Yılın en hınzır ve muzır komedisi aşkın az konuşulan hallerine ve modern ilişkilere mercek tutuyor. Olivia Wilde’ın kariyer zirvesine davetlisiniz.
Yazı: Erdem Tatar
Kamera önünün efsunlu görkeminden, işin mutfağına transfer olmak her daim risklidir. Hollywood’un en güzel aktrislerinden Olivia Wilde, rejisör koltuğunda hem başarılı hem de çalkantılı dönemler geçirdikten sonra fırtınadan canını kurtardı ve gemiyi limana sağ salim yanaştırdı desek abartmış olmayız. Eğer The Invite filminden memnun kalırsanız, kendisinin ilk uzun metrajı Booksmart’ı izlemenizi de tavsiye ederim. Wilde’ın hem set dedikodularıyla hem de özel yaşamındaki çalkantılarla anılan ikinci uzun metrajı Don’t Worry Darling’i pas geçseniz de olur. Düne değil bugüne bakalım ve Wilde’ın kariyer dirilişinin tadını çıkaralım zira The Invite sadece kendi janrının değil 2026 yılının en iyi filmlerinden biri.
Amerikan sinemasının cinselliği ele alma yöntemleri yıllar içinde büyük değişime uğradı. Tema olarak cinselliği, özellikle de yetişkin ve orta yaş cinselliğini merkezine alan, mevzuyu cıvıtmadan işleyebilen bir komedi izlemeyeli yıllar olmuştu. Ülkemizde Davet adıyla gösterime girecek olan The Invite, kent kökenli komşu çiftlerin bir misafirlik gecesinde yaşadıkları muzır olayları konu ediniyor. Bir tarafta ateşi harlanmaya muhtaç bir evlilik yürüten, gündelik dertlerden birbirlerine ayıracak vakti bulamayan Joe (Seth Rogen) ve Angela (Olivia Wilde), diğer tarafta aşklarının ateşi komşu daireleri bile ısıtmaya başlayan Piña (Penelope Cruz) ve Hawk (Edward Norton)!
The Invite, cinselliği portmantoya kaldırılan bir konu olmaktan çıkarıp masanın tam ortasında servis ediyor ve bu dört benzemez insanın hem temayla hem de birbirleriyle giriştikleri oyunbaz mücadeleyi kahkahalar eşliğinde işliyor. Tek mekanda ve dar alanda bu kadar akıcı diyaloglarla bezeli bir komedi filmini yönetmek tahmin edildiğinden daha zordur. Wilde kendi kariyerinin yönetmenlik zirvesine The Invite’ın hemen her sahnesinde yeniden tırmanıyor ve bu diyalog kalabalığına sahip metni mümkün olan en keyifli biçimde seyirciye aktarıyor.
Oyuncu kadrosu tam kare as! Mükemmel paslaşmalar, hınzır atışmalar, duygusal çözülmeler ve muzır sahneler büyük ustalıkla oynanmış. Her bir karakter hem dörtlü muharebenin içinde hem de öne çıktıkları tekil sahnelerde ışıl ışıl parlıyor. Penelope Cruz’un canlandırdığı Piña karakteri filmin psikanaliz yükünü öyle bir maharetle sırtlanıyor ki bazı sahnelerde alkışlamamak için kendimi zor tuttum. Edward Norton filmin kaosunda tam bir çıpa vazifesi görüyor ve diğer üç karakterle kusursuz paslaşarak çatışmaları sindirilebilir noktada tutmayı başarıyor. Seth Rogen belki de filmin en kırılgan karakterini öyle bir maharetle canlandırmış ki komedi aktörlüğü konusunda ders niteliğinde bir performans ortaya koyuyor. Olivia Wilde ise yönetmenliği kadar aktrisliğiyle de takdire şayan, filmin pasif agresif çıkışlarının tamamında firesiz bir performansla oynuyor.
The Invite sinemada hasret kaldığımız kahkaha dozunun garantörü olma iddiasını son saniyesine kadar sürdürüyor. Filmi Londra’da izlediğimde Olivia Wilde ve Edward Norton da salondaydı, gösterimden önce kısa bir söyleşi yaptılar. Wilde’ın heyecanı ve bir anlamda kariyerini geri kazanma arzusu gözlerinden okunuyordu. Norton ise hayli sakin ve ortaya konan işten emin bir tavırla seyirciye adeta güven aşılamıştı. Film nihayetlendiğinde salondan çıkarken bu işte emeği olan herkesin muvaffak olduğunu görmek bir sinemasever olarak beni de mutlu etmişti. The Invite ilginizi ve vaktinizi hak eden bir film, bu davete icabet edilir.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






