cam ve dijital platform yapımları Critics Choice’ta, endüstriyel vitrin Palm Springs’te, anlatı odaklı dönüşüm ise Golden Globe’da görünür oldu. Dört farklı sahne, Oscar’a giden yolun tek bir gecelik ihtişamdan ibaret olmadığını; aylar süren küresel bir hegemonya, algı ve görünürlük süreci olduğunu hatırlattı. 

Suzan Somalı Sönmez

ssomalisonmez@gmail.com

Sinema endüstrisinin en prestijli ve en çok tartışılan ödülü olan Akademi Ödülleri, yalnızca bir gecelik ihtişam değil küresel kültürün yönelimlerini, estetik tercihlerini ve endüstriyel stratejilerini belirleyen bir pusula işlevi görüyor. Oscar’a giden yolun festivaller ve önemli ödül törenleri üzerinden izini sürüyoruz. Bu yol, kırmızı halının parıltısından bağımsız sinemanın meydan okumalarına, endüstriyel vitrinlerin algı yönetiminden anlatı odaklı estetik tercihlere kadar çok katmanlı bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. 

Oscar sezonu, yalnızca ödül törenlerinin parıltısıyla da değil, farklı festivallerin sunduğu estetik ve politik yönelimlerle şekilleniyor. Gotham Bağımsız Film Ödülleri, bağımsız sinemanın hegemonik düzenle kurduğu gerilimli ilişkiyi sahneye taşırken; Critics Choice yalnızca oyunculuk ve ana dallarda değil, teknik kategorilerde de güçlü bir rekabet olduğunu ortaya koydu. Palm Springs Film Festivali, endüstriyel stratejilerin ve Oscar öncesi vitrinlerin nasıl işlediğini gösterirken Golden Globe, yıldız parıltısını geri plana iterek anlatı gücünü ve biçimsel riskleri öne çıkaran bir ton değişimini işaret etti.

Bu duraklar birlikte okunduğunda Oscar’a giden yolun çok katmanlı doğası açığa çıkıyor: Bağımsız seslerin sisteme eklemlenmesi, endüstriyel vitrinlerin algı yönetimi ve anlatı odaklı estetik tercihler. Hepsi birlikte, Oscar’ın tek bir favori üzerinden değil; farklı platformlarda istikrarlı biçimde tekrar eden isimler ve anlatılar üzerinden şekillendiğini gösteriyor.

Golden Globe Ödülleri 

Oscar sezonunun en kritik duraklarından biri olan Golden Globe, yalnızca Hollywood’un vitrinini değil, küresel sinema ve televizyon üretiminin yönünü belirleyen bir barometre işlevi görüyor. 

83. Golden Globe Ödülleri, yalnızca sinema ve televizyonun ‘en iyilerini’ seçmekle kalmadı; kültürel üretimin hangi eksenlerde yeniden tanımlandığını da görünür kıldı. 12 Ocak’ta Beverly Hills’te düzenlenen tören; bu yıl yıldız parıltısının geri plana itilmesiyle, anlatı gücü ve biçimsel riskin endüstriyel hegemonya içindeki konumunu tartışmaya açtı.

Golden Globe Ödülleri, Hollywood Foreign Press Association (HFPA) tarafından veriliyor. Los Angeles merkezli olarak çalışan HFPA, dünya çapında yaklaşık 90 uluslararası gazeteci ve medya mensubundan oluşuyor. HFPA üyeleri, Amerikan eğlence sektörünü küresel bir perspektifle takip ediyor ve ödülleri belirliyor. HFPA, son yıllarda şeffaflık ve çeşitlilik eksikliği nedeniyle eleştiriler aldı. Bu nedenle 2023’te yeniden yapılanma sürecine girildi ve Golden Globe’un organizasyonu daha geniş bir endüstri katılımıyla şekillendirilmeye başlandı. Ancak ödüllerin kökeni ve karar mekanizması hâlâ HFPA’ya dayanıyor. 

Hem endüstriyel hem de kültürel açıdan Oscar’a giden yolun en önemli işaretlerinden biri olarak kabul edilen Golden Globe sonuçları, genellikle Oscar yarışının gidişatını etkiliyor.

Kültürel hegemonya ve anlatı gücü

İtalyan Marksist düşünür, siyaset kuramcısı ve gazeteci Antonio Gramsci (1891–1937), en çok geliştirdiği ‘hegemonya kavramıyla tanınır. Bu kavramla iktidarların yalnızca devlet aygıtları ve zorlama yoluyla değil kültür, dil, eğitim, medya ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden rıza üreterek kurulduğunu ortaya koymuştur. Gramsci’nin ‘hegemonya’ kavramı üzerinden bakıldığında Golden Globe’un bu yılki yönelimi, Hollywood’un kendi içindeki ideolojik yeniden üretim mekanizmalarını açığa çıkardı diyebiliriz. Gecenin sunuculuğunu üstlenen komedyen Nikki Glaser’ın açılış monoloğu, kırmızı halı klişelerini ti’ye alırken endüstrinin kendi yapaylıklarını teşhir etme refleksini sürdürdü. Bu teşhir, hegemonik düzenin kendini ‘eleştirel biçimde yeniden üretme stratejisi’ olarak okunabilir: Sistem, kendi zayıflıklarını sahneye taşıyarak bir kez daha meşruiyetini pekiştirdi. 

Sinema: İki film, iki politik yönelim

Törende sinema cephesinde ödül alan “Hamnet”, bireysel travmaları evrensel bir estetik dile tercüme eden anlatısıyla yas ve hafıza ekseninde ilerlerken bireysel deneyimin kolektif hafızaya dönüşümünü temsil etti. Paul Thomas Anderson imzalı “One Battle After Another”, En İyi Film – Müzikal veya Komedi dahil dört ödülle gecenin zirvesine yerleşti. Drama tarafında ise William Shakespeare’in özel hayatına odaklanan “Hamnet”, En İyi Film – Drama seçildi. Paul Thomas Anderson’ın politik ironisiyle dönemin ideolojik çatışmalarını doğrudan sahneye taşıdığı “One Battle After Another”ın  yönetmenlik ve senaryo ödüllerini birlikte kazanması, filmin yalnızca estetik bir başarı değil; aynı zamanda hâkim düzenin içindeki çatlakları görünür kılan bir metin olarak işlev gördüğünü gösterdi. 

