Bernardo Zannoni’nin olağanüstü olgunlukta kaleme aldığı ilk romanı Benim Aptal Niyetlerim, masalsı görünen bir evrenden insanlığın en köklü sorularına yönelen, sarsıcı bir büyüme hikâyesi sunuyor. Başkahraman Archy kaya sansarı, fakat Zannoni’nin kurduğu dünya ne sevimli hayvan hikâyelerine benziyor ne de avuntu vaat ediyor. Bu ormanda “doğa” ile “kader” arasına sıkışmış tüm canlılar, bilgelikten çok içgüdüyle hareket ediyor; şefkat ise en fazla anlık bir gölge gibi belirip yok oluyor.
Hikâye, Archy’nin babasının bir çiftçi tarafından öldürülerek teşhir edilmesiyle açılıyor. Bu ölüm, hem anlatının kasvetini belirleyen ilk kırılma hem de Archy’nin hayatını şekillendirecek o büyük yalnızlığın başlangıcı. Annesinin hırçınlığı, kardeşleri arasındaki rekabet, acımasız bir doğada hayatta kalma çabası… Zannoni, masal tonundan uzak, neredeyse çıplak gerçekçilikle yazıyor. İç içe geçen kardeşlik, kıskançlık, şiddet gibi temaları hem ürpertici hem de şaşırtıcı bir yalınlıkla anlatıyor.

Archy’nin ayağını sakatlamasıyla hayatı dramatik biçimde değişir. Çünkü “kullanılamayan” bir hayvan, bu dünyada fazlalıktır. Annesi onu bir buçuk tavuk karşılığında “tüccar” Solomon’a, yani ormanın kurnaz tilkisine satar. Solomon ilk bakışta kaypak, acımasız, sömürücü bir aracıdır; ama onu klasik bir kötü karakter olarak okumak mümkün değildir. Asıl karmaşa, Solomon’un başına gökten düşen o nesneyle —bir kitapla— başlar. Okuma yazmayı keşfetmesiyle, kendi doğasının üzerine çöken yeni bir bilinç alanı açılır: Tanrı, insan, günah, kurtuluş. Bu kavramlar bir hayvanın bedenine sığmayacak kadar ağırdır ve Solomon’u önce deliliğin eşiğine getirir, sonra kendini “insan” ilan edecek kadar ileri götürür.
Archy, bir yandan bu tuhaf tilkinin çırağı ve yazmanı, bir yandan da onun açtığı kapının taşıyıcısı olur. Zannoni özellikle burada çarpıcı bir fark yaratıyor: Bilgi büyüdükçe yük de büyüyor. Archy, okuma yazmayı öğrendikçe, diğer hayvanların bilmediği o en büyük hakikati de kavrıyor: Ölümün kaçınılmazlığı. Bu bilgi, hayvan varlığına yabancı bir ağırlık. Dolayısıyla Archy’nin en özgür olduğu anlar, tam da “insanlıktan” uzaklaştığı, avına saldırdığı, içgüdülerine döndüğü anlardır. Düşüncenin acısından kaçış ancak bedene dönerek mümkün olur.
Romanın en çarpıcı yanlarından biri de bu: Bizi insan yapan şeyler, çoğu zaman dayanmayı öğrenmek zorunda kaldığımız “lanetler”dir. Hafıza, vicdan, merak, umut… Zannoni bütün bunları bir sansarın bilincinde yeniden düşünmemizi sağlıyor.

Solomon’un “insan olmuş” hâline duyduğu hayranlıkla tedirginlik arasında gidip gelen Archy, sonunda kendi hikâyesini yazıya dökerken belki de en büyük dönüşümü yaşar. Yazmak, onun için hem bir hapishane hem bir özgürlük alanıdır: Yaşadıklarını kâğıda kaydırdığında, yükü bir anlığına üzerinden iner; ama aynı zamanda geri dönülmez biçimde değiştiğini de anlar.
Zannoni’nin dili hem berrak hem güçlü; roman genç bir yazarın elinden çıkmasına rağmen şaşırtıcı ölçüde olgun. Bu metin, alegorik bir hayvan hikâyesi gibi görünse de aslında varoluşun en sert yüzüne tutulmuş bir ayna: Cehaletin huzuru, bilginin ağırlığı, tanrısallık iddiasının yarattığı kibir, insan olmanın göz kamaştırıcı ama tehlikeli ihtişamı.
Benim Aptal Niyetlerim, ıskalanmaması gereken bir kitap.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





