İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Arter’de ‘Yeni ve En Yeni’ Şölen Başlıyor

Seslerin geleceğine yolculuk: Arter’de ‘Yeni ve En Yeni’ şölen başlıyor.

Modern müziğin sınırlarını zorlayan, alışılagelmiş tınıları bozup yeniden inşa eden ‘Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’, yedinci yılında İstanbul’u deneysel bir ses laboratuvarına dönüştürüyor. Matthias Osterwold’un küratörlüğünde şekillenen festival, Bretonya’nın mistik gayda seslerinden Viyana’nın fütüristik orkestralarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyle, müziğin sadece duyulan değil, hissedilen ve görülen bir ‘intermedya’ deneyimi olduğunu kanıtlamaya hazırlanıyor.

Suzan Somalı Sönmez

ssomalisonmez@gmail.com

DEU, Deutschland, Berlin, 10.03.2009, Portrait Matthias Osterwold – künstlerischer Leiter von MaerzMusik – Festival für aktuelle Musik, Location: Haus der Berliner Festspiele, (c) Kai Bienert, Albrechtstr. 22, 10117 Berlin, Tel: 030 4719696, Mobil: 0171 5418507, Email: kbienert@t-online.de

İstanbul’un çağdaş sanat kalbi Arter, 19 – 22 Şubat tarihleri arasında sesin en saf ve en yenilikçi hallerine ev sahipliği yaparak müzik tarihine canlı bir not düşüyor. Bu yıl yedincisi düzenlenen festival Berlin’den Viyana’ya, Montreal’den New York’a uzanan küresel bir ağın merkezine İstanbul’u yerleştiriyor. Festivalin mimarı Matthias Osterwold, Berliner Festspiele ve Ruhrtriennale gibi dev organizasyonlardaki küratörlük vizyonunu bu kez Arter’in benzersiz akustiğiyle birleştirerek dinleyiciyi konfor alanının dışına, keşfedilmemiş işitsel topraklara davet ediyor.

Gaydalar ve dijital algoritmalar

Festivalin açılışı, kültürel bir köprü kurmanın çok ötesine geçen bir prömiyerle yankılanacak. Erwan Keravec’in vizyonuyla hayat bulan Bretonyalı gayda topluluğu Sonneurs, geleneksel tulum icracısı Aycan Yeter ile aynı sahnede buluşarak kadim nefesleri modern kompozisyonlarla harmanlayacak. Bu iş birliği, festivalin yerel değerleri evrensel bir dille yeniden kurgulama misyonunun en somut örneği olarak öne çıkıyor.

Programın dijital kanadında ise teknoloji ile sanatın kusursuz evliliği dikkat çekiyor. Selçuk Artut ve Alp Tuğan’dan oluşan RAW, canlı kodlama ve dijital algoritmalarla sadece kulağa değil göze de hitap eden interaktif bir evren sunarken; Şevket Akıncı ve Ömer Sarıgedik gibi isimler doğaçlamanın sınırlarını ‘intermedya’ performanslarıyla genişletecek.

Yerleşik besteciler ve Viyana’nın radikal sesi

Bu yıl festival, New York’ta yaşayan Cenk Ergün ile İstanbullu Fulya Uçanok’u ‘Yerleşik Besteci’ olarak konumlandırarak üretimin mutfağını sahneye taşıyor. Bu isimler; Montreal’in saygın topluluğu Bozzini Yaylı Dörtlüsü, doğaçlama üçlüsü Kertenkele ve Türkiye’nin çağdaş müzik elçisi Hezarfen Topluluğu ile bir araya gelerek kolektif üretimin en taze meyvelerini sunacaklar.

Dört günlük bu yoğun maratonun kapanışını ise Viyana’nın radikal ses topluluğu Black Page Orchestra yapacak. İsmini Frank Zappa’nın icrası imkânsız olarak bilinen “The Black Page” eserinden alan grup, yüksek enerjili ve dijital tabanlı radikal performansıyla İstanbul’daki ilk konserini festivalin finalinde gerçekleştirecek. Zeynep Gedizlioğlu ve Çağdaş Onaran gibi bestecilerin eserlerinin de yankılanacağı bu süreç, müziğin sürekli devinen bir ‘en yeni’ olduğunu bir kez daha hatırlatacak.

