
Japon mimar Kengo Kuma, Seul’ün en çağdaş ve stil sahibi bölgelerinden Gangnam’da konumlanan Audeum’u tasarladı. Sesi merkeze alan bu yapı, klasik müze anlayışının ötesine geçerek dünyada yalnızca işitsel deneyime adanmış ilk müzelerden biri olarak öne çıkıyor.
Yetmiş yaşındaki usta mimar, otuz yılı aşkın süredir doğa, teknoloji ve insan arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan bir mimari dil inşa ediyor. Kengo Kuma & Associates (KKAA) imzasını taşıyan kamusal ve özel yapılar, çevreleriyle güçlü bir bağ kuruyor; ahşap ve taş gibi doğal malzemeler aracılığıyla mekânla doğa arasında sakin ama derin bir uyum yaratıyor.


Kengo Kuma’nın en yeni ve en iddialı projesi ise Audeum. Güney Kore’nin başkenti Seul’de yükselen bu yapı, “dünyanın ilk ses müzesi” olarak tanımlanıyor. Yedi kata yayılan ve 11 bin metrekareyi aşan Audeum, sesi yalnızca işitsel bir unsur olarak değil; görsel öğeler, ışık, rüzgâr ve koku ile birlikte bütüncül bir deneyimin parçası olarak ele alıyor. Kengo Kuma’nın ofisi yapıyı şu sözlerle tanımlıyor:
“Burası yalnızca ses dinlenen bir mekân değil; insanı yeniden doğal bir dengeye taşıyan, beş duyunun tamamını harekete geçiren mimari bir enstrüman.”
Ahşapla Sarılı Bir Deneyim
Yapının cephesi, bambu ormanından süzülen güneş ışığını anımsatan hareketli gölgeler yaratan 20 bin alüminyum tüpten oluşuyor. Bilinçli biçimde rastgele yerleştirilen bu tüpler, düzensizlik ile doğadaki düzen arasındaki hassas dengeyi vurguluyor. Işığın; iklim, hava koşulları, günün saati ve mevsimlere göre sürekli değişen karakteri böylece mimarinin asli bir parçası haline geliyor.



Sergi alanlarında Kengo Kuma’nın “wood draping” olarak adlandırdığı, klasik ahşap kaplama anlayışından ayrılan özel bir teknik kullanılıyor. Bu yaklaşım, ahşabın sertliğini değil; yumuşaklığını, dokusunu ve doğal karakterini ön plana çıkarıyor. Mekânsal etki, ahşap yüzeylerle sınırlı kalmıyor; tavana kadar uzanan yarı saydam kumaş kemerler, organik ve floral formlarıyla ışığı yumuşatarak mekâna neredeyse şiirsel bir atmosfer kazandırıyor.


Koyu tavanlar ve iç kabuğun güçlü akustiği galeri alanlarını derinleştirirken, cepheden yansıyan ışık projeksiyonları sayesinde karanlık koridorlar dramatik bir geçiş alanına dönüşüyor. Audeum, sesi dinlemenin ötesinde; duyularla algılanan, bedensel ve zihinsel bir mimari deneyim sunuyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





