İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni Sezonun Öne Çıkan Projeleri ve Türkiye Seyircisinin Değişen İlgisi

Konser yapımcısı İpek İyier ile yeni sezonun öne çıkan projelerini, Türkiye seyircisinin değişen ilgisini, uluslararası sanatçıların Türkiye’ye bakışını ve 2027 baharında İstanbul’da ilk kez gerçekleşecek piyano festivalini konuştuk.

Musicarium’ın 2026-27 sezonundaki projeleri nelerdir?

Yoğun bir sonbaharla sezona başlıyoruz. Gipsy Kings, Secret Garden, Erol Evgin ve Karsu turneleri; Antonio Gades’in ikonik Carmen gösterisi ve Tango After Dark sezonun öne çıkan projeleri arasında. Buika’yı ilk kez Alanya’ya götüreceğiz, Erol Evgin’in ilk Almanya konserlerini gerçekleştireceğiz. Ocak 2027’de Vienna Mozart Orchestra, sömestr tatilinde ise çocuklar için Underwater Bubble Show turnesi var. Mart ve sonrasındaki programımız da büyük ölçüde şekillendi ancak sözleşme süreçleri tamamlanmadan açıklamak istemiyoruz.

2026-27 sezonunda sizin kişisel olarak en fazla heyecan duyduğunuz proje hangisi?

En heyecanlandığım proje, İstanbul’da ilk kez gerçekleştireceğimiz piyano festivali. Dünya Piyano Günü olan 29 Mart’ı da içine alan 15 günlük bir program hazırlıyoruz. Farklı türlerden önemli piyanistleri bir araya getirerek piyanonun ne kadar geniş bir ifade alanına sahip olduğunu göstermek istiyoruz. Bu festivalin benim için kişisel bir tarafı da var. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın yarı zamanlı piyano bölümünü bitirdim; dolayısıyla piyano benim kendi geçmişimin de önemli bir parçası. Uzun zamandır hayalini kurduğum bu projeyi sıfırdan hayata geçirmek bu nedenle ayrıca anlamlı.

Yeni sezonda farklı müzik türlerinden, farklı kuşaklardan ve farklı coğrafyalardan sanatçıları İstanbul ve Türkiye seyircisiyle buluşturuyorsunuz. Bu sezon programında “Türkiye’de mutlaka izleyiciyle buluşmalı” dediğiniz, burada heyecanla karşılanacağını düşündüğünüz projeler hangileri?

Öncelikle Secret Garden. Yaklaşık 25 yılın ardından Türkiye’ye dönüyorlar ve 30. yıl turneleri kapsamındaki İstanbul konserinin şimdiden güçlü bir karşılık bulduğunu görüyoruz. Carmen ve Tango After Dark da Türkiye’de ilk kez sahnelenecek ve ikisine de ciddi bir ilgi var.

Bunlar şu anda açıklayabildiğimiz projeler. Devamı da gelecek. Deneyimimiz bize şunu gösteriyor: Kendi alanında gerçekten güçlü bir işi doğru seyirciyle buluşturduğunuzda karşılığını buluyor.

Bazı sanatçılar Türkiye’de çok güçlü bir hayran kitlesine sahipken, bazı isimler burada henüz keşfedilmemiş olabiliyor. Risk alarak Türkiye’ye getirdiğiniz ya da Türkiye seyircisinin yeniden keşfetmesini istediğiniz isimler var mı?

Elbette var. Hatta promoterlığın en heyecan verici taraflarından biri bu. Bir sanatçının Türkiye’de henüz büyük bir kitlesinin olmaması, bizim için o projeyi yapılmaması gereken bir işe dönüştürmüyor. Üretimin niteliğine, canlı performansına, dünyadaki karşılığına ve Türkiye seyircisiyle kurabileceği bağa bakıyoruz.

Bazen seyircinin henüz tanımadığı bir sanatçıyla ilk karşılaşmasını sağlamak, bazen de geçmişte karşılık bulmuş fakat zaman içinde gözden uzaklaşmış bir ismi yeniden hatırlatmak çok heyecan verici. İsim vermeyeyim; sanatçıların Türkiye’deki ticari performansını rakamlar üzerinden konuşmayı doğru bulmuyorum. Ama keşif ve yeniden keşif, bu işin en sevdiğim taraflarından.