Festivalin anatomisi

Arter’in “Yeni ve En Yeni Müzik” festivalindeki performanslar, müziğin sadece enstrümanlarla değil, matematik ve yüksek teknolojiyle nasıl yeniden tanımlandığını gösteren iki farklı kutbu temsil ediyor. İşte sahneye taşınacak bu radikal deneyimlerin teknik anatomisi:

Black Page Orchestra: İmkansızın sınırında bir ‘gürültü’ estetiği

Viyana merkezli bu topluluğun ismi, progresif müziğin dâhisi Frank Zappa’nın efsanevi “The Black Page” bestesinden geliyor. Zappa, bu parçayı notaya döktüğünde kâğıt o kadar yoğun ve karmaşık notalarla dolar ki, kâğıdın beyazı neredeyse görünmez hale gelmiş ve “Siyah Sayfa” ismini alır.

Radikal enstrümantasyon: Black Page Orchestra, geleneksel bir oda orkestrasından çok, bir ses mühendisliği ekibi gibi çalışıyor. Flüt ve perküsyon gibi akustik enstrümanları, analog synthesizerlar, devre bükme (circuit bending) teknikleri ve video enstalasyonlarıyla birleştiriyorlar.

Ses ve görselin mutlak uyumu: Grubun performanslarında ses, sadece bir duyum değil, dijital bir veri. İstanbul’daki kapanış konserinde, Zeynep Gedizlioğlu gibi bestecilerin eserlerini icra ederken, sesin frekans aralıklarını dijital ortamda manipüle ederek dinleyiciyi fiziksel bir ses basıncıyla (sound pressure) karşı karşıya bırakacaklar.

Fütüristik yaklaşım: Blake Page için müzik, sadece melodik bir yapı değil; dijitalleşen dünyada insanın makineyle girdiği rekabetin bir yansıması.

RAW: Algoritmalarla canlı beste (Live-Coding)

Selçuk Artut ve Alp Tuğan’dan oluşan RAW, festivalin ‘En Yeni’ sıfatını en çok hak eden projelerinden biri. İkilinin sahne performansı, müzik literatüründe ‘Live-Coding’ (Canlı Kodlama) olarak bilinen bir disipline dayanıyor.

Ekran sahne: RAW performanslarında sanatçılar enstrüman çalmak yerine, dizüstü bilgisayarlarının başında o an canlı olarak kod yazıyorlar. Yazılan bu kodlar, eş zamanlı olarak sahnedeki dev ekranlara yansıtılıyor. Seyirci, dinlediği ritmin hangi matematiksel algoritma veya kod satırı tarafından yaratıldığını anbean gözlemliyor.

Hata payı ve doğaçlama: Bu yöntem, doğaçlamanın en uç noktası. Yazılan kodda yapılan tek bir karakter hatası, müziğin ritmini bir anda bambaşka bir boyuta taşıyabilir ya da tamamen susturabilir. RAW, bu ‘hata’ olasılığını sanatsal bir gerilim unsuru olarak kullanır.

İşitsel – görsel interaktivite: RAW’ın yarattığı dijital sesler aynı zamanda görselleri de tetikliyor. Sesin genliği ve frekansı, ekrandaki geometrik formların hareketini ve rengini belirliyor; böylece ses ve görüntü tek bir dijital organizma gibi hareket ediyor.

Sesin mimarisinde bir gezinti

Festivalin sanat yönetmeni Matthias Osterwold’un bu iki grubu aynı programda buluşturması bir tesadüf değil. Black Page Orchestra orkestral bir disiplini dijital gürültüyle bozarken, RAW tamamen dijital bir dili müzikal bir disipline sokuyor.

Arter’in Sevgi Gönül Oditoryumu veya Karbon gibi mekânlarında gerçekleşecek bu performanslar, dinleyiciye şu soruyu sorduracak: “Müzik nerede biter, teknoloji nerede başlar?”

Arter’in zengin programında, dijital gürültünün ve algoritmaların karşısında duran ancak onlarla aynı derecede yenilikçi olan bir diğer kutup ise ‘akustik enstrümanların limitlerini zorlayanlar’. 

İşte festivalin en derinlikli ve kadim nefesleri:

Sonneurs: Gayda sesinin avangart rönesansı

Bretonyalı müzisyen Erwan Keravec tarafından kurulan Sonneurs, gayda gibi geleneksel ve ‘halk müziği’ etiketiyle özdeşleşmiş bir enstrümanı alıp çağdaş müziğin en radikal köşelerine yerleştiriyor.

