YouTube’da Kısa ve Orta Metraj Filmleriyle Ses Getiren Curry Barker, İlk Uzun Metrajıyla Karşımızda.
Yazı: Erdem Tatar
Edebiyat dünyasında öyle eserler vardır ki yalnızca kendi nitelikleriyle değil, nesiller boyu dağıttıkları ilhamla da ölümsüzleşirler. 1902 yılında okurla buluşan, W. W. Jacobs imzalı The Monkey’s Paw tam da bu damardan bir kısa öykü. Etki alanı öylesine geniştir ki ilham verdiği eserleri ve sanatçıları bu satırlarda bir bir anmaya imkân yok. İngiltere’de tiyatro sahnesine taşınan, sessiz sinema döneminin dikkate değer uyarlamalarından birine dönüşen, defalarca radyo tiyatrolarına ve sinema filmlerine konu olan bu kısa öykü, Stephen King’in Pet Sematary romanına ilham veren kaynak eserlerden biridir.
Obsession filminin yönetmeni Curry Barker, kısa filmi The Chair’i YouTube kanalında yayımladıktan sonra Tea Shop Productions tarafından keşfedilir ve kendisine The Monkey’s Paw hikâyesini uyarlama teklifi götürülür. Kaderin cilvesine bakın ki Barker bu tekliften kısa bir süre önce, The Simpsons’ın Cadılar Bayramı özel bölümlerinden birinde The Monkey’s Paw hikâyesinden esinlenen kısmı izlemiş, çok beğenmiş ve tam da o bölümün ruhuna uygun bir senaryo taslağı üzerinde çalışmaya başlamıştır. Yapımcılara doğrudan bir uyarlama yerine kendi kaleme aldığı senaryoyu okutan Barker olumlu yanıt alınca, Obsession filminin de tohumları atılmış olur.

Obsession, klasik bir platonik aşk öyküsüyle açılıyor. Bear, çekingen ve duygularını ifade etmekte zorlanan bir gençtir. Çocukluk arkadaşı Nikki’ye sırılsıklam âşıktır ancak bu konuyu birkaç yakın dostu dışında kimseyle paylaşamaz. Bir gün mistik ürünler satan bir dükkânda karşısına çıkan “One Wish Willow” adlı tuhaf nesneyi satın almaya karar verir. Nikki’ye duyduğu aşkı bu gizemli obje aracılığıyla bir dileğe dönüştüren Bear’i, en çarpık kâbuslarda bile karşılaşamayacağı kanlı bir serüven beklemektedir.
Obsession’ın öyküsüne yüzeyden bakmak filmin büyüsünü ıskalamanıza neden olabilir. İlk bakışta karşımızda hayli tanıdık korku sineması trüklerinden mürekkep bir anlatı varmış gibi duruyor. Gerçekleştiğine pişman eden dilekler, mistik lanetler, uğursuz nesneler derken “ben bu filmi çok gördüm” izlenimine kapılmanız olası. Ne var ki Curry Barker, senaryosunu da kaleme aldığı ilk uzun metrajıyla, her ayrıntısını ilmek ilmek işlediği esaslı bir sorgu metni kuruyor.
Obsession, içinde barındırdığı çarpık “romantik komedi” metniyle, karşılıksız aşkı yaşayan tarafı masumlaştıran köhne yapıya tokadını basıyor. Seyirciden vicdan dilenen bu anlatı kalıbının esasen sahiplenme, sınırsız denetim ve muhatabının iradesini hiçe saymak gibi habis şartlar talep ettiğini dürüstçe yüzümüze vuruyor.

Barker, Bear gibi karakterlerin sinemada “utangaç romantik” kisvesiyle seyirciden aşırdığı merhametin üstüne kan boca etmekten çekinmiyor. Üstelik bunu yaparken izleyiciyi de kendi beklentilerini sorgulamaya zorluyor. Bear’in platonik aşkından yayılan berbat bir koku var. Barker, “One Wish Willow” adlı nesneyi lanetin asıl sorumlusu olarak kodlamak yerine, onu kullanan insanın içindeki çirkinliğe ayna tutan bir figüre dönüştürüyor.
Bu film esasen bir “ele geçirilme” öyküsü; Barker bu meseleyi The Exorcist ya da The Conjuring gibi şeytanı, iblisi, dinî dehşet öğelerini kullanan filmlerden ilham alarak işlemiyor. Korkuyu, arzularına gem vuramayan bir erkeğin son umut çırpınışıyla çevresindeki herkesin hayatına saldığı beladan devşiriyor.
Öcülerle kimseyi korkutmaya lüzum yok; öcünün kralı insanın ta kendisi! Curry Barker, korku sinemasının geleceğine dair umutlanmamı sağlayan genç yeteneklerden biri. Hazır ülkemizde vizyon şansı bulmuşken Obsession’ı sinemada izlemenizi, ardından da bu yetenekli yönetmenin YouTube kanalında yayımlanan Enigma, Warnings, The Chair ve Milk & Serial adlı kısa filmlerine vakit ayırmanızı öneririm.
Bir de unutmadan; ne dilek tuttuğunuza her zaman dikkat edin.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!




