Çağdaş sanatın en etkili isimlerinden Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı sergisi İçses ve İçyapı (Music of the Mind), 25 Haziran’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde kapılarını açtı. Akbank’ın desteği ve İspanya’daki MUSAC iş birliğiyle hazırlanan sergi, sanatçının yaklaşık yetmiş yıllık üretiminden 67 yapıtı bir araya getirerek izleyiciyi yalnızca eserleri görmeye değil, onları tamamlamaya davet ediyor.

Basın toplantısında konuşan Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Ahu Antmen, Yoko Ono’nun yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda 20. yüzyılın kültürel dönüşümünü temsil eden figürlerden biri olduğunu vurguladı. Ono’nun Japonya’daki çocukluk yıllarından II. Dünya Savaşı’na, 1960’ların toplumsal hareketlerinden popüler kültürün yükselişine uzanan yaşam öyküsünün sanat pratiğini doğrudan şekillendirdiğini belirten Antmen, serginin özellikle sanatçının öncü kimliğini görünür kılmayı amaçladığını söyledi.
Antmen’e göre Yoko Ono’nun en önemli katkılarından biri, sanatı geleneksel nesne anlayışının dışına taşıması. “Hayal gücüyle çalışan bir sanatçı” olarak tanımladığı Ono’nun, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp üretimin parçası haline getirdiğini söyleyen Antmen, “Bu sergide başrol aslında izleyicide. Katılmadığımız zaman sergi büyük ölçüde eksik kalıyor” ifadelerini kullandı. Serginin aynı zamanda Yoko Ono’ya ve çağdaş sanatın sınırlarına ilişkin yerleşik önyargıları sorgulayan bir deneyim sunduğunu da dile getirdi.
Serginin küratörlerinden ve Yoko Ono Stüdyo’nun direktörü Connor Monahan ise serginin çıkış noktasını, sanatçının 1964 yılında ortaya koyduğu “instruction” (talimat) fikri üzerinden anlattı. Monahan, Ono’nun sanatında hiçbir zaman tamamen tamamlanmış yapılardan söz edilemeyeceğini, eserlerin bilinçli olarak açık uçlu bırakıldığını belirterek, “Bitmemiş bir kilise ve tavanı gökyüzü olan bir yapı gibi… Bu sergide de o açıklık ve canlılık hissediliyor” dedi.

Monahan’a göre serginin merkezinde dil, hayal gücü ve katılım yer alıyor. Ziyaretçilerin yalnızca eserleri izlemekle kalmayıp bir fincanı onarması, bir dilek yazması ya da boşlukları kendi zihninde tamamlaması isteniyor. “Belki hayatında hiç sanat üretmemiş biri, bu sergide farkında olmadan bir eserin parçasına dönüşecek” diyen Monahan, Ono’nun sanatının gözlemci ile üretici arasındaki sınırı ortadan kaldırdığına dikkat çekti.
Serginin diğer küratörlerinden, Fluxus tarihçisi Jon Hendricks ise konuşmasında Yoko Ono’nun katılımcı işlerine dikkat çekti. İzleyicileri özellikle “Bag Piece”, “Arising”, “My Mommy is Beautiful” ve “Invisible Flags” gibi eserleri deneyimlemeye davet eden Hendricks, Ono’nun sanatında bireysel deneyimlerin görünür kılınmasının merkezi bir yer tuttuğunu söyledi. Kadınların kendi hikâyelerini yazmaya davet edildiği “Arising” ya da annelere dair fotoğraf ve anıların paylaşıldığı “My Mommy is Beautiful” gibi yapıtların, sanatçının insanları ortak bir hafıza etrafında buluşturma arzusunu yansıttığını ifade etti.
Müzenin galerilerinden bahçesine kadar yayılan sergi; erken dönem kavramsal metinlerden performanslara, filmlerden büyük ölçekli enstalasyonlara ve katılımcı işlere uzanan geniş bir seçki sunuyor. “İçses” ve “İçyapı” kavramları etrafında şekillenen sergi, ziyaretçileri hayal gücü, hafıza, barış ve insanlar arasındaki bağlar üzerine düşünmeye davet ederken, Yoko Ono’nun sanatını yalnızca izlenen değil, birlikte üretilen bir deneyime dönüştürüyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






Yorumlar kapatıldı.