Nefesin fizikselliği: Gayda, doğası gereği süreklilik arz eden bir enstrüman. Keravec ve topluluğu, bu sürekliliği kullanarak ‘drone’ müziğine (uzun, kesintisiz ses blokları) yakın duran hipnotik bir atmosfer yaratıyor.

Aycan Yeter buluşması: Türkiye prömiyerinde tulum sanatçısı Aycan Yeter ile gerçekleşecek iş birliği, iki farklı coğrafyanın (Bretonya ve Karadeniz) nefesli çalgılarındaki ortak kederi ve enerjiyi modern bir dille çarpıştıracak. Buluşma iki farklı ‘hava’ basıncının sahnedeki fiziksel savaşı ve uyumu olacak.

Yeni repertuvar: Sonneurs, yaşayan en önemli bestecilere gayda için eserler sipariş ederek bu enstrümanın literatürünü baştan yazıyor. Arter’deki performans, gaydanın bir çağdaş sanat müzesinin en deneysel köşesinde nasıl devleşebileceğini kanıtlayacak.

Bozzini Yaylı Dörtlüsü: Mikrotonal hassasiyet ve Montreal ekolü

1999 yılından bu yana Montreal’den dünyaya yayılan Bozzini Yaylı Dörtlüsü (Quatuor Bozzini), yaylı kuartet formunu adeta moleküllerine ayırıyor. Dörtlüyü bu alandaki diğer müzisyenlerden ayıran, ‘geleneksel” notaların arasındaki gizli sesleri bulma becerileri.

Mikrotonalite uzmanlığı: Bozzini, iki nota arasındaki çeyrek sesleri veya daha küçük aralıkları (mikrotonlar) kullanma konusunda dünyadaki en yetkin topluluklardan. Dinleyici için bu, kulağın alıştığı ‘tam’ seslerin dışına çıkmak ve sanki sesler arasında bir sis bulutu içindeymiş gibi hissetmek anlamına geliyor.

Radikal sessizlik: Performanslarında sessizliği de bir enstrüman gibi kullanıyorlar. Sesin başladığı ve bittiği an arasındaki gerginlik, Bozzini’nin imza stili.

Kertenkele ve Cenk Ergün ile kolektif üretim: Festivalde New Yorklu besteci Cenk Ergün ve doğaçlama üçlüsü Kertenkele ile kuracakları bağ, yazılı notanın disiplini ile anlık doğaçlamanın özgürlüğünü birleştirecek. Bozzini’nin kusursuz disiplini, Kertenkele’nin vahşi doğaçlamasıyla Arter’in tavanlarında yankılanacak.

Festivalin sanatsal çatısı: Matthias Osterwold vizyonu

Matthias Osterwold, yedinci edisyonda birbirine zıt görünen tüm bu unsurları (gayda, dijital kodlama, yaylı kuartet ve radikal orkestra) tek bir soruda birleştiriyor: “Ses, fiziksel bir madde olarak nasıl şekillendirilebilir?”

19 – 22 Şubat tarihleri arasında Arter’e gittiğinizde, sadece konser izlemeyecek Sonneurs ile nefesin, RAW ile kodun, Bozzini ile saf sesin maddeleşmiş haline tanıklık edeceksiniz.

Yerel temsilcilerimiz

Arter’in “Yeni ve En Yeni Müzik” festivalindeki yerel temsilcilerimiz, festivalin ‘ithal’ içeriğinin yanında İstanbul’un kendi müzikal laboratuvarından çıkan üretimler olduğunu gösteriyor. Fulya Uçanok ve Şevket Akıncı gibi isimler, enstrümana yaklaşımlarıyla bu laboratuvarın en cesur kimyagerleri arasında yer alıyor.

Fulya Uçanok: Piyanonun içindeki gizli sesler

Fulya Uçanok, piyanoyu sadece tuşlardan ibaret bir enstrüman olarak görmeyen, onun fiziksel gövdesini ve tellerini bir ses enstalasyonuna dönüştüren bir isim.

Prepared Piano: Uçanok, John Cage geleneğinden gelen ama kendi özgün dilini de kattığı bir teknikle; piyano tellerinin arasına vidalar, silgiler veya metal parçalar yerleştirerek enstrümanın tınısını tamamen değiştiriyor. Bu sayede piyano, bir anda bir vurmalı çalgılar topluluğuna veya endüstriyel bir ses makinesine dönüşüyor.

