Şarkı yazarı, besteci ve yorumcu Yılmaz Kömürcü, 11 yıllık aranın ardından “Büyük Yalnızlık” adlı single’ını dinleyiciyle buluşturdu. Yeni şarkı vesilesiyle deneyimli müzisyen ile sohbet etme fırsatı bulduk.
11 yıl, hem insanın hem de müzikle kurduğu ilişkinin değişmesi için uzun bir zaman. Bu aradan sonra yeniden şarkı yayımlarken müziğe ve şarkı yazmaya bakışınızın nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?
11 yıl, müzikten uzak kaldığım değil, müzikle ilişkimi yeniden kurduğum bir dönem oldu. Şarkı yayımlamaya ara verdiğim bu süreçte üretmeye devam ettim; yazdım, dinledim ve bazı fikirleri yıllarca taşıdım. ABD’de yaşadığım dönem bu değişimin önemli bir parçasıydı. Farklı türlerin, üretim biçimlerinin ve dinleme alışkanlıklarının yan yana durabildiği bir ortamı gözlemlemek, müziği tek bir kategoriye bağlı kalmadan düşünmemi sağladı. Aynı zamanda bir müzisyenin kendi sesini kurmasının, teknik tercihler kadar önemli olduğunu daha iyi anladım. Bugün bir şarkının yayımlanmaya hazır olması, yalnızca iyi bir fikre sahip olması anlamına gelmiyor; kendi sesini bulmuş olması gerekiyor. Dolayısıyla bu dönem benim için sadece bir bekleme değil, nasıl bir müzik yapmak istediğimi daha netleştirdiğim bir süreçti.
“Büyük Yalnızlık” 16 yıl önce yazıldı; son yayımladığım çalışmanın üzerinden ise 11 yıl geçti. Bu nedenle şarkıyı bir geri dönüşten çok, uzun zamandır biriken üretimin ilk adımı olarak görüyorum. Geçmişteki bir fikrin bugünkü müzikal bakışımla yeniden buluşması benim için önemli.
“Büyük Yalnızlık”ın ardından yeni şarkıların da peş peşe geleceğini söylüyorsunuz. Önümüzdeki dönemde nasıl bir Yılmaz Kömürcü dünyasıyla karşılaşacağız; yeni şarkıları birbirine bağlayan bir müzikal ya da duygusal hat var mı?
İlk albüme kıyasla daha karanlık ve daha kişisel bir dünyadan söz edebilirim. Müzikal olarak indie ve alternatif rock ekseninde hareket edeceğim; ancak bunu sabit bir kalıp olarak görmüyorum. Şarkıların birbirinin aynısı olmasını değil, aynı sesin farklı yüzlerini taşımasını istiyorum. Bu şarkılar farklı zamanlarda yazıldı. Bazıları uzun yıllardır benimle, bazıları ise daha yakın zamanda ortaya çıktı. Bu farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, her şarkının kendi karakterini korumasına izin veriyorum. Dinleyicinin, birbirinden ayrılan ama aynı müzikal dünyaya ait olan şarkılarla karşılaşmasını istiyorum. Duygusal olarak aralarındaki ortak hat; yalnızlık, ayrılık, beklemek, umut etmek ve zamanın insanla ilişkiler üzerinde yarattığı dönüşüm. Bu şarkılar yalnızca karanlıkta kalmıyor. Bazen bir ilişkinin, bir bekleyişin ya da bir yalnızlık duygusunun içinde küçük bir çıkış ihtimali beliriyor. Yeni şarkılardan biri de bu ihtimalin üzerine kuruluyor.
Eser yaratım aşamasında günlük rutinlerinizden biraz bahseder misiniz?
Benim için beste yapmak, ilhamın gelmesini beklemekten ibaret değil. Gün içinde yakaladığım bir melodiyi, cümleyi ya da ritmik fikri kaydediyor, daha sonra bunlara geri dönüyorum. Günlük hayatımda müziğe ayırdığım zaman her zaman aynı uzunlukta olmayabilir ama müzikle kurduğum temas hiç kopmuyor. Bir fikrin ortaya çıkması başlangıç; asıl çalışma ondan sonra başlıyor. Şarkının formunu kurmak, fazlalıkları ayıklamak, sözle müzik arasındaki dengeyi bulmak ve parçanın kendi karakterini ortaya çıkarmak gerekiyor. Bu nedenle dinlemek, düzeltmek ve yeniden denemek de yaratım sürecinin önemli parçaları.
Tek bir yöntemim yok. Bazen bir sözden, bazen bir melodiden, bazen de iki farklı fikrin yan yana gelmesinden yola çıkıyorum. Uzun zaman önce yazdığım bir fikre bugün dönüp ona yeni bir anlam kazandırabildiğim de oluyor. Benim için önemli olan, ilk fikri korurken onu bugünkü bakışımla tamamlayabilmek.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!







Yorumlar kapatıldı.