Karsu, Erol Evgin, Gipsy Kings feat. Tonino Baliardo, Alessandro Safina gibi birbirinden farklı isimlerin yanı sıra Tango After Dark ve Carmen gibi projeler de yeni sezon programında yer alıyor. Sizce bu çeşitlilik Musicarium’un sanat vizyonunu yansıtıyor mu?

Evet. Bağımsız ve öz sermayesiyle çalışan bir şirket olduğumuz için elbette ticari gerçekleri gözetmek zorundayız; ancak programımızı yalnızca satış potansiyeline göre oluşturmuyoruz. Temel kıstasımız nitelik.

Musicarium’u tek bir müzik ya da sahne sanatı türüyle tanımlamıyoruz. Farklı türlerin, sanatçıların ve disiplinlerin aynı çatı altında buluşmasını önemsiyoruz. Sanatın farklı coğrafyalarda ve dönemlerde aldığı biçimler büyük bir zenginlik; programımızda da bu çeşitliliğin karşılığını görmek istiyoruz.

Uluslararası ekiplerle çalışırken sanatçının Türkiye algısı da önemli. Son dönemde görüştüğünüz sanatçı ve menajer ekiplerinin Türkiye’ye bakışında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Geçmiş deneyimlerinin çok belirleyici olduğunu görüyorum. Türkiye’de daha önce profesyonel ve sorunsuz bir süreç yaşamış sanatçı ve menajer ekipleri yeniden gelmeye oldukça açıkken, kötü organizasyon veya iletişim deneyimi yaşamış olanlar daha temkinli davranabiliyor.

Son dönemde Türkiye’nin siyasi gündemi ve konser iptalleri de özellikle ülkeye daha önce hiç gelmemiş ekiplerde soru işareti yaratabiliyor. Bu nedenle güvenilirlik, şeffaf iletişim ve verilen sözlerin yerine getirilmesi çok önemli. Uluslararası sanatçılarla çalışırken yalnızca şirketimizi değil, bir anlamda ülkeyi de temsil ediyoruz. Bugün yaşanan iyi ya da kötü bir deneyim, yarın başka bir sanatçının Türkiye’ye yaklaşımını etkileyebiliyor.

2026-27 sezonundaki projeleri yalnızca bir konser yapımcısı olarak değil, bir müzik dinleyicisi olarak değerlendirdiğinizde sizin için mutlaka izlenmesi gereken üç proje hangisi olur?

Üç tane seçmek gerçekten zor. İlk olarak Vienna Mozart Orchestra’yı söyleyebilirim. Viyana’nın klasik müzik geleneğini ve Mozart döneminin atmosferini sahneye taşıyan bir topluluğu İstanbul’da canlı izlemek benim için özel olacak.

İkincisi Gipsy Kings. Onları sahnede hâlâ izlememiş olanların en az bir kez deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum; müziklerinin enerjisi canlı performansta bambaşka bir karşılık buluyor. Üçüncüyü ise gerçekten seçemiyorum. Carmen ve Tango After Dark müzik, dans ve sahne estetiğini bir araya getiriyor; Karsu bu turne için özel bir çalışma hazırlıyor; Secret Garden’ın uzun yıllar sonra Türkiye’ye dönüşü başlı başına özel. Benim iyi bir canlı performansta aradığım şey yalnızca iyi müzik değil; sahnede başka bir dünya kurabilmesi. Bu projelerin her birinde beni heyecanlandıran taraf da bu.

Bugüne kadar kariyeriniz boyunca birçok sanatçıyla çalıştınız. Yeni sezondaki projeler arasında “Bu sanatçıyı Türkiye’ye getirmeyi uzun zamandır istiyordum” dediğiniz bir isim var mı?

Bunu tek bir sanatçıdan ziyade piyano festivali üzerinden cevaplamak isterim. Festival fikrini uzun zamandır taşıyordum; programda yer alacak sanatçıların her birini de farklı dönemlerde Türkiye’ye getirmeyi düşünmüştüm. Onları ayrı projeler yerine aynı festival çatısı altında buluşturmak benim için çok daha anlamlı oldu.

Böylece ortaya yalnızca bir konser dizisi değil, uzun zamandır hayalini kurduğum bütünlüklü bir proje çıkıyor. Bunun dışında bir süredir üzerinde çalıştığımız birkaç önemli isim daha var; sözleşmeler tamamlanmadan açıklamak istemiyorum.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×