Besteci ve icracı kimliği: Festivalde ‘Yerleşik Besteci’ rolüyle yer alan Uçanok, doğaçlama ile yazılı kompozisyon arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Sanatçının müziğinde ses, bir nesne gibi ele alınıyor; yontuluyor, esnetiliyor ve mekânın boşluklarına yerleştiriliyor.

Şevket Akıncı: Özgür doğaçlamanın filozofu

Türkiye’de özgür caz ve doğaçlama denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Şevket Akıncı, festivalin ‘beklenmedik’ anlarının mimarı olacak.

Sınırları reddeden gitar: Akıncı, gitarını bazen bir radyo sinyali bazen de bir fırtına sesi çıkarmak için kullanabiliyor. Geleneksel akor yapılarından ziyade sesin ‘tekstürü’ (dokusu) üzerine odaklanıyor.

İntermedya diyaloğu: Akıncı için sahne, sonu belli olmayan bir hikâye anlatma alanı. Ömer Sarıgedik ile gerçekleştireceği performansta, gitarından çıkan seslerin dijital görsellerle nasıl bir savaşa veya barışa girdiğine tanıklık edeceğiz. 

Mekânın kendisi de enstrüman

Arter’in fiziksel mimarisi, ‘Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin sadece bir mekânı değil, bizzat enstrümanlarından biri haline geliyor. Özellikle bu festival için birer ‘ses mabedi’ olarak kurgulanan sahnelerin detayları, dinleme deneyiminizi kökten değiştirecek nitelikte. Kulağınızın alışık olduğu tüm kalıpları kapıda bırakın. Bu dört gün, sesin gelecekte nasıl bir forma bürüneceğini görmek için de eşsiz bir fırsat.

Arter’in koridorlarında 19 Şubat’ta başlayacak bu işitsel fırtına yalnızca kulaklarınızı değil, mekân algınızı da dönüştürmeyi hedefliyor. Festivalin kalbi sayılan Karbon ve Sevgi Gönül Oditoryumu, müziğin yalnızca bir performans değil, aynı zamanda çok katmanlı bir “mekânsal deneyim” olduğunu kanıtlayan ayrıntılarla dolu.

Karbon

Festivalin en deneysel ve radikal performanslarına ev sahipliği yapacak olan Karbon, Arter’in ‘kara kutu’ (black box) olarak tasarlanan çok amaçlı ve yüksek teknolojili performans alanı olarak öne çıkıyor. Dış dünyadan tamamen izole edilmiş yapısı sayesinde sesin yankılanma süresi milimetrik hassasiyetle kontrol edilebiliyor; bu da dijital algoritmalarla örülen katmanlı kompozisyonlardan Black Page Orchestra’nın yüksek voltajlı ve radikal ses patlamalarına kadar uzanan performansların, dinleyiciye mümkün olan en ‘s’ ve ‘doğrudan’ biçimde ulaşmasını sağlıyor. Karbon’da sesin kontrolsüzce dağılması engellenirken her dijital cızırtı, her fısıltı ve her frekans kırılması tüm çıplaklığıyla hissedilebilir hale geliyor.

Mekânın esnek mimarisi, klasik sahne-seyirci düzeninin sıkça terk edilmesine de olanak tanıyor. Bazı performanslarda sanatçılar mekânın tam merkezine yerleşirken, izleyiciler sesi çevreleyen bir çember oluşturuyor. Bu 360 derecelik yerleşim, özellikle Bozzini Quartet’in mikrotonal dokularında, dinleyiciyi adeta bir ses bulutunun tam ortasına yerleştiren, yoğun ve sarmalayıcı bir ‘surround’ etkisi yaratacak; ses, mekânın içinde dolaşan bir unsur olmaktan çıkıp bedensel olarak hissedilen bir katmana dönüşecek.

Sevgi Gönül Oditoryumu

Sevgi Gönül Oditoryumu, festivalin daha çok akustik ağırlıklı projelerine ve Hezarfen Topluluğu gibi büyük toplulukların performanslarına ev sahipliği yapan, klasik bir konser salonunun zarafetini çağdaş bir akustik anlayışla buluşturan ana mekânlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu alan yalnızca konserlerin gerçekleştiği bir sahne değil; aynı zamanda deneysel müziğin düşünsel ve felsefi boyutunun tartışıldığı canlı bir platform niteliği taşıyor.