Televizyon: Endüstriyel konumlanış

Televizyon kategorilerinde ise büyük sürprizler yaşanmasa da sonuçlar, ekranın sinemayla rekabet etmekten ziyade kendi anlatı derinliğini kurduğunu ortaya koydu. “The Pitt” ve “Adolescence”, televizyonun hegemonik kültür içindeki rolünü yeniden tanımlayarak sinema merkezli hiyerarşiye karşı kendi özerkliğini ilan etti. Noah Wyle ve Rhea Seehorn’un ödül konuşmaları, oyunculuğu bireysel yıldızlıktan çok kolektif emek ve süreklilik üzerinden tanımlayan bir çerçeve sundu. 

Sembolik anlar

Golden Globe birçok unutulmaz ana da sahne oldu. Timothée Chalamet’nin “Marty Supreme” sonrası yaptığı konuşma, başarı anlatısının alışıldık kalıplarını kıran bir kırılma anı olarak öne çıktı. “KPop Demon Hunters”ın animasyon ve müzik alanında kazandığı ödül, popüler kültürün merkezinin artık farklı mecralara yayıldığını gösterdi. Amy Poehler’ın podcast ödülü, medya tanımının genişlediğini ilan ederken, Golden Globe’ta defalarca sunuculuk yapan Ricky Gervais’in törene katılmaması, Golden Globe’un hegemonik ritüellerine mesafeli bir jest olarak yorumlandı. Birlikte ödül sunmaya çıkan Miley Cyrus ile Pamela Anderson arasındaki uyumsuzluk sahnede kırılan bir an olarak sosyal medyada yankı buldu. En büyük sürprizlerinden biri “The Wicked: For Good”un hiç ödül alamaması oldu. 

Gecenin hafızada kalan anları, yalnızca kazananlarla değil, sahneden yükselen itirazlarla da şekillendi. En İyi Erkek Oyuncu – Drama Dizisi kategorisinde adaylar arasında yer alan Mark Ruffalo, Altın Küre sahnesini Minneapolis’te göçmenlik polisi tarafından öldürülen Renee Good’u anmak için kullanırken, yakasına taktığı “Be Good” rozetiyle ödül sezonunun parıltılı yüzeyini bir anda sert bir gerçeklikle deldi. “Bunlar artık normal değil; nasıl sessiz kalabilirim bilmiyorum,” cümlesi, yalnızca bireysel bir tepki değil, bu tür platformların neden hâlâ politik bir alan olarak görüldüğünün de özeti gibiydi. 

Ödül sunmak için mikrofonu alan Jim Carrey ise daha dolaylı ama en az Ruffalo kadar sarsıcı bir yerden konuştu. Ün, başarı ve ödül kavramlarını bilinçli bir ironiyle ters yüz eden Carrey, sahnede kendi kariyerini ve Hollywood’un onay mekanizmasını alaya alarak bu parıltılı sistemin insana gerçekten ne vaat ettiğini sorguladı. Alkışların ortasında açtığı bu varoluş muhasebesi, kutlamanın kendisini hedef alan nadir anlardan biri olarak öne çıktı. Biri doğrudan politik, diğeri varoluşsal bir çatlak yaratan bu iki çıkış; ödül törenlerinin yalnızca alkışlanan anlardan ibaret olmadığını, sessizliğin de konuşmak kadar güçlü bir tercih olduğunu bir kez daha hatırlattı. 

Golden Globe’un bu yılki yönelimi, iki temel stratejiyi açığa çıkardı: Bir yandan sistem kendi yapaylıklarını teşhir ederek meşruiyetini pekiştiriyor, diğer yandan yeni anlatı biçimleri ve estetik riskler kültürel üretimin geleceğini yeniden tanımlıyor. Bu bağlamda 83. Golden Globe, yalnızca ödül töreni değil, aynı zamanda bir dönüşüm sahnesi olarak okunmalı.

83. Golden Globe Kazananları:

Sinema

  • En İyi Film – Drama: “Hamnet”
  • En İyi Film – Müzikal veya Komedi: “One Battle After Another”
  • En İyi Yabancı Dilde Film: “The Secret Agent” (Brezilya)
  • En İyi Animasyon Film: “KPop Demon Hunters”
  • Sinematik ve Gişe Başarısı: “Sinners”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Jessie Buckley – “Hamnet”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Wagner Moura – “The Secret Agent”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal/Komedi): Rose Byrne – “If I Had Legs I’d Kick You”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal/Komedi): Timothée Chalamet – “Marty Supreme”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Teyana Taylor – “One Battle After Another”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Stellan Skarsgård – “Sentimental Value”
  • En İyi Yönetmen: Paul Thomas Anderson – “One Battle After Another”
  • En İyi Senaryo: Paul Thomas Anderson – “One Battle After Another”
  • En İyi Özgün Şarkı: KPop Demon Hunters – “Golden”
  • En İyi Özgün Müzik (Score): Ludwig Göransson – “Sinners”

Televizyon

  • En İyi Drama Dizisi: “The Pitt”
  • En İyi Komedi/Müzikal Dizi: “The Studio”
  • En İyi Mini Dizi: “Adolescence”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Rhea Seehorn – “Pluribus”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Noah Wyle – “The Pitt”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Komedi/Müzikal): Jean Smart – “Hacks”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Komedi/Müzikal): Seth Rogen – “The Studio”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi): Michelle Williams – “Dying for Sex”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi): Stephen Graham – “Adolescence”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi): Erin Doherty – “Adolescence”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi): Owen Cooper – “Adolescence”

Özel Kategoriler

  • En İyi Stand-Up Gösterisi: Ricky Gervais – “Mortality”
  • En İyi Podcast: Amy Poehler – “Good Hang with Amy Poehler”

Palm Springs Uluslararası Film Festivali

Palm Springs Uluslararası Film Festivali (PSIFF), sinema dünyasında ‘Oscar Yarışı’nın Gayriresmi Başlangıcı’ olarak kabul edilen, prestiji oldukça yüksek bir etkinlik. 2026 yılı itibarıyla 37. kez düzenlenen bu edisyon, her yıl olduğu gibi Kaliforniya’nın çöl güneşinde Hollywood’un en büyük yıldızlarını ağırladı. 

