İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarabya’da Açık Stüdyo: Sarah Szczesny ile Sanat Üzerine

Tarabya Kültür Akademisi’nin Open Studios gününde bir araya geldiğimiz Alman sanatçı Sarah Szczesny ile İstanbul’un ilham veren katmanlarından erken dönem Türk animasyonlarına, feminist dayanışmadan çizginin akışkan hafızasına uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sarah Szczesny

Tarabya Kültür Akademisi’nin Boğaz’a yayılan sakin atmosferinde gerçekleşen Open Studios günü, yalnızca sanatçıların üretim süreçlerine tanıklık ettiğimiz bir buluşma değil; İstanbul’un kültürel derinliğiyle temas eden çok sesli bir deneyimdi. Farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya geldiği bu özel programda, Alman sanatçı Sarah Szczesny’nin performatif ve zamana yayılan görsel dili en güçlü karşılaşmalardan biriydi.

Szczesny’nin işi; hareket, hafıza ve çizgi arasında salınan organik bir akış yaratarak izleyiciyi adeta yaşayan bir dönüşümün içinde bırakıyordu. Performansın ardından bir araya geldiğimiz Sarah ile İstanbul’dan feminist dayanışmaya, erken dönem Türk animasyonlarından akademideki üretim sürecine uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sarah Szczesny

İki yıl önce İstanbul’a ilk kez geldiğinde film müzesinde karşılaştığı erken dönem Türk animasyonlarından derin biçimde etkilendiğini anlatan sanatçı, Tonguç Yaşar’ın “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?” animasyonunun kendisinde bıraktığı izi ve bu eserin özü üzerine nasıl uzun uzun düşündüğünü benimle paylaştı:
“Animasyon dediğimiz şey aslında görüntünün görüntüye eklenmesiyle oluşuyor. Ama o hareketi gerçekten yaratan izleyicinin zihni. Bu yüzden içinde büyülü bir taraf var.”

Szczesny’nin Tarabya’da izlediğimiz yeni üretimi de tam olarak bana anlattığı bu fikir etrafında şekilleniyor. Tek bir çizginin; bir oka, bir yılana ya da bir fırça darbesine dönüşebildiği akışkan görseller, sanatçının deyimiyle “hareketin en saf hali”ni temsil ediyor.

Sohbetimiz ilerledikçe, pratiğinde iş birliklerinin kapladığı önemli yeri konuşuyoruz. Tarabya’daki açık stüdyo programında, aynı mekanda üretim yapan elektroakustik müzisyen ve araştırmacı Fulya Uçanok ile çellist ve ses sanatçısı Ulrike Ruf ile kurduğu yaratıcı yakınlık tam da bu noktada dikkatimi çekiyor. İkilinin “Sonic Portraits” başlıklı projesi; farklı kadınların hikayelerini, seslerini ve anlatılarını işitsel bir yerleştirmeye dönüştürüyor. Tarabya Kültür Akademisi’nin Alman-Türk ortak yapım programı kapsamında gelişen ve feminist perspektifi merkezine alan bu güçlü araştırma pratiğinin, kendi üretimiyle nasıl doğal bir bağ kurduğunu şöyle açıklıyor Sarah:
“Kadınların temsili ve görünürlüğü üzerine uzun süredir düşünüyorum. Özellikle sanat tarihinde yeterince yer bulamayan kadın animatörler benim için çok önemli.”

Söyleşimiz boyunca İstanbul’dan büyük bir hayranlıkla söz eden sanatçı, kentin onu yalnızca görsel olarak değil, duygusal olarak da beslediğini vurguluyor:
“İstanbul artık sanırım en sevdiğim şehirlerden biri. Çok eski, çok derinlikli ama aynı zamanda çok modern bir şehir. Burada da dünyanın her yerinde olduğu gibi zorluklar yaşanyor, biliyorum. Ama insanlar yine de üretmeye, birlikte yaşam alanları kurmaya ve hayatı güzelleştirmeye devam ediyor.”

Sanatçının İstanbul’a dair en çok etkilendiği şeylerden biri ise, kentin gündelik kültürü ve misafirperverliği olmuş. El işçiliğinden renk kullanımına, seramiklerden sokak dokusuna kadar uzanan detayların kendi görsel dünyasını beslediğini anlatırken, Türkiye’deki kültürel katmanlılığa duyduğu hayranlığı da gizlemiyor.

Tarabya Kültür Akademisi

Tarabya Kültür Akademisi; Türkiye ile Almanya arasında kültürel alışverişi güçlendirmeyi amaçlayan disiplinlerarası bir misafir sanatçı programı yürütüyor. Her yıl farklı alanlardan sanatçıları İstanbul’da bir araya getiren yapı, yalnızca üretim için değil; diyalog, üretim ve yeni düşünme biçimleri için de alan açıyor.
Open Studios günü boyunca oldukça izlediğim işlerden oldukça etkilendim. Sarah ile de ayrılırken hissettiğim en güçlü şey de buydu belki: Aynı şehirde, farklı hikayeler etrafında bir araya gelebilmenin ve bizzat üreterek çoğalabilmenin mümkün olduğu fikri.

SANATÇI HAKKINDA

Sarah Szczesny Köln’de yaşıyor ve çalışıyor. Sanat eğitimini 2009 yılında Prof. Rosemarie Trockel’ın master öğrencisi olarak tamamladı, 2021’den bu yana Düsseldorf’taki Robert Schumann Yüksekokulu’nda Müzik ve Medya Enstitüsü’nde görsel yöntem dersi veriyor. 2024’ten itibaren Köln Üniversitesi’nde resim dersleri vermeye başlayan sanatçı, Münster Güzel Sanatlar Akademisi’nde konuk öğretim görevlisi olarak bulundu. Resim, kolaj, video ve performans alanında verdiği eserler, Kunstverein Düsseldorf, Neuer Aachener Kunstverein, Ludlow 38 ve New York’taki Martos Gallery’nin yanı sıra Los Angeles’taki O-Town House’da sergilendi. Szczesny’nin çalışmasının merkezinde kültürel hiyerarşilerin sorgulanması ve resim sanatının animasyon, ses ve popüler kültür referanslarıyla deneysel biçimde genişletilmesi yer alıyor. 2016’dan bu yana müzisyen ve yapımcı Lena Willikens ile birlikte performans, video çalışmaları ve yerleştirmeler içeren ve sanat kurumları ve tiyatroların yanı sıra müzik ve film festivallerinde gösterilen Phantom Kino Ballett adlı süreçsel proje üzerinde çalışıyor.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×