Festival boyunca küratör Matthias Osterwold moderatörlüğünde düzenlenecek panel ve söyleşilerde, “Müzikte Yapay Zekâ ve İnsan Doğaçlaması” ile “Geleneksel Enstrümanların Modern Kompozisyondaki Dönüşümü” gibi başlıkların masaya yatırılması bekleniyor. Bu oturumlar, dinleyicinin karşılaştığı karmaşık ve katmanlı eserlerin arkasındaki entelektüel emeği görünür kılarak, müzikle kurulan bağı derinleştiren birer köprü işlevi görüyor.

Öte yandan Sevgi Gönül Oditoryumu’ndaki program, festival döneminde Arter’de yer alan güncel sergilerle de görünmez tematik bağlar kuruyor. Görsel sanatların form arayışı ile yeni müziğin tını arayışı, sergi katlarından performans alanlarına sızan ortak bir ‘deney’ ruhunda buluşarak, festivali yalnızca işitsel değil, bütüncül bir sanatsal deneyime dönüştürüyor.

Arka bahçe ve kamusal alan sızmaları

Festival kimi zaman Arter’in kapalı salonlarının sınırlarını aşarak binanın açık alanlarına ve galerilerine doğru yayılıyor. Mekâna özgü kurgulanan performanslarda bazı sanatçılar, Arter’in merdiven boşluklarını ya da arka bahçesini birer ‘eko odası’ gibi kullanarak mimariyle doğrudan diyalog kuran kısa ‘pop-up’ dinletiler gerçekleştiriyor. Bu yaklaşım, festivali takip edenler için sergiler arasında dolaşırken aniden bir ses enstalasyonunun parçası olma ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Festivale adım attığınızda, yalnızca biletli bir koltuğa oturmuş olmayacak; kimi zaman karanlık bir kutunun içinde dijital bir fırtınanın ortasında kalacak, kimi zaman da bir söyleşide bir bestecinin zihnine doğru yolculuğa çıkacaksınız. 

Pratik bilgiler ve erişim

İstanbul’un trafiğini ve mesafelerini festival deneyiminin dışında tutmak için Arter’in ulaşım ağından faydalanabilirsiniz. Taksim (Metro çıkışı) ve Tepebaşı (Pera Müzesi yanı) duraklarından kalkan ücretsiz Arter servisleri, izleyicileri festivalin tam merkezine taşıyor.

Biletli konserlerin yanı sıra, Arter Beraber üyeleri için sunulan ayrıcalıklar ve perşembe günleri tüm sergilerin ücretsiz olması, festival günlerini tam bir sanat kampına dönüştürmenize olanak sağlıyor.

19 Şubat’ta Erwan Keravec’in gayda topluluğu Sonneurs ile başlayacak olan bu yolculuk, 22 Şubat akşamı Black Page Orchestra’nın yüksek enerjili finaliyle sona erecek. Bu süreçte sadece müziği dinlemeyecek, Arter’in modern mimarisinde sesin nasıl bir maddeye dönüştüğüne tanıklık edeceksiniz.

Festival Günlüğü 

Tarih: 19 – 22 Şubat 2026
Mekân: Arter, Dolapdere

Sanat Yönetimi: Matthias Osterwold
Bilet: Biletix, Mobilet ve Arter Gişesi
Ulaşım: Taksim ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis

19 Şubat Perşembe:

19.30 (Fuayeler ve Karbon)

Sonneurs_Erwan Keravec ve Aycan Yeter: “The Art of Bagpiping” 

[Tulum Çalma Sanatı]

Fuayeler

Samuel Sighicelli: SPAS (2016) 

Olivia Davies: enfold (2026)

Dünya Prömiyeri

Philip Glass: Music in Similar Motion (1969)

B3 Fuaye

Interlude: Aycan Yeter ve Erwan Keravec

Türkiye’den geleneksel bir tulum sanatçısı ile karşılaşma

Karbon

Bernard Cavanna: To Air One (2015) 

Wolfgang Mitterer: RUN (2015) 

Jessica Ekomane: Latitudes (2021) 

Türkiye Prömiyerleri

Sonneurs [İcracılar]:

Erwan Keravec, Mickaël Cozien, Erwan Hamon, Guénolé Keravec, Manu Le Duigou

Konser sonrası fuaye sohbeti: Sanatçılarla tanışma

21.30 (Sevgi Gönül Oditoryumu)

Sonic Lounge [Ses için alan]

Fulya Uçanok: “Fold / Unfold [Katlanma / Açılma]”

