İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Edirne Bienali ve “Köprüler” Üzerine: Küratör Fırat Arapoğlu ile Özel Söyleşi

Edirne, yüzyıllar boyunca coğrafi, kültürel ve politik anlamda Balkanlar ile Anadolu, geçmiş ile gelecek arasında sarsılmaz bir geçiş koridoru oldu. Bu yıl ilk kez kapılarını sanatseverlere açan Edirne Bienali, kentin bu çok katmanlı hafızasını “Köprüler” temasıyla çağdaş sanatın odağına taşıyor. Açılışını anlamlı bir tesadüfle, 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’nde yapan bienal; tarihi kervansaraylardan eski tren garına kadar kentin sembol mekanlarını yaşayan birer kültürel alana dönüştürüyor.

İlk edisyonun getirdiği heyecanı, kentin kimliğiyle kurulan bağları ve sergilerin küratöryel arka planını, bienalin küratörlerinden Fırat Arapoğlu ile konuştuk.

Edirne Bienali bu yıl ilk kez gerçekleşiyor. Teması “Köprüler” olan bu yeni bienale katılım ve hazırlık sürecinizi merak ediyoruz.

Edirne Bienali’nin ilk edisyonunda yer almak benim için oldukça heyecan verici bir deneyim. Edirne coğrafi, kültürel, politik ve düşünsel anlamda bir geçiş alanı aslında. Köprüler teması; yapılar, insanlar, hafızalar, kültürler ve zamanlar arasında kurulan görünmez ilişkileri düşünmeye davet ediyor.

Hazırlık süreci oldukça yoğun ama aynı zamanda ilham verici oldu. Kentin tarihsel dokusunu, mimarisini ve hafızasını anlamaya çalışırken, sanatçıların üretimleri bu çok katmanlı yapı içinde yeniden okunmaya başladı. Edirne’nin Balkanlar ve Anadolu arasında kurduğu ilişki, bienalin düşünselliğini besleyen temel unsurlardan biriydi. Bu süreçte bizim için önemli olan şey bienali sergiler kadar kentle diyalog kuran yaşayan bir kültürel alan olarak düşünmek oldu.

Açılış tarihi olan 21 Mayıs, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü ile örtüştürülmüş. Bienalin kapsayıcılığın altını çizmesi çok değerli. Bizleri bu anlamda Bienal’de neler bekliyor?

Bu tarihsek kesişim son derece anlamlı. Edirne Bienali farklı kültürler arasında yeni karşılaşma alanları yaratmak üzerine kuruldu. Bienalde farklı coğrafyalardan, disiplinlerden ve kuşaklardan sanatçılar bir araya geliyor. Bu çeşitlilik temsil ve düşünme biçimleri açısından çok önemli.

Bienal boyunca ziyaretçiler göç, hafıza, aidiyet, sınırlar, ekoloji, dijital kültür ve teknolojik dönüşüm gibi güncel sorunları ele alan çok katmanlı üretimlerle karşılaşacaklar. Bunun yanında performans, yeni medya ve mekâna özgü projeler izleyiciyle buluşacak.

Kapsayıcılık bienalin bütün yapısına yayılan bir yaklaşım ve kentin farklı noktalarına yayılan sergiler sayesinde izleyici bu deneyimin aktif bir parçası haline gelecektir.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’ndaki serginizde başvurular arasından seçtiğiniz Merih Yıldız yer alıyor. Bu projede mekanın hafızasıyla sanatçının üretim dili arasında nasıl bir diyalog oluştu?

Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı tarihsel hafızaya sahip bir mekân ve geçmişte ticaret yollarının, yolculukların ve kültürel karşılaşmaların önemli duraklarından biri olmuş. Dolayısıyla bienalin Köprüler temasıyla doğal bir ilişki kuruyor.

Merih Yıldız’ın üretimlerinde hafıza, katmanlaşma, geçiş ve iz kavramları oldukça belirgindi. Sanatçının işleriyle mekân arasında organik bir ilişki oluştuğunu düşünüyorum. 

