Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde 5-7 Haziran tarihleri arasında Altın Yunus Hotel’de gerçekleştirildi. Festivalde, UGFF Genel Koordinatörü Yeşim Kaya’nın moderatörlüğünde ve festival danışma kurulu üyelerinden Şef Claudio Chinali’nin katılımıyla “Mutfakta Kimlik Değişimi: İstanbul’daki İtalyan, Roma’daki Türk ve Sinematografik Gastronomi” söyleşisi gerçekleştirildi. Oldukça önemli başlıklara değinen söyleşinin detayları şimdi yazımızda.

Çeşme’de düzenlenen bu özel oturumda Claudio Chinali ve Yeşim Kaya, gastronomiyi mutfağın sınırlarının ötesinde ele alarak yemeklerin kültürel dönüşümdeki rolünü masaya yatırdı. İstanbul ile Roma arasında kurulan köprüden yola çıkan söyleşi; aidiyet, hafıza, sinema ve gastronominin kesiştiği zengin bir anlatı sundu.
Çeşme’de düzenlenen oturumda Claudio Chinali ve Yeşim Kaya, gastronomiyi yalnızca mutfakla sınırlı bir alan olarak değil, kültürler arasında köprü kuran güçlü bir anlatı biçimi olarak ele aldı. İstanbul’daki İtalyanlar ve Roma’daki Türkler üzerinden şekillenen sohbet, yemeklerin sınırları aşarken nasıl dönüştüğüne ve yeni anlamlar kazandığına odaklandı.
İtalya’da uzun yıllardır yaşayan ve çalışan Chinali’ye göre gastronomi, çoğu zaman düşünüldüğünden çok daha akışkan bir yapı taşıyor. “Orijinal tarif” kavramını sorgulayan şef, bugün geleneksel kabul edilen birçok yemeğin aslında yüzyıllar boyunca farklı coğrafyaların, göçlerin ve kültürel etkileşimlerin sonucu olarak ortaya çıktığını vurguladı. Domatesin Amerika kıtasından Avrupa’ya uzanan yolculuğundan, makarnanın tarihsel dönüşümüne kadar birçok örnek, mutfakların hiçbir zaman sabit kalmadığını gösteriyor.
Söyleşinin öne çıkan başlıklarından biri de sinemanın gastronomik kültürün yayılmasındaki rolüydü. Chinali, İtalyan mutfağının dünya çapındaki görünürlüğünde sinemanın etkisine dikkat çekerken, günümüzde benzer bir etkinin Türk dizileri ve dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştiğini ifade etti. Ona göre yemek, yalnızca sofrada değil; filmlerde, dizilerde ve hikâyelerde de yaşamaya devam ediyor.
Kültürel mirasın korunması ile yenilik arasındaki denge de konuşmanın önemli duraklarından biriydi. Geleneksel tariflerin korunmasının değerine vurgu yapılırken, gastronominin canlı kalabilmesi için sürekli olarak yenilenmesi gerektiği görüşü öne çıktı. Chinali, mutfakları müzelere benzeterek, gelişmeyen ve dönüşmeyen bir gastronomi kültürünün zamanla etkisini kaybedebileceğini dile getirdi.
Türkiye ve İtalya arasında dikkat çekici benzerlikler bulunduğunu söyleyen konuşmacılar, her iki ülkenin de güçlü bölgesel mutfaklara, köklü aile geleneklerine ve sofrayı sosyal yaşamın merkezine yerleştiren bir kültüre sahip olduğunun altını çizdi. Özellikle paylaşım kültürü, aile yemekleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarifler, iki toplum arasındaki ortak hafızanın önemli parçaları olarak değerlendirildi.
Söyleşi boyunca öne çıkan temel fikir ise oldukça netti: Yemek yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan bir unsur değil; geçmişi, aidiyeti, göçü, belleği ve kültürel kimliği taşıyan güçlü bir anlatı aracı. Tıpkı sinema gibi, gastronomi de insan hikâyelerini aktarmanın en evrensel yollarından biri olmaya devam ediyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






Yorumlar kapatıldı.