Nesneler ve canlı elektronik 

Fulya Uçanok, performans 

Kertenkele 

Cansu Tanrıkulu (Vokal, klarnet, elektronik)

Nick Dunston (Kontrbas, rebab, elektronik)

Cenk Ergün (Elektronik)

20 Şubat, Cuma

19.30 (Sevgi Gönül Oditoryumu)

Cenk Ergün – Nail Doğan – Cansu Tanrıkulu – Nick Dunston – Hezarfen

Cenk Ergün ve Nail Doğan: “derializiös” (2023) 

Cenk Ergün (Beste)

Nail Doğan (Sözler)

Cansu Tanrıkulu (Vokal)

Nick Dunston (Kontrbas)

Türkiye Prömiyeri

Cenk Ergün: “Nasreddin” (2002/rev.2011) 

Oda müziği toplulukları ve doğaçlama için

Türkiye Prömiyeri

Hezarfen Ensemble

Kertenkele (Doğaçlama🙂

Cansu Tanrıkulu, Nick Dunston, Cenk Ergün

Konser sonrası fuaye sohbeti: Sanatçılarla tanışma

21.30 (Karbon)

Sonic Lounge [Ses için alan]

Ömer Sarıgedik: “Ephemeris” 

Canlı astronomik sesletim (2018-2026) 

Ömer Sarıgedik

Şevket Akıncı

Dünya Prömiyeri 

21 Şubat, Cumartesi

19.30 (Sevgi Gönül Auditorium)

Fulya Uçanok – Cenk Ergün – Quatuor Bozzini 

Fulya Uçanok: “Companioning [Yoldaşlık Etme]” 

Yaylı dörtlüsü, etkileşimli elektronikler ve sabit elektronikler için (2026)

Dünya Prömiyeri 

Eser, Arter tarafından ‘Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’ için sipariş edilmiş, Ernst von Siemens Music Foundation desteğiyle üretilmiş. 

Cenk Ergün: “Celare” 

Yaylı dörtlüsü için (2014/2015) 

Cenk Ergün: “Sonare” 

Yaylı dörtlüsü için (2014/2015) 

Türkiye Prömiyeri 

Quatuor Bozzini:

Clemens Merkel, Alissa Cheung, Stéphanie Bozzini, Isabelle Bozzini

Konser sonrası fuaye sohbeti: Sanatçılarla tanışma

21.30 (Karbon)

Sonic Lounge [Ses İçin Alan]

RAW 

“Live Coding [Canlı Kodlama]” 

Görsel-İşitsel Performans

Selçuk Artut, Alp Tuğan

22 Şubat, Pazar

18.00 (Sevgi Gönül Oditoryumu)

Jürg Frey – Quatuor Bozzini 

Jürg Frey: String Quartet No.4 

[Yaylı Çalgılar Dörtlüsü No.4] (2018–2020)

Türkiye Prömiyeri 

Quatuor Bozzini

19.30 (Karbon)

Black Page Orchestra

Mirela Ivičević: ”Dream Work” 

Saksafon, elektronik gitar, piyano, perküsyon, elektronik ve film için (2018) –

“Dream Work” (2001), Peter Tscherkassky yeni soundtrack albümü

Zeynep Gedizlioğlu: “Scattered”

Keman ve piyano için (2022) 

Çağdaş Onaran: “dovetails” 

Amplifiye flüt ve elektronik için (2022) 

Matthias Kranebitter: “Mücadeleci Müzik ve Algoritmaları için Demistifikasyon” 

Flüt, saksafon, elektronik gitar, piyano, perküsyon ve 4 kanal elektronik için (2021) 

Yifan Guo: “Folding”

Elektronik ve video toplulukları için (2024) 

Peter Ablinger: “Mondrian 2-5 Schwarze Serie [Siyah Seri]” 

4 ve daha fazla müzisyen ve her türlü enstrümantasyon için (2010–2012) 

Matthew Shlomowitz: “Graveyard Slot [Mezarlık Kuşağı]” 

(w/ konuk olarak) Alto saksafon, elektronik gitar, perküsyon ve sentezleyici/sampler için (2019)

Türkiye Prömiyeri

(Çağdaş Onaran: “dovetails” hariç)

Black Page Orchestra:

Matei Ioachimescu, Florian Fennes, Jacobo Hernandez Enriquez, Ruben 

Mattia Santorsa, Alfredo Ovalles, Igor Gross, Matthias Kranebitter

Konser sonrası fuaye sohbeti: Sanatçılarla tanışma

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×