PALM SPRINGS, CALIFORNIA – JANUARY 04: A view of the ballroom is seen during the 35th Annual Palm Springs International Film Awards at Palm Springs Convention Center on January 04, 2024 in Palm Springs, California. (Photo by Presley Ann/Getty Images for Palm Springs International Film Society)

Palm Springs Uluslararası Film Festivali, Palm Springs International Film Society tarafından düzenleniyor ve ödüller festivalin jüri heyeti ile birlikte düzenlenen özel ‘Awards Gala’ gecesinde veriliyor. Festival, Oscar sezonunun en kritik duraklarından biri olarak kabul ediliyor; özellikle gala gecesinde verilen onur ödülleri ve jüri seçimleri, Oscar yarışındaki filmlerin görünürlüğünü ve momentumunu doğrudan etkiliyor.

10 günlük maraton

2-12 Ocak 2026 tarihleri arasında Palm Springs, California’da 53’ü dünya prömiyeri, 44’ü ise Oscar’ın ‘Uluslararası Film’ kategorisine aday gösterilen yapımlar olmak üzere 72 ülkeden 168 filmi ağırlayan festival, Oscar sezonunun en kritik uluslararası duraklarından biri olmayı sürdürdü. Festival, yalnızca bir gösterim alanı değil; küresel sinema endüstrisinin nasıl işlediğini gösteren bir laboratuvar işlevi gördü. 

Aynı zamanda retrospektif bir yapıya da sahip olan Palm Springs, uzun süredir Oscar sezonunun endüstriyel vitrini olarak konumlanıyor. Uluslararası filmlerin burada görünürlük kazanması, küresel sinemanın Batı merkezli ödül sistemine nasıl eklemlendiğini açıkça ortaya koyuyor. Festival, bir yandan çeşitlilik söylemini güçlendirirken diğer yandan bu söylemi Oscar yarışının parçası hâline getirerek yeniden çerçeveliyor. 

Açılış ve kapanış filmleri

Festivalin açılış filmi Maryam Touzani’nin “Calle Málaga”, kapanış filmi ise Brian Cox’un yönettiği “Glenrothan” oldu. “Calle Málaga”, İspanyol kültürel bağlamında bireysel hafıza ve toplumsal kimlik arasındaki ilişkiyi tartışırken, festivalin açılışında düzenin ‘çeşitlilik’ söylemini sahneye taşıdı. Kapanış filmi “Glenrothan” ise İskoç kimliğini ve yerel anlatıyı öne çıkararak ulusal sinemanın küresel festival alanında nasıl temsil edildiğini gösterdi. Bu iki film, festivalin açılış ve kapanışında hem çeşitlilik hem de ulusal kimlik stratejilerini naynı anda sahnelendiğini ortaya koydu.

Endüstri politikaları ve Oscar bağlantısı

Festivalin en belirgin işlevlerinden biri, Oscar seçmenleri için bir ‘yakalama alanı’ oluşturması. Uluslararası film adaylarının yoğun biçimde burada gösterilmesi, Palm Springs’in endüstriyel politikalarla doğrudan bağlantısını kanıtlıyor. Bu durum, alternatif seslere alan açarken aynı anda bu sesleri sistemin parçası hâline getiriyor. Festivalin FIPRESCI ödülleri, uluslararası filmler ve performanslar açısından Oscar sezonu öncesi ilk kritik göstergelerden sayılıyor. Özellikle “Sirāt” gibi filmler, Oscar Uluslararası Film kategorisi için kayda değer. Bu yıl Bridges and Borders ve Audience Awards kategorileri açıklanmayarak jüri ödülleriyle sınırlı kalan festivalde Film Awards kapsamında verilen özel onur ödülleri (örneğin DiCaprio, Chalamet) doğrudan Oscar adaylığı garantisi olmasa da Akademi üyelerinin radarında yer almayı güçlendiriyor. 

Palm Springs Film Festivali, Altın Küre’de gördüğümüz anlatı odaklı dönüşümün küresel ölçekteki yansıması olarak okunabilir. Festival, bir yandan farklı ülkelerden gelen filmleri görünür kılarak çeşitlilik söylemini pekiştiriyor; diğer yandan bu filmleri Oscar yarışına entegre ederek Batı merkezli düzeni yeniden üretiyor. Bu bağlamda Palm Springs, bir anlamda kültürel hegemonya ve endüstri politikalarının yeniden üretim sahnesi olarak değerlendirilebilir.

Palm Springs Film Festivali kazananları:

Jüri Ödülleri (FIPRESCI ve Uluslararası Film Yarışması)

  • En İyi Uluslararası Film (FIPRESCI): “Sirāt”(İspanya) Yönetmen: Oliver Laxe
  • En İyi Uluslararası İlk Film (FIPRESCI): “Happy Birthday” (Mısır) – Yönetmen” Sarah Goher
  • En İyi Uluslararası Senaryo (FIPRESCI): “Sentimental Value” (Norveç) – Yönetmen: Joachim Trier & Eskil Vogt
  • En İyi Erkek Oyuncu (Uluslararası Film – FIPRESCI): “Milan Ondrík – Father” (Slovakya) –  Yönetmen: ”Tereza Nvotová 
  • En İyi Kadın Oyuncu (Uluslararası Film – FIPRESCI): Nina Ye, Janel Tsai & Shi-yuan Ma – “Left-Handed Girl” (Tayvan) – Yönetmen: Shih-Ching Tsou 

Belgesel Yarışması

  • En İyi Belgesel: “Natchez” (USA) – Yönetmen: Suzannah Herbert
  • Özel Mansiyon (Belgesel): “Yanuni” (Avusturya) – Yönetmen: Richard Ladkani

