Koç Holding iş birliğiyle Londra’daki Victoria and Albert Museum’da açılacak Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, İstanbul’un Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan 1600 yıllık sanat, tasarım ve mimarlık mirasını 200’ü aşkın eserle bir araya getiriyor.
Dünyada çok az şehir, İstanbul kadar uzun bir zaman boyunca siyasi gücün, inancın ve sanatın merkezinde kaldı. Şimdi bu olağanüstü miras, Londra’daki Victoria and Albert Museum’un büyük ölçekli yeni sergisinin merkezinde.
Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, MS 330’dan 1922’ye uzanan yaklaşık 1600 yıllık dönemi sanat, tasarım ve mimarlık üzerinden ele alıyor. Sergi, kentin birbirini izleyen iki büyük imparatorluğun, Bizans ve Osmanlı’nın, siyasi ve dini merkezi olduğu yüzyıllara bakarken bu iki dünyanın farklı ama birbiriyle bağlantılı sanat ve tasarım geleneklerini de görünür kılıyor.
7 Kasım 2026’da V&A South Kensington’da açılacak sergide, nadiren görülen eserlerin de aralarında bulunduğu 200’ü aşkın obje yer alıyor. İnce ipekler ve tarihi giysilerden seramik karolara, mozaiklerden sofra eşyalarına; değerli maden işçiliği ve mücevherlerden heykellere, mimari parçalara, el yazmalarına ve resimlere uzanan seçki, İstanbul’un yüzyıllar boyunca yarattığı olağanüstü görsel dünyayı ortaya koyuyor.
Bir Başkentin Doğuşu
Serginin ilk bölümü Grand Beginnings, Konstantinopolis’in MS 330’da Büyük Konstantin tarafından birleşik Roma İmparatorluğu’nun başkenti olarak yeniden kuruluşuna odaklanıyor.
Kentin stratejik konumunun yanı sıra gelişmiş su sistemleri ve güçlü surları gibi yükselişini mümkün kılan altyapı da bu bölümün odağında. İkonlar ve kutsal emanetlerin kentin gücü ve kimliğindeki yeri de anlatının bir parçası.
Bölüm aynı zamanda dönemin toplumsal ve siyasi hayatının merkezi olan Hipodrom’a uzanıyor. Araba yarışları burada yalnızca kitlesel bir eğlence değil, imparatorluk ihtişamının ve siyasi gücün sergilendiği büyük bir gösteri olarak karşımıza çıkıyor.
Yeryüzü ile Gökyüzü Arasında
Heaven and Earth başlıklı ikinci bölüm, sanat ve mimarinin Hristiyanlıkla kurduğu ilişkiye bakıyor. Bizans imparatorlarının kutsal imgeleri güç ve otoritenin bir ifadesi olarak nasıl kullandığını incelerken, klasik sanat ve düşüncenin Bizans dünyasında varlığını nasıl sürdürdüğünü de gösteriyor.
Seçkide Gaspare Fossati’nin 1852 tarihli, elle renklendirilmiş Aya Sofia Constantinople litografisi ile yaklaşık MS 600’e tarihlenen erken Bizans dönemine ait bir bilezik gibi eserler yan yana geliyor.
Gücün Görsel Dili
Üçüncü bölüm Power and Reach, Osmanlı sarayının hem barış hem de savaş dönemlerinde iktidarı görsel ihtişam aracılığıyla nasıl ortaya koyduğuna odaklanıyor.

İpek, değerli taşlar, fildişi, gümüş ve altın gibi lüks malzemelerin imparatorluk kimliğinin oluşumundaki rolü, görkemli kamusal geçitlerle birlikte ele alınıyor.
Türkiye’den gelen mücevherli fildişi bir kemerin yanı sıra, yaklaşık 1809’da İstanbul’da anonim bir Rum sanatçı tarafından yapılan The Sultan Riding Out in Procession to Friday Prayers adlı suluboya da bu bölümde yer alıyor.
Şehrin İçinde Hayat
Serginin son bölümü Life in the City, İstanbul’u farklı dillerin, inançların ve sanat geleneklerinin bir arada var olduğu kozmopolit bir merkez olarak ele alıyor.
Nadir eserler aracılığıyla dini toplulukların bir arada yaşamından şehrin gündelik ritmine uzanan bir İstanbul portresi çiziliyor. Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve eğlence kültürü de bu anlatının parçası.
- yüzyıla gelindiğinde ise kentin zevkleri değişmeye başlıyor. Paris başta olmak üzere farklı üslupların etkisi, İstanbulluların modasını, tasarım anlayışını ve modern kent kimliğini giderek daha fazla şekillendiriyor.

1800-1850 yılları arasına tarihlenen, muhtemelen İstanbul yapımı gümüş yaldızlı bakır kahve ibriği ile Osman Hamdi Bey’in 1887 tarihli Gezintide Kadınlar eseri, bölümün dikkat çeken parçaları arasında.
İstanbul’dan Avrupa’ya
Serginin finalinde bakış yönü İstanbul’dan Avrupa’ya çevriliyor.
Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyıl Avrupa’sındaki etkileri; baskılar, tekstiller ve mozaik örnekleri üzerinden izleniyor. V&A koleksiyonundan Owen Jones ve William Morris gibi isimlerin çalışmalarının da yer aldığı bu son bölüm, İstanbul’da yüzyıllar boyunca gelişen sanat ve tasarım geleneklerinin Avrupa’da bıraktığı izleri görünür kılıyor.
Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, İstanbul’un tarihini yalnızca iki büyük imparatorluğun birbirini izlediği bir kronoloji üzerinden değil; 1600 yıl boyunca değişen, dönüşen ve geniş bir coğrafyada iz bırakan olağanüstü bir sanat ve tasarım mirası üzerinden anlatıyor.
Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires
7 Kasım 2026 – 9 Mayıs 2027
V&A South Kensington, Londra
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!







Yorumlar kapatıldı.