İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kriz Çağında Sanat Kurumları Ne Yapmalı? İstanbul Conversations’ta Dünyanın Dört Yanından Ortak Arayış

İstanbul’da SAHA tarafından düzenlenen Istanbul Conversations programı kapsamında gerçekleştirilen “One Battle After Another: Institutional Practice in a Multipolar World” başlıklı panel, sanat kurumlarının yalnızca sergi üreten yapılar olmadığını; savaş, otoriterleşme, ekonomik kriz ve toplumsal dönüşümler karşısında yeniden tanımlanan kamusal alanlar olduğunu ortaya koydu.

SculptureCenter Baş Küratörü Sohrab Mohebbi moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Asia Art Archive’dan Özge Ersoy, Anadolu Kültür / DEPO’dan Asena Günal, Kahire merkezli Darb 1718’in kurucusu Moataz Nasreldin ve Beirut Art Center Direktörü Ibrahim Nehme, birbirinden farklı coğrafyalardaki deneyimlerini paylaşırken ortak bir sorunun etrafında buluştu: Sanat kurumları kriz dönemlerinde nasıl ayakta kalır?

“Bunlar sadece istatistik değil, bizim hayatımız”

Panelin en çarpıcı konuşmalarından birini gerçekleştiren Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Asena Günal, Türkiye’de son yıllarda kültür kurumlarının giderek artan siyasi ve hukuki baskılar altında faaliyet göstermeye çalıştığını anlattı.

Osman Kavala’nın tutuklanmasının ardından Anadolu Kültür’ün vergi soruşturmaları, kapatma girişimleri ve yöneticilerine yönelik davalarla karşı karşıya kaldığını aktaran Günal, Dünya Adalet Projesi’nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne değinerek şu ifadeyi kullandı:

“Bunlar sadece rakamlar değil; bunlar bizim hayatımız.”

Günal, özellikle bağımsız sanat kurumlarının görünürlük ile güvenlik arasında sürekli denge kurmak zorunda kaldığını söyledi. Sergilerin kimi zaman avukatlarla birlikte değerlendirildiğini, kullanılan dilin bile stratejik olarak yeniden kurgulandığını belirten Günal, buna rağmen ifade özgürlüğü için alan açmayı sürdürmenin kurumların temel sorumluluğu olduğunu vurguladı.

Yıkılan bir sanat merkezinden bienale

Mısır’dan katılan Moataz Nasreldin, 2008 yılında kurduğu Darb 1718’in daha ilk gününden itibaren devlet baskısıyla karşılaştığını anlattı.

Çağdaş sanatın yanı sıra müzik, performans, eğitim ve rezidans programlarıyla yıllar içinde önemli bir kültür merkezine dönüşen Darb 1718’in, 2024 yılında yol çalışması gerekçesiyle büyük ölçüde yıkıldığını aktaran Nasreldin, buna rağmen üretimi durdurmadıklarını söyledi.

Merkezin fiziksel olarak ortadan kalkmasının ardından farklı mekânlarda faaliyetlerini sürdürdüklerini belirten Nasreldin, bugün yeniden İskenderiye Bienali’ni hayata geçirmek üzere çalıştıklarını anlattı. Böylece kurumların yalnızca binalardan ibaret olmadığını; fikirlerin, dayanışmanın ve üretimin fiziksel mekânların ötesinde varlığını sürdürebileceğini gösterdi.

“Bizi ayakta tutan kamunun kendisiydi”

Lübnan’daki Beirut Art Center Direktörü Ibrahim Nehme ise ekonomik çöküş, Beyrut Limanı patlaması ve savaşın sanat kurumlarını nasıl dönüştürdüğünü anlattı.

Savaş başladığında sergileri sürdürmek yerine sanat merkezini yerinden edilen insanlar için bir dayanışma alanına dönüştürdüklerini belirten Nehme, mekânın yastık, yatak ve temel ihtiyaç malzemelerinin toplandığı bir merkeze dönüştüğünü, yaklaşık 100 sanatçının çocuklarla sanat terapisi çalışmaları yürüttüğünü ve savaş nedeniyle yerinden edilen sanatçılar için yeni destek programları oluşturduklarını söyledi.

Konuşmasının en dikkat çekici cümlesi ise şu oldu:

“Biz toplumu ayakta tutmadık; bizi ayakta tutan toplumun kendisiydi.”

Nehme’ye göre bugün sanat kurumlarının en büyük sermayesi koleksiyonları ya da prestijleri değil, toplumla kurdukları güven ilişkisi.

Arşiv, geçmişi değil geleceği de kuruyor.

Hong Kong merkezli Asia Art Archive’ın Programlar Direktörü Özge Ersoy ise konuşmasını hafıza ve arşiv kavramı üzerine kurdu.

Arşivin yalnızca geçmişi saklayan bir yapı olmadığını vurgulayan Ersoy, sanatçı arşivlerinin eserlerden çok daha fazlasını; ilişkileri, dayanışma ağlarını, kolektif üretimleri ve görünmeyen tarihleri kayıt altına aldığını söyledi.

Bugün 150 binden fazla dijital kaydı herkesin erişimine açtıklarını belirten Ersoy, arşivin ancak insanlar onunla ilişki kurduğu sürece yaşayan bir yapı olduğunu ifade etti.

Soru-cevap bölümünde ise özellikle 2019 Hong Kong protestolarının ardından sanat kurumlarının çalışma biçimlerinin değiştiğini anlatan Ersoy, kimi zaman büyük ve görünür projeler yerine daha küçük, daha samimi ve kayıt altına alınmayan üretim biçimlerinin de kurumsal pratiğin önemli bir parçası hâline geldiğini söyledi.

Ortak mesele: Kurumları yeniden düşünmek

Panel boyunca Türkiye, Lübnan, Mısır ve Hong Kong’dan gelen deneyimler birbirinden farklı siyasi ve toplumsal koşulları anlatsa da ortak bir noktada birleşti.

Bugünün sanat kurumları yalnızca sergi düzenleyen yapılar değil; kriz zamanlarında hafızayı koruyan, ifade özgürlüğü için alan açan, toplumsal dayanışmayı örgütleyen ve gerektiğinde kendi çalışma biçimlerini yeniden icat eden kurumlar olarak öne çıkıyor.

“Istanbul Conversations”ın bu oturumu da sanat kurumlarının geleceğine ilişkin en önemli sorulardan birini gündeme taşıdı: Sürekli değişen krizler çağında, kurumlar yalnızca ayakta kalmaya mı çalışacak, yoksa içinde yaşadıkları toplumla birlikte dönüşmenin yeni yollarını mı geliştirecek?

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×