Yeni Sesler / Yeni Vizyonlar

  • New Voices New Visions Award: “3670” (South Korea) – Yönetmen: Joon-ho Park 
  • New Voices New Visions Special Mention: “Deaf” (Spain) – Yönetmen: Eva Libertad

Ibero-American Ödülleri:

  • Ibero-American Jury Ödülü: “Runa Simi” (Peru) – Yönetmen: Augusto Zegarra
  • Ibero-American Special Mention: “It Would Be Night in Caracas” (Mexico/Venezuella) –  Yönetmenler: Mariana Rondón & Marité Ugás 

Özel Kategoriler

  • Desert Views Ödülü (Yerel Jüri): “Beloved Tropic” (Panama) – Yönetmen: Ana Endara
  • Young Cineastes Ödülü (Genç Jüri): “Remaining Native” (USA) – Yönetmen: Paige Bethmann 

Onur ve Endüstri Ödülleri 

  • Desert Palm Achievement Award, Actress: Amanda Seyfried – “The Testament of Ann Lee”
  • Desert Palm Achievement Award, Actor: Leonardo DiCaprio – “One Battle After Another” 
  • Icon Award, Actress: Kate Hudson – “Song Sung Blue”
  • Icon Award, Actor: Michael B. Jordan – “Sinners”
  • Variety Creative Impact Award: Dwayne “Rock” Johnson
  • Chairman’s Award: Adam Sandler – “Jay Kelly”
  • Breakthrough Performance Award: Rose Byrne – “If I Had Legs I’d Kick You”
  • Spotlight Actor of the Year Award: Timothée Chalamet – “Marty Supreme” 
  • International Star Award: “Sentimental Value” – Yönetmen: Joachim Trier ve Oyuncular. Renate Reins – Stellan Skardgård – Inga Ibsdotter Lilleaas – Elle Fanning
  • Visionary Award: “Frankenstein” – Yönetmen: Guillermo Del Toro ve Oyuncular: Oscar Isaac – Jacob Elordi – Mia Goth
  • Vanguard Award: “Hamnet” – Yönetmen. Chloé Zhao ve Oyuncular. Jessie Buckley, Paul Mescal
  • Career Achievement Award: Ethan Hawke – “Blue Moon”
  • Outstanding Artistic Achievement Award (Müzik): Miley Cyrus – “Dream As One” (Avatar: Fire and Ash)

Critics Choice Ödülleri

Oscar sezonunun ritmini belirleyen en kritik duraklardan bir diğeri olan Critics Choice, yalnızca ödül dağıtan bir tören değil; eleştirmenlerin kolektif tercihleriyle yarışın yönünü ve tonunu şekillendiren bir gösterge haline geliyor. 

Critics Choice Ödülleri, ABD ve Kanada’daki en büyük film eleştirmenleri topluluğu olan Critics Choice Association (CCA) tarafından düzenleniyor ve ödüller bu derneğin üyeleri tarafından veriliyor. 

1995’te kurulan ve eski adı Broadcast Film Critics Association (BFCA) olan CCA, ABD ve Kanada’daki en büyük film eleştirmenleri organizasyonu olarak bünyesinde Los Angeles merkezli, televizyon, radyo ve çevrimiçi mecralarda çalışan 600’den fazla eleştirmen barındırıyor. Bu eleştirmenlerin kolektif oylarıyla belirlenen sonuçlar, Oscar sezonunun tonunu ve yönünü şekillendiren en güçlü göstergelerden biri kabul ediliyor. 

Critics Choice sonuçları, genellikle Oscar adaylarının görünürlüğünü artırıyor. Eleştirmenlerin tercihi, Oscar’da hangi filmlerin ve oyunculukların öne çıkabileceğine dair güçlü bir gösterge sunuyor. Görkemli tören, geniş medya kapsamı sayesinde Oscar kampanyalarının ivme kazanmasına yardımcı oluyor.

Sinema da güçlü rekabet

31. Critics Choice, bu yıl da ödül sezonunun tonunu belirleyen duraklardan biri oldu. 4 Ocak 2026 tarihinde Santa Monica, California’daki Barker Hangar’da düzenlenen tören, hem sinema ve televizyon kategorilerindeki güçlü rekabetle hem de kırmızı halıdaki stil kodlarıyla dikkat çekti.

Sinema tarafında “One Battle After Another” yine gecenin en çok konuşulan yapımıydı; En İyi Film, Yönetmen ve Uyarlama Senaryo ödülleriyle Paul Thomas Anderson’ı sezonun en güçlü isimlerinden biri haline getirdi. Oyunculuk kategorilerinde Timothée Chalamet (“Marty Supreme”) ve Jessie Buckley (“Hamnet”) öne çıkarken, Ryan Coogler “Sinners” ile ‘En İyi Özgün Senaryo! ödülünü aldı.

Televizyon giderek güçleniyor

Televizyon cephesinde ise “The Pitt”, “Severance”, “Hacks”, “The Studio” ve “Nobody Wants This” gibi yapımlar rekabetin yüksekliğini ve çeşitliliğini hatırlattı. Bu çeşitlilik, televizyonun sinemayla rekabet etmekten çok kendi anlatı derinliğini kurduğunu bir kez daha gösterdi.

Gecenin görsel kodları klasik Hollywood zarafetini modern ve kişisel dokunuşlarla dengeledi. Heykelsi siluetler, akışkan metalikler ve derin mücevher tonları öne çıktı. Timothée Chalamet ve Kylie Jenner’ın törendeki birlikteliği ise ödül sezonunun magazinel boyutunu besleyen anlardan biri oldu.

Sezonun sektör içi konsensüsünü ve teknik mükemmeliyet vurgusunu görünür kılarken sinema, televizyon ve dijital platformlarda öne çıkan yapımların  ödüllendirildiği tören, Oscar sezonunun ilk büyük televizyon yayını olarak hem estetik hem de endüstriyel sinyaller açısından kritik bir durak işlevi gördü. 

