İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sessizliğin Derinliği: Selva Almada’nın “Bir Nehir Değil”inde Doğa, Hafıza ve Erkeklik

Selva Almada’nın Bir Nehir Değil adlı romanı, suyun taşıdığı bütün anlam katmanlarını hem sezgisel hem de politik bir düzlemde ustalıkla örüyor. Yapı Kredi Yayınları etiketiyle Türkçeye kazandırılan bu roman; yalnızca doğayla kurulan ilişkiyi değil, aynı zamanda aidiyet, şiddet ve yas üzerine derinlikli bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

Bir Sessizlik Anatomisi

Almada’nın dili sade ama içten içe kaynayan bir anlatım biçimine sahip. Diyaloglar kısa ve kopuk; sanki karakterler konuşurken değil, düşünürken yankılanıyor. Bu tercih Türkçeye de başarıyla yansıtılmış. Bu kırılgan yapı, anlatının nabzını sessizlikle tutuyor. Sözün değil, suskunluğun belirleyici olduğu bir atmosfer var bu romanda. “En soğuk bira hangisi?” diye sorulduğunda gelen “Sanki burada ılık bira satarız.” cevabında bile, aidiyetin ve dışlanmanın kırıcı tonu duyuluyor.

Doğayla Kurulan İlişki

Romanın başında bir vatozun üç kurşunla vurulması; yalnızca bir hayvanın ölümü değil, doğayla kopan bir bağın sembolü. El Negro ve Enero Rey’in bir zamanlar “kendi nehirleri” saydıkları bir yere geri dönüşleri, geçmişe değil, artık kendilerine ait olmayan bir coğrafyaya çarpmalarıyla sonuçlanıyor. Aguirre’nin “Bu sadece bir ada değil, bizim adamız” diyerek ortaya koyduğu sahipleniş, Almada’nın doğaya dair duyduğu saygının yerel bir tezahürü. Bu doğa, romantize edilen bir kartpostal değil; yaşayan, hisseden ve hatırlayan bir varlık olarak resmediliyor. Doğa burada hem şefkatli bir kucak, hem de cezalandırıcı bir güç.

Erkeklik, Yas ve Şiddet Döngüsü

Bir Nehir Değil aynı zamanda bir erkeklik portresi. Ancak bu portre, şiddetin kaçınılmazlığını meşrulaştıran değil, onu teşhir eden bir dokuya sahip. Enero’nun geçmişteki bir görev sırasında tanık olduğu istismara sessiz kalışı, Tilo’nun babasının ölümüne dair taşıdığı yük, ve El Negro’nun yabancı olduğu topraklarda bir istilacı gibi dolaşması… Hepsi bir erkeklik krizinin farklı cepheleri. Almada’nın önceki romanlarında da (özellikle Tuğla Ustaları ve Kızlar Ölür) olduğu gibi, erkeklerin duygusal dil yoksunluğu, yerini ya suskunluğa ya da şiddete bırakıyor.

Hayaletlerle Yaşamak

Almada’nın anlatısında yaşamla ölüm arasında net sınırlar yok. Eusebio’nun hayaleti, Enero’nun çocukken gördüğü “boğulan adam” imgesi, ya da Siomara’nın ateşle kurduğu mistik ilişki… Tüm bunlar, romanı neredeyse metafizik bir düzleme taşıyor. Ancak bu metafizik, büyülü gerçekçilikten çok, yoksul Latin Amerika taşrasında hayatın kendisine içkin olan bir hal. Ölülerle konuşmak, onlardan mesajlar almak, burada egzotik bir motif değil, bastırılmış yasın dili.

Politik Bir Zemin Olarak Arjantin Taşrası

Almada’nın Bir Nehir Değil’i, yalnızca kişisel ve içsel bir anlatı değil; aynı zamanda Arjantin’in marjinalleştirilmiş taşrasına dair bir politik müdahale. Entre Ríos, Santa Fe ve Córdoba üçgeni, 1990’ların neoliberal politikalarıyla derinden sarsılmış bir coğrafya. Almada, bu topraklara adanmış bir “mütevazı ağıt” sunduğunu söylüyor ve bunu yaparken büyük laflar etmekten kaçınıyor. Onun dili, nehrin akışı gibi sabırlı ve derin.

Bir Nehir Değil, sessizlikle konuşan, yasla yön bulan ve şiddeti teşhir eden bir roman. Selva Almada, edebiyatın sadece bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda bir etik duruş olduğunu hatırlatıyor bize.

Bir Nehir Değil

Yazar: Selva Almada

Çeviren: İdil Dündar

Editör: Cem Alpan

Sayfa Sayısı: 80

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×