İlk edisyonunu gerçekleştiren bir bienalde “kimlik” oluşturmak oldukça kritik. Bu durum, hazırlık sürecinizde düşündüğünüz ve küratöryel kararlarınızı şekillendiren temel meselelerden biri oldu mu? Bienalin geleceğe taşımasını umduğunuz ruhu nasıl tarif edersiniz?

İlk edisyonlar bir bienalin gelecekte nasıl bir düşünsel ve estetik çizgide ilerleyeceğini belirleyen çok önemli başlangıçlar.. Bu nedenle Edirne Bienali’nin kendi özgün karakterini oluşturması bizim için temel konulardan biriydi.

Edirne Bienali’ni bir sanat etkinliği olduğu kadar coğrafyanın tarihsel ve kültürel katmanlarıyla ilişki kuran bir düşünce alanı olarak düşünüldü. Edirne’nin sınır kenti olması Balkanlar’la kurduğu tarihsel bağlar ve çok kültürlü yapısı bienalin kimliğini belirleyen önemli unsurlar oldu.

Geleceğe taşınmasını umduğum ruh diyalog, açıklık ve karşılaşma üzerine kurulu bir yapı. Sanatın farklı topluluklar arasında yeni bağlar kurabilme gücüne inanıyorum. Bienalin zaman içinde bu kültürel köprüleri daha da güçlendiren uluslararası bir platforma dönüşmesini umuyorum.

Bienalin gerçekleşeceği mekanlar hakkında neler düşünüyorsunuz. Çok zengin bir skala görüyoruz.

Mekân çeşitliliği bienalin en etkileyici yanlarından birisi. Edirne’nin tarihsel dokusu başlı başına güçlü bir sahne ve Kervansaraylar, eski tren garı, tarihî yapılardan kamusal alanlara kadar uzanan geniş bir mekânsal yapı mevcut.

Bu çeşitlilik sanatçılar için üretken bir alan açıyor, zira her mekân kendi hafızasını, ritmini ve atmosferini beraberinde getiriyor. Bazı işler mimariyle doğrudan ilişki kurarken bazıları kamusal alan içinde yeni deneyimler yaratıyor.

Bence burada önemli olan şey mekânların bienalin anlatısına aktif biçimde katılması.

Bugünün sanat ortamında bienallerin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bienaller aynı zamanda düşünsel üretim alanlarıdır. Güncel toplumsal, politik ve teknolojik sorunların tartışıldığı uluslararası platformlar olmuştur. Özellikle son yıllarda bienallerin yerel bağlamla ilişki kurması daha da önemli hale geldi. Çünkü izleyici artık küresel bir sanat dili görmeyi değil aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın gerçeklikleriyle temas eden üretimlerle karşılaşmayı önemsiyor.

Aynı zamanda bienaller sanatçılar, küratörler ve izleyiciler arasında yeni ağlar kurulmasına imkân tanıyor. Bu yönüyle kültürel dolaşım açısından çok önemli yapılar olduklarını düşünüyorum.

Günümüzde bienaller çoğu zaman kent markalaşmasının bir parçasına da dönüşüyor. Halkın ve yetkililerin yaklaşımı nasıldı?

Bienallerin yalnızca marka etkinliğine dönüşmesi riskli bir durum. Ancak Edirne Bienali’nde hissettiğimiz yaklaşımın daha çok kültürel paylaşım ve birlikte üretim yönünde olduğunu söyleyebilirim.

Hem yerel yönetimsel yapının hem de kent halkının bienale karşı oldukça meraklı ve destekleyici bir yaklaşımı vardı. Özellikle farklı mekânların bienale açılması ve kent sakinlerinin sürece dahil olması çok değerliydi.

Bence bir bienalin gerçekten güçlü olabilmesi için yalnızca uluslararası sanat çevrelerine değil, bulunduğu kentin hafızasına ve insanlarına da temas etmesi gerekiyor. Edirne Bienali’nin bu konuda önemli bir potansiyel taşıdığına inanıyorum.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

Yorumlar kapatıldı.

×