31. Critics Choice kazananları:

Sinema 

  • En İyi Film: “One Battle After Another”
  • En İyi Yönetmen: Paul Thomas Anderson – “One Battle After Another”
  • En İyi Uyarlama Senaryo: “One Battle After Another”
  • En İyi Erkek Oyuncu: Timothée Chalamet – “Marty Supreme”
  • En İyi Kadın Oyuncu: Jessie Buckley – “Hamnet”
  • En İyi Özgün Senaryo: Ryan Coogler – “Sinners”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jacob Elordi – “Frankenstein”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Amy Madigan – “Weapons”
  • En İyi Genç Oyuncu: Miles Caton – “Sinners”
  • En İyi Görüntü Yönetimi: Adopho Veloso “Train Dreams”
  • En İyi Kurgu: Stephen Mirrione “F1”
  • En İyi Oyuncu Seçimi ve Topluluk Performansı: Francine Maisler – “Sinners”
  • En İyi Prodüksiyon Tasarımı: Tamara Deverell & Shane Vieau – “Frankenstein”
  • En İyi Kostüm Tasarımı: Kate Hawley – “Frankenstein”
  • En İyi Makyaj ve Saç: Mike Hill, Jordan Samuel, Cliona Furey – “Frankenstein”
  • En İyi Görsel Efekt: Joe Letteri, Richard Baneham, Eric Saindon, Daniel Barret – “Avatar:Fire and Ash”
  • En İyi Stunt Tasarımı: Wade Eastwood – “Mission Impossible – The Final Reckoning”
  • En İyi Animasyon Film: “Kpop Demon Hunters”
  • En İyi Komedi: “The Naked Gun”
  • En İyi Yabancı Film: “The Secret Agent”
  • Çoklu Ödül Kazananlar: “Sinners” ve “Frankenstein” (dörder ödül)
  • En İyi Şarkı: “Golden” – Ejae, Mark Sonnenblick, Ido, 24, Teddy, (“Kpop Demon Hunters”)
  • En İyi Score: Ludwig Göransson – “Sinners”
  • En İyi Ses: “F1”

Televizyon 

  • En İyi Drama Dizisi: “The Pitt”
  • En İyi Komedi Dizisi: “The Studio”
  • En İyi Mini Dizi: “Adolescence”
  • En İyi Yabancı Dizi: “Squid Game”
  • En İyi Variety Serisi: “Last Week Tonight with John Oliver”
  • En İyi Televizyon Filmi: “Bridget Jones: Mad About The Boy”
  • En İyi Talk Show: “Jimmy Kimmel Live!”  
  • En İyi Comedy Special: “SNL 50: The Anniversary Special” 
  • En İyi Animasyon Serisi: South Park  
  • En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Noah Wyle – “The Pitt”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Rhea Seehorn – “Pluribust”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Komedi): Seth Rogan – “The Studio”
  • En İyi Kadın Oyuncu (Komedi): Jean Smart – “Hacks”
  • En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi): Stephen Graham – “Adolescence”   
  • En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi): Sarah Snook – ”All Her Fault”  
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama): Tremal Tillman  – “Severance”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama): Katherine LaNasa – “The Pitt”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi): Ike Barinholtz -– “The Studio”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi): Janelle James for Abbott Elementary   
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi): Owen Cooper – “Adolescence”  
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi): Erin Doherty – “Adolescence”   

Özel Kategoriler

  • Lifetime Achievement Award (Yaşam Boyu Başarı Ödülü): Paul Thomas Anderson
  • SeeHer Award: Jessie Buckley

Gotham Bağımsız Film Festivali ve Ödülleri

1 Aralık 2025’te New York’ta Cipriani Wall Street’te düzenlenen Gotham Bağımsız Film Festivali ve ödülleri, Oscar sezonunun en erken barometrelerinden biri olarak yalnızca ödül dağıtımı değil, aynı zamanda bağımsız sinemanın endüstri içindeki konumunu yeniden tanımlayan bir sahne işlevi gördü.

Gotham Ödülleri, New York merkezli The Gotham Film & Media Institute (eski adıyla Independent Filmmaker Project – IFP) tarafından düzenleniyor ve ödüller bu kurumun üyeleri ile belirlenen bağımsız jüri tarafından veriliyor. Oscar sezonunda özellikle bağımsız filmlerin görünürlüğünü artırarak yarışa dahil olmalarını sağlayan en erken ve en etkili duraklardan biri kabul ediliyor.

Bağımsız sinemanın en prestijli duraklarından biri olarak Oscar sezonunun açılışını yapan ödüller, endüstriyel lobilerden çok bağımsız seslerin ve estetik risklerin görünür olmasını sağlıyor. Aralık başında gerçekleşen tören, Oscar yarışında hangi filmlerin öne çıkabileceğine dair ilk güçlü işaretleri veriyor. Dolayısıyla Gotham, yalnızca bağımsız sinemanın kimliğini sahneye taşımakla kalmıyor; Oscar’a giden yolun tonunu ve yönünü belirleyen en erken ve en kritik duraklardan biri olarak işlev görüyor.

Bağımsız sinemanın meydan okuması 

Bağımsız sinemanın meydan okuması 2025’in son ayında Gotham’da görünür hale geldi. Festival, Hollywood merkezli düzenin alışıldık başarı kalıplarına karşı alternatif bir estetik ve politik dil sundu. Öne çıkan yapımlar, yalnızca endüstriyel sistemin içine çekilmekle kalmadı; aynı zamanda kendi özerkliğini ilan ederek bağımsız sinemanın varlık iddiasını güçlendirdi.

“One Battle After Another” en çok adaylık alan film oldu (6 adaylık) ama yalnızca “En İyi Film’ ödülünü alabildi. “It Was Just an Accident”, üç ödülle gecenin en çok kazananı oldu.

Tamamen farklı bir yapı

Gotham Bağımsız Film Ödülleri, bu yıl bağımsız sinemanın karşı-hegemonik iddiasını sahneye taşıyor. İşlevi, vitrin ve algı yönetimi stratejilerinden tamamen farklı, örneğin Gotham Ödülleri’ndeki performans ödülleri 2021’den bu yana cinsiyete bakılmaksızın verilen ‘Outstanding Lead Performance’ ve ‘Outstanding Supporting Performance’, ‘Breakthrough Performer’  gibi cinsiyetsiz kategorilere dönüşmüştü. Bu bile ödüllerin farkını ortaya koyan radikal bir dönüşüm.

