Yıllarca sanat yönetimi, reklamcılık, tasarım ve marka stratejisi alanlarında üreten Ahmet Faruk Terzi, bugün aynı yaratıcı birikimi bağımsız sanat pratiğine taşıyor. İstanbul Sanat Fuarı’nda sergilenen “Sıradan İstanbul Görüntüleri” serisiyle gündelik yaşamın çoğu zaman fark edilmeyen detaylarını görünür kılan Terzi ile yaratıcı üretimin dönüşümünü, sanatın kent hafızasıyla kurduğu ilişkiyi ve ödüllerin ötesinde etki yaratmanın anlamını konuştuk.

Sanat, tasarım, reklamcılık ve marka stratejisi alanlarında uzun yıllar çalıştıktan sonra eserlerinizle İstanbul Sanat Fuarı’nda yer aldınız. Ticari yaratıcılıktan bağımsız sanat üretimine uzanan bu yolculuk size neler öğretti?
Sanat, tasarım, reklamcılık ve marka stratejisi alanlarında çalışmak bana fikri doğru anlatmayı, görsel dili bilinçli kurmayı ve üretimde disiplini öğretti. Ancak bağımsız sanat üretimiyle birlikte, bu kez hedeflerden çok sorulara ve kişisel anlatıya odaklanmaya başladım.
İstanbul Sanat Fuarı’nda yer almak benim için bir yön değişikliğinden çok, yıllar içinde edindiğim deneyimlerin daha özgür bir ifade alanında buluşmasıydı. Bugün tasarım ve sanatı birbirini besleyen iki alan olarak görüyorum; biri yapı kurmayı, diğeri sınırların dışına çıkmayı öğretti.
İstanbul Sanat Fuarı’nda “Sıradan İstanbul Görüntüleri” temasıyla izleyici karşısına çıktınız. Günlük hayatın sıradan görünen anlarını sanatın merkezine taşıma fikri nasıl doğdu ve bu seriyle izleyicide nasıl bir duygu uyandırmayı hedeflediniz?
“Sıradan İstanbul Görüntüleri” fikri, aslında her gün karşılaştığımız ama çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiğimiz anlara yeniden bakma isteğinden doğdu. İstanbul çok güçlü imgelerle anılan bir şehir; ancak beni daha çok arka planda kalan, gündelik hayatın sessiz ve tanıdık detayları ilgilendirdi.
Bu seride amacım sıradan olanı estetikleştirmekten çok, onun zaten içinde taşıdığı duyguyu görünür kılmaktı.
İzleyicide de bu işleri izlerken bir tanıdıklık hissi ve kısa bir durma anı yaratmayı hedefledim. Kendi günlük hayatlarına yeniden bakmalarını, normal kabul ettikleri görüntülerin içinde başka anlamlar keşfetmelerini istedim.

Çalışmalarınızda tipografi, renk, doku ve formu yalnızca estetik unsurlar olarak değil; hafıza, kent, kimlik ve zaman gibi kavramları anlatan araçlar olarak kullanıyorsunuz. Bir eser üretirken fikir mi görsel dili, yoksa görsel dil mi fikri şekillendiriyor?
Benim tasarım ve resimlerimde hafıza, kent, kimlik ve zaman gibi katmanlı konularla çalışırken görsel dili yalnızca estetik bir tercih olarak değil, düşüncenin taşıyıcısı olarak görüyorum. Renk, doku, boşluk ya da tipografi; anlatının kendisine dönüşüyor. Fikir ve anlatılma şekli birbirini tamamlamalı, hatta bazen bunun için hangisi güçlüyse diğer biraz geri çekilmeli.
Ulusal ve uluslararası birçok prestijli ödülün yanı sıra viral illüstrasyon serileri ve sosyal sorumluluk projeleriyle de tanınıyorsunuz. Sizce yaratıcı üretimin gerçek başarısı ödüllerle mi, yoksa insanlar üzerinde bıraktığı etkiyle mi ölçülmeli?
Ödüller elbette önemli; yapılan işin mesleki çevre tarafından görülmesi, değerlendirilmesi ve kayıt altına alınması açısından değerli bir karşılığı var. Ancak benim için yaratıcı üretimin gerçek başarısı, insanların hayatında bıraktığı iz ve kurduğu bağla ölçülüyor.
Özellikle sosyal sorumluluk projelerinde Filmmor – LÖSEV – amnesity internatioan gibi kurumlarla çalışmalarımda şunu daha iyi gördüm birilerini harekete geçiirebiliyorsa ödülden daha etkili oluyor.
Bugün bağımsız bir yaratıcı olarak hem markalara hem de kendi sanat pratiğinize üretmeye devam ediyorsunuz. Önümüzdeki dönemde Ahmet Faruk Terzi’yi daha çok hangi alanlarda, hangi alanlardaki projelerde göreceğiz?
Önümüzdeki dönemde daha fazla disiplinler arası projelerde çalışmayı hedefliyorum. Bir yandan markalarla birlikte iletişim tasarımı üretmeye devam ederken diğer yandan kişisel sanat çalışmalarımla görsel anlatı üzerine daha araştırmacı ve sergi odaklı işler geliştireceğim.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






