İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ölümlü Yaratıcı, Ölümsüz Yaratık: Polidori ve Vampirin Doğuşu

Yazı: Halenaz Ekmekçiler

ekmekciler.halenaz.5@gmail.com

1816 yazı, Avrupa’nın hafızasında “volkanik kış” olarak geçer. Endonezya’daki Tambora yanardağının bir yıl önce püskürttüğü kül, atmosferi öylesine kaplamıştı ki yaz gelmedi; tahıl tarlalar çürüdü, gökyüzü sarardı, soğuk bastırdı. Cenevre Gölü kıyısındaki Villa Diodati’de toplanan beş kişi bu kasvetli havayı içlerine çekerek şömine başında oturdular: Lord Byron, Percy Bysshe Shelley, Mary Shelley, Claire Clairmont ve Lord Byron’ın genç özel hekimi John William Polidori. Byron o gece bir yarışma önerdi: herkes bir hayalet hikâyesi yazsın. Mary Shelley bu geceden Frankenstein‘ı çıkardı. Polidori ise sessiz sedasız, edebiyat tarihinin en kalıcı yaratıklarından birini dünyaya getirdi: Modern vampiri.

John William Polidori, Mary Shelley and Lord Byron.

Polidori’nin adı bugün çoğunlukla bir dipnot olarak geçer; Byron’ın doktoru. Oysa 1819’da yayımlanan The Vampyre, vampiri Orta Avrupa folklorundan koparıp aristokrat, çekici ve ölümcül bir figüre dönüştüren ilk edebi yapıttır. Bu dönüşüm olmadan ne Bram Stoker’ın Kont Drakula’sı ne de çağımızın bitmez tükenmez vampir kültürü var olabilirdi.

John William Polidori, 1795’te Londra’da dünyaya geldi. Edinburgh Üniversitesi’nde tıp okudu ve henüz on dokuz yaşındayken doktor ünvanını aldı; üniversitenin yetiştirdiği en genç doktorlar arasındaydı. Tıbbın yanı sıra edebiyata duyduğu tutku onu Byron’ın yanına taşıdı; ama bu yakınlık, eşit iki zihnin dostluğu değil, dehanın gölgesi altında ezilmenin hikâyesiydi. Byron onu zaman zaman alenen küçük düşürürdü, zekâsıyla alay ederdi. Villa Diodati’nin ardından ayrıldılar. Polidori 1821’de, henüz yirmi beş yaşındayken, muhtemelen intihar sonucu öldü.

The Vampyre, 1819’da New Monthly Magazine‘de yayımlandığında önce Lord Byron’a mal edildi. Okuyucular, hikâyenin karanlık aristokratik çekiminde Byron’ın izlerini görmüşlerdi ve yanılmamışlardı aslında; Lord Ruthven karakterinin modeli büyük olasılıkla Byron’un kendisiydi. Polidori tashih etmek zorunda kaldı. Ama asıl öfke kaynağı, eserin hak ettiği ilgiyi onun hayattayken hiçbir zaman görmemesiydi.

Hikâyenin edebiyat tarihindeki önemi şuradan gelir: Polidori öncesinde vampir, Orta ve Doğu Avrupa folkloründe köylü sınıfına ait, bedensel ve ham bir imgeydi. Arnavutluk’un lugat‘ları, Romanya’nın strigoi‘leri; dirilen ölüler, mezarlarından çıkan şişkinleşmiş bedenler, kasabanın kıyısında pusuya yatan bir korku. Polidori bu miti kökten dönüştürdü: kan içen yaratığa sosyal sınıf, entelektüel çekim gücü ve erotik bir karanlık bahşetti. Lord Ruthven; soylu, gizemli, toplumun en yüksek katmanlarında gezinen, kadınları hem büyüleyip hem mahveden biridir.

Bu taşımanın gotik edebiyat açısından önemi oldukça derin. Vampir artık kırsal boşluğun değil, medeniyetin içindedir. Ondan kaçınmak için kasabayı terk etmek yetmez, çünkü soyluluk çevrelerinde, balolarda, akşam yemeklerinde yaşar. Dışarıdan gelen dehşetin yerini içeriden gelen yozlaşma alır. Bu eksen, Viktoryen dönemin karanlık düzyazısında da belirleyici olmaya devam etti. Stevenson’ın Dr. Jekyll and Mr. Hyde‘ı, Sheridan Le Fanu’nun Carmilla‘sı, nihayetinde Stoker’ın Dracula‘sı; hepsi Polidori’nin açtığı o kapıdan geçti.