Gençlere görünülük fırsatı

Gotham Bağımsız Film Ödülleri’nde yer alan Focus Features Öğrenci Kısa Film Gösterimi kategorisi, genç yönetmenlere doğrudan endüstriyle buluşma imkânı sunmasıyla ayrıcalıklı bir konuma sahip. Cannes veya Sundance gibi festivaller daha çok uluslararası vitrin işlevi görürken, Gotham bu program aracılığıyla ve JetBlue ve Focus Features iş birliğiyle MFA öğrencilerinin kariyer başlangıcına hem finansal hibe hem de dijital gösterim fırsatı vererek somut destek sağlıyor. Böylece Gotham, yalnızca ödül dağıtan bir platform değil, aynı zamanda yeni kuşak sinemacıların sektöre girişini hızlandıran bir köprü işlevi görerek diğer festival ve ödüllerden ayrışıyor. 

Vitrin ve algı yönetiminden çok belirsizlikler üzerinden bağımsız sinemanın varlık alanını savunan Gotham, bağımsız sinemayı aslında olması gerektiği gibi eşsiz bir deneyime dönüştürerek, endüstriyel bireycilik söylemine karşı kolektif emek ve süreklilik üzerinden yeni bir çerçeve sunuyor. Bu nedenle, Oscar sezonunun erken barometresi olmanın ötesinde bağımsız sinemanın meydan okuma sahnesi olarak okunabilir.  

Gotham Bağımsız Film Ödülleri kazananları:

  • En İyi Film (Best Feature): “One Battle After Another” – Paul Thomas Anderson
  • En İyi Uluslararası Film (Best International Feature): “It Was Just an Accident”
  • En İyi Belgesel (Best Documentary Feature): My Undesirable Friends: Part I – Last Air in Moscow
  • En İyi Özgün Senaryo (Best Screenplay): “It Was Just an Accident” 
  • En İyi Uyarlama Senaryo: Harry Lighton – “Pillion”
  • En İyi Yönetmen (Best Director): Jafar Panahi – “It Was Just an Accident” 
  • Çıkış Yapan Yönetmen: Akinola Davies Jr. – “My Father’s Shadow” 

Özel Kategoriler

  • Üstün Performans: Sopé Dìrísù – “My Father’s Shadow” 
  • Yardımcı Üstün Performans: Wunmi Mosaku – “Sinners” 
  • En İyi Çıkış Yapan Oyuncu: Abou Sangaré – “Souleymane’s Story” 
  • Focus Features & JetBlue Öğrenci Kısa Film Ödülü (Seventh Annual Showcase Öğrenci Kategorisi): Bu yılın kazananları ise Maria Regina Rios Ceja (Loyola Marymount Üniversitesi, Belki Seni Bir Soygunda Bulurum), Cameron Clay (Columbia Üniversitesi, İsa Geliyor), Sergio Muñoz Esquer (Texas Üniversitesi, Austin, Hafızalı Bir Göçmenin Baladı) ve ishkwaazhe Shane McSauby (New York Üniversitesi, The Beguiling) 

Tributelar:

  • Gotham Ensemble Tribute:Sinners” – Michael B. Jordan, Hailee Steinfeld, Miles Caton, Jack O’Connell, Wunmi Mosaku, Jayme Lawson, Omar Miller, Buddy Guy, Li Jun Li, Delroy Lindo
  • Gotham Director Tribute: Noah Baumbach – “Jay Kelly
  • Gotham Vanguard Tribute: “Frankestein”
  • Gotham Spotlight Tribute: Tessa Thompson  – “Hedda
  • Gotham Musical Tribute: Hugh Jackman & Kate Hudson – “Song Sung Blue
  • Gotham Cultural Icon Tribute: Scott Cooper & Jeremy Allen White – “Springsteen: Deliver Me from Nowhere
  • Gotham Visionary Tribute: Luca Guadagnino & Julia Roberts – After the Hunt

Önümüzdeki festivaller ve ödüller haritası

Akademi Ödülleri, tek bir gecelik ihtişamdan ibaret değil; aylar süren görünürlük, algı ve süreklilik sürecinin sonucu. Oscarlara giden yol, farklı festival ve ödül törenlerinin birbirini tamamlayan işlevleriyle şekilleniyor. 

Gotham Ödülleri, bağımsız sinemanın sesini yükselterek yarışın açılışını yaparken Critics Choice Ödülleri, eleştirmenlerin kolektif tercihleriyle sezonun tonunu belirliyor. Golden Globe hem sinema hem televizyonu kapsayan yapısıyla Oscar öncesi en geniş vitrinlerden biri olarak öne çıkıyor. Palm Springs Uluslararası Film Festivali ise jüri ödülleri ve yıldızların buluştuğu Awards Gala ile endüstriyel stratejilerin vitrinini kurarak Oscar kampanyalarına ivme kazandırıyor. 

Bu duraklar birlikte okunduğunda, Oscar’a giden yolun yalnızca kırmızı halının parıltısıyla değil; bağımsız seslerin sisteme eklemlenmesi, eleştirmenlerin yön tayini, endüstriyel vitrinlerin algı yönetimi ve anlatı odaklı estetik tercihlerle örülen çok katmanlı bir süreç olduğu ortaya çıkıyor.

Oscar’a kadar daha birçok festival ve ödül töreni bizi bekliyor; seyirciler olarak bizim de yolumuz uzun ve her yeni durak bu çok katmanlı yapıyı daha da genişleterek, sezonun estetik ve endüstriyel yönelimlerini daha belirgin hâle getiriyor. Önümüzdeki buluşmalar, bağımsız seslerin görünürlüğünü artıracak, endüstriyel vitrinlerin stratejilerini daha açık kılacak ve anlatı odaklı estetik tercihlerin hangi filmleri öne çıkaracağını daha net gösterecek.

Sundance Film Festivali

(22 Ocak – 1 Şubat / Park City & Salt Lake City – ABD)

Sundance, doğrudan Oscar tahminlerinin yapıldığı bir alan değil; ancak bağımsız sinemanın tonunu belirleyen kritik bir sahne. Burada prömiyer yapan filmler, çoğu zaman sonradan büyüyen yapımlar olarak uzun bir ödül yolculuğuna başlıyor. Sundance, bağımsız sesleri görünür kılarken aynı zamanda onları kaçınılmaz biçimde endüstriyel sistemin içine çeken bir eşik işlevi görüyor.

Göteborg Film Festivali

(23 Ocak – 1 Şubat / Göteborg – İsveç)

İskandinav sineması ve güçlü Avrupa seçkileriyle dikkat çeken Göteborg, Oscar için doğrudan bir işaret fişeği değil. Buna rağmen festival, uluslararası adaylık atmosferini besleyerek Avrupa merkezli estetik damarların canlı kalmasına katkı sunuyor. Bölgesel sinemanın küresel ödül sistemine nasıl eklemlendiğini göstermesi açısından anlamlı bir durak.

Uluslararası Rotterdam Film Festivali

(29 Ocak – 8 Şubat / Rotterdam – Hollanda)

Rotterdam, Oscar yarışının doğrudan parçası olmasa da uluslararası sinema dilinin nabzını tutan bir yansıma alanı. Buradan çıkan filmler, festival yolculuklarında güçlenerek küresel sinema ağında entelektüel bir etki yaratıyor. Bu etki Oscar bağlamında dolaylı; ancak ana akım anlatının sınırlarını genişleten alternatif sinema biçimlerinin görünürlük kazanmasına katkı sağlıyor.

DocPoint – Helsinki Belgesel Film Festivali

(3 – 8 Şubat / Helsinki – Finlandiya)

DocPoint, belgesel kategorisini yakından takip edenler için önemli bir durak. Oscar belgesel yarışında bu tür festivallerin yankısı sıklıkla hissediliyor. DocPoint, belgesel sinemada biçimsel ve tematik sınırları genişleten bir alan olarak işlev görüyor.

Santa Barbara Uluslararası Film Festivali

(4 – 14 Şubat / Santa Barbara – ABD)

Santa Barbara, klasik anlamda bir festivalden çok Oscar sezonunun vitrinlerinden biri olarak işliyor. Onur ödülleri ve söyleşiler aracılığıyla oyuncuların ve filmlerin Oscar öncesi algısını güçlendiriyor. Buradaki etki, sanatsal değil psikolojik ve endüstriyel: film endüstrisinin ‘algı yönetimi’ boyutunu görünür kılıyor. Santa Barbara’da verilen ödüller, Oscar öncesi görünürlük stratejilerinin önemli bir parçası.

Directors Guild of America (DGA) Awards

(7 Şubat / Los Angeles, ABD)

DGA, ‘En İyi Yönetmen’ Oscar’ının en güvenilir göstergesi olarak kabul edilir. Son yirmi yılın istatistikleri, bu ödülün Oscar’la neredeyse birebir örtüştüğünü gösteriyor. Medyatik görünürlüğü sınırlı olsa da endüstri içindeki ağırlığı son derece yüksek; bu nedenle DGA sonuçları, yarışın teknik ve estetik yönünü netleştiren bir eşik işlevi görür. Bir lonca ve meslek ödülü olan DGA, yalnızca bir sonraki tören olarak okunamaz. Oscar sezonunu bir algı ve endüstriyel konsensüs döngüsü olarak gördüğünde yönetmenlik estetiğini sınar. DGA Awards, geleneksel olarak Beverly Hilton’da düzenleniyor. Mekânın kapalı ve sektör içi karakteri, törenin gösteriden çok mesleki konsensüs üretmeye odaklanan doğasıyla örtüşüyor. 

Berlin Film Festivali (Berlinale)

(12 – 22 Şubat / Berlin – Almanya)

Berlinale, A-list bir festival olarak Oscar yarışına dolaylı ama ciddi bir ağırlık koyuyor. Altın Ayı kazananı her zaman Oscar’a taşınmasa da burada parlayan filmler ve isimler sezonun geri kalanında dikkatle izleniyor. Berlin, Avrupa merkezli estetik ve politik yönelimleri küresel sahneye taşıyan en güçlü platformlardan biri olmayı sürdürüyor.

Dublin Uluslararası Film Festivali

(19 Şubat – 1 Mart / Dublin – İrlanda)

Avrupa sinemasının Oscar öncesi alternatif duraklarından biri olan Dublin, özellikle uluslararası film kategorisinde radar genişletiyor. Festival, Anglo-Avrupa merkezli sinema ekosisteminin sürekliliğini ve kültürel dolaşımını işaret eden bir örnek olarak öne çıkıyor.

BAFTA – British Academy Film Awards

(22 Şubat / Londra, Birleşik Krallık) 

İngiliz Sinema ve Televizyon Akademisi’nin film ödülleri BAFTA, Amerikan merkezli ödül anlatısına uluslararası bir denge unsuru ekler. Yönetmenlik, senaryo ve teknik dallarda Oscar’dan farklı tercihler üretebilmesi, yarışın kesinleşmiş görünen favorilerini sarsabilir. Özellikle ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Film’ sonuçları, Oscar’da olası sürprizlerin ilk işaret fişeği olarak okunur. BAFTA töreni 22 Şubat’da olduğundan, 22 Ocak’taki Oscar aday açıklaması ile ödül gecesi arasında kritik bir ara durak konumunda. BAFTA, Londra Southbank’teki Royal Festival Hall’da gerçekleştirilecek. BAFTA’nın Londra’da konumlanması, törene bilinçli biçimde Avrupa merkezli, kültürel ve entelektüel bir ağırlık kazandırıyor; Oscar’a alternatif değil ama dengeleyici rolünü pekiştiriyor 

Producers Guild of America (PGA) Awards

(28 Şubat / Los Angeles, ABD)

PGA, Oscar’ın tercihli oy sistemine en yakın yapıya sahip ödül olarak öne çıkıyor. ‘En İyi Film’ hattının akademi içi desteğini ölçer. Bu nedenle PGA’de “En İyi Film” kazanan yapım, Akademi’de de geniş tabanlı destek gördüğünün güçlü bir göstergesi sayılır ve ciddi adaylardan oluyor. Büyük sürprizler üretmiyor; daha çok sezon boyunca istikrarlı biçimde öne çıkan filmleri teyit ediyor. PGA, film bütünlüğünü sınıyor ve  tarih hiyerarşisiyle, Oscar sezonunun anlatı ritmini açık ediyor:
Adaylık – Lonca Onayı – Akademi Onayı. PGA, son yıllarda Century City’deki Fairmont Century Plaza’da konumlanıyor. Akademi’nin tercihli oy sistemine en yakın yapıya sahip bu ödüller için mekân seçimi, stüdyolar ve yapımcı ağlarına fiziksel yakınlığıyla anlamlı. 