Ayrıca Polidori, vampiri cinselliğin bir metaforuna dönüştürmede de öncüydü. Lord Ruthven’in kurbanları ağırlıklı olarak genç kadınlardır; bu ilişki, dönemin ahlaki kaygılarıyla örtüşen ve bunları altüst eden bir gerilim barındırır. Viktoryen çağın baskılanmış arzuları gotik kurguyu bir boşalma kanalına dönüştürdü; Polidori bu kanalı kazmaya başlamıştı.

Tüm bunların üzerine şunu da eklemek gerekir: Polidori doktor ünvanını almadan önce, Edinburgh’daki tezini somnambulizm — yani uyurgezerlik — üzerine yazmıştı. Bu, dönem için alışılmadık ve cesur bir konu seçimiydi; tezi yıllarca yalnızca Latince orijinaliyle kaldı ve akademik dünyada uzun süre hak ettiği ilgiyi görmedi. Ama bu tıbbi merak eserine de sindi: The Vampyre‘da Lord Ruthven, uykuya özgü trans halleri ve duyusal kesintiler yaşayan bir figür olarak tasvir edilir; bu özellikler, somnambulizmin o dönem tıp literatüründeki tanımlamalarıyla birebir örtüşür. Kahraman Aubrey ise kız kardeşini Ruthven’den koruyamadığı çaresizlik içinde önce sinir krizi geçirir, ardından felç olur; kardeşinin bu vampirle evleneceği gün, verdiği yemininin süresinin dolacağı gündür. Tüm uyarıları geç kalır. Polidori, tıbbi bilgisini kurgunun kalbine gömmüştü.

The Vampyre yayımlanır yayımlanmaz Avrupa çapında büyük yankı uyandırdı. Fransa ve Almanya’da hızla çevirildi, Paris sahnelerinde tiyatro uyarlamaları sezonun en çok izlenen yapıtları arasına girdi. Bu popülerlik tesadüfi değildi; Polidori’nin yarattığı figür, dönemin toplumsal kaygılarına ayna tutuyordu. Napolyon Savaşları’nın ardından aristokrasinin çöküşü, modernleşmenin yarattığı kimlik bunalımı ve Romantizm’in doğaüstüne duyduğu iştah; hepsi Lord Ruthven’i hem arzulanabilir hem korkunç kılan zemine katılıyordu.

Polidori’yi anlamak için babasını da anlamak gerekir. Gaetano Polidori, 1764’te Toskana’da doğdu; Vittorio Alfieri’nin — modern İtalyan trajedisinin mimarının — özel sekreteri olarak çalıştı. Bu yakınlık, Gaetano’ya yalnızca bir biyografi değil, edebî düşünceye erken ve yoğun bir maruz kalış sundu. İngiltere’ye yerleştikten sonra dil ve edebiyat öğretmeni olarak ün kazandı; kalıcı akademik katkıları arasında hem John Milton’ın Kayıp Cennet‘ini (Paradise Lost) hem de gotik kavramını edebiyata kazandıran Horace Walpole’un Otranto Şatosu‘nu İtalyancaya çevirmesi sayılır. Bu çeviriler, yalnızca dilsel birer aktarım değildi; büyük metinleri İtalyan okurunun diline ve ruhuna taşıyan köprülerdi. Londra’da kurduğu matbaa İtalyanca metinlerin yayılmasına katkıda bulundu; bu çalışmalar bugün iki kültür arasındaki entelektüel alışverişin erken izleri arasında sayılır. Gaetano’nun çevirdiği metinlerin John William’ın çocukluğunun ve gençliğinin entelektüel iklimine sindiği düşünüldüğünde, The Vampyre‘ı sıfırdan bir yaratı olarak değil, bir ailenin edebî bilinçdışının ürünü olarak okumak da mümkün.

John William Polidori yirmi beş yaşında öldü. Gaetano ise seksen dokuz yaşına kadar yaşadı; oğlunun kısa ömrüne, torunlarının sanatsal açılımlarına tanıklık etti. Bu tablo, edebiyat tarihinin en tuhaf ironilerinden birini barındırır: Yarattığı yaratık ölümsüzken yaratıcısı erken ve sessizce göçüp gitti.

Vampir, bugün milyarlarca dolarlık bir kültür endüstrisinin merkezinde. Polidori’nin adı ise bu endüstrinin tarih sayfalarında bile çoğunlukla hak ettiği yeri bulmaz. Ama o geceye, 1816’nın volkanik kışına, şömine başındaki o beş kişiye ve genç hekimin kaleminden fırlayan Lord Ruthven’e bakıldığında şu gerçek açıkça görünür: Modern vampirin kanı, Polidori’nin mürekkebinden akar.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

Yorumlar kapatıldı.

×