Screen Actors Guild Awards (SAG)

(1 Mart / Los Angeles – ABD)

Akademi’nin en geniş oy veren grubunu oyuncular oluşturduğu için SAG, Oscar yolculuğunun en kritik duraklarından biri kabul ediliyor.  Bu tören oyuncu loncalarının en geniş örgütlenmesine sahip olduğu için özellikle ‘En İyi Film – Oyuncu Kadrosu (Ensemble)’ ödülü, “En İyi Film” Oscar’ı için güçlü bir öncü sinyal üretiyor. Bireysel oyunculuk ödüllerinde SAG–Oscar örtüşmesi yüksek olduğundan, burada öne çıkan performanslar yarışın son virajında ciddi ağırlık kazanıyor. Bu yıl, SAG Awards resmî adıyla The Actor Awards presented by SAG-AFTRA olarak düzenlenecek SAG seçimleri aday duyurusunu 7 Ocak 2026’da yaptıktan sonra final töreni ve 1 Mart Pazar gecesi canlı olarak yayınlanacak. Bu tarih de Oscar’a çok yakın bir ana denk geliyor. SAG Awards, son yıllarda olduğu gibi 2026’da da Los Angeles’ta, geniş katılımlı lonca törenlerine uygun olan Shrine Auditorium & Expo Hall’da düzenleniyor. Oyuncu loncasının kolektif yapısını vurgulayan bu mekân seçimi, törenin ensemble merkezli karakteriyle örtüşüyor. 

Glasgow Uluslararası Film Festivali

(5 –  7 Mart / Glasgow – Birleşik Krallık)

Geniş uluslararası programıyla film farkındalığını artıran Glasgow, Oscar yarışına doğrudan etki etmese de küresel sinema ağında alternatif sesleri görünür kılıyor. Bu görünürlük, ana akım dışı üretimlerin sistem içinde nasıl yeniden konumlandığını izlemek açısından önemli.

Writers Guild of America (WGA) Awards

(8 Mart / Los Angeles, ABD)

WGA, senaryo kategorilerinde Oscar için önemli bir referans noktası. Ancak sendika kuralları nedeniyle bazı filmlerin yarış dışı kalabilmesi, sonuçların doğrudan genellenmesini zorlaştırıyor. Buna rağmen özgün ve uyarlama senaryo dallarında, Akademi’nin anlatı tercihlerini okumak açısından güçlü ipuçları sunuyor. WGA sonuçları, Oscar aday listesinden önceki veya hemen sonraki haftalarda konumlanarak aday momentumunu şekillendiriyor. WGA Awards, 2026 sezonunda The Beverly Hilton Hotel’da düzenlenecek. Mekân, DGA ile paralel biçimde, törenin gösteriden ziyade anlatı ve mesleki temsil odağını vurguluyor. 

Oscar’a doğru

Golden Globe, Palm Springs, Critics Choice ve Gotham bize dört farklı gerçeklik sundu: Biri medyatik ve anlatı odaklı, biri sektör içi ve performans merkezli, biri bağımsız sinemanın meydan okumasını görünür kılan; diğeri ise sinema, televizyon ve dijital platformlar üzerinden sezonun ilk güçlü ipuçlarını sunan dört ayrı sahne. Önümüzdeki dönemde açıklanacak ödüllerin önemli bir bölümü lonca ödülleri. Bu ödüller, kamuoyu algısından çok endüstri içi konsolidasyonu ve meslek birliklerinin ortak reflekslerini temsil ediyor.

Sezon boyunca dağılan ödüller anlatıyı parça parça kurarken; eleştirmen tercihleri ve lonca kararları bu parçaların Oscar gecesinde hangi başlıklar altında birleşeceğini ortaya koyuyor. 

Oscar sezonu, tek bir gecede değil; aylar süren bir algı, görünürlük ve süreklilik süreci içinde şekilleniyor. Bu takvimin artık netleştiğini söyleyebiliriz. 2026 Oscar Ödülleri, 15 Mart 2026 Pazar günü Los Angeles’taki Dolby Theatre’da düzenlenecek ve bu yıl 98. kez sahiplerini bulacak. Adaylar ise 22 Ocak 2026 Perşembe günü açıklanacak.

Sunuculuğunu Conan O’Brien’ın üstleneceği 98. Akademi Ödülleri’nde bu yıl ilk kez ‘En İyi Oyuncu Seçimi’ kategorisi yer alıyor. Ayrıca yapay zekâ ile üretilen içeriklerin adaylık sürecine etkisine dair yeni kurallar devreye girdi. Golden Globe, Palm Springs, Critics Choice ve Gotham gibi erken durakların ardından 22 Ocak’ta açıklanacak aday listesiyle yarış resmen somutlaşmış olacak.

Gerçek Oscar okumaları, tekil zaferlerden çok; farklı platformlarda, farklı bağlamlarda istikrarlı biçimde tekrar eden isimlere ve anlatılara bakılarak yapılmalı. Sezon henüz yeni başlarken görünen şu: 2026’da Oscar’a giden yol, sabır isteyen, çatallanan ve zamanla daralan bir süreç üzerinden ilerleyecek.

Yani yarış henüz başlamadı bile, yalnızca görünür hâle geldi.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×