İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Alaçatı’da Sanatın Yaz Rotası: L+S Contemporary

Lal ve Selmin Ösen

Alaçatı her yaz yeni restoranlar, oteller ve adresler kazanıyor. Ancak çok azı, bulunduğu yere yalnızca yeni bir mekan değil, yeni bir kültürel katman ekleyebiliyor. Bu sezon kapılarını açan L+S Contemporary, tam da bu yüzden dikkat çekiyor. Port Alaçatı’da, Nonna Private’ın taş mimarisi içinde konumlanan yeni girişim, klasik bir galeri olmanın ötesinde; yaz mevsiminin ritmine eşlik eden çağdaş sanat odaklı bir buluşma alanı öneriyor. Sezon boyunca farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıları ağırlayacak programıyla, Alaçatı’nın kültürel haritasına kalıcı olmayı hedefleyen yeni bir durak ekliyor. 

L+S Contemporary’nin yaz programı da bu yaklaşımı destekleyen güçlü bir seçki sunuyor. 7–19 Temmuz tarihleri arasında Çiğdem Aky’nin sergisiyle başlayan program, sezon boyunca Alisa Sibirskaya (21–26 Temmuz), Peter Zimmermann (28 Temmuz–9 Ağustos), Ebru Uygun (11–16 Ağustos), Çağla Ulusoy (18–23 Ağustos), Ebru Duruman (25–30 Ağustos), Austin Eddy (1–6 Eylül) ve Yasemin Öncü’nün (8–13 Eylül) kişisel sergileriyle devam ediyor. Farklı kuşak ve coğrafyalardan sanatçıları aynı sezon içinde bir araya getiren bu program, L+S Contemporary’nin uluslararası bakışını Alaçatı’nın yaz ritmiyle buluşturuyor.

Programın dikkat çeken unsurlarından biri de sezon boyunca ziyaret edilebilecek heykel bahçesi. Çağdaş heykel sanatının önemli isimlerinden Tony Cragg, Anselm Reyle ve Jorinde Voigt’un eserleri tüm yaz boyunca açık alanda izleyiciyle buluşuyor. Çelik heykellerinde organik formları araştıran Tony Cragg, malzemeyle kurduğu deneysel ilişkiyle tanınan Anselm Reyle ve çizgi, kâğıt ile heykel arasında disiplinlerarası bir üretim geliştiren Jorinde Voigt’un işleri, sergi programına kalıcı bir açık hava katmanı ekliyor.

L+S Contemporary’nin açılışı vesilesiyle düzenlenen basın gezisinde birkaç gün boyunca bu yeni oluşumu yakından deneyimleme fırsatı bulduk. Konaklama için seçilen Pachamama Alaçatı, doğayla kurduğu güçlü ilişkiyi gösterişten uzak bir mimari anlayışıyla birleştiriyor. Ahşabın, doğal dokuların ve sakin atmosferin öne çıktığı otel, hızlı tüketilen tatil anlayışından çok yavaşlamaya davet eden bir karaktere sahipti.

Günün sonunda ise rotamız, son dönemin gastronomi duraklarından Tarla Alaçatı oldu. Yerel ürünleri merkeze alan mutfağı, açık ateş etrafında şekillenen mutfak kurgusu ve rafine tasarımıyla, sanat programının doğal bir uzantısı gibi hissettiren bir deneyim sundu.

Phachamama Alaçatı
Tarla Alaçatı

Fakat bu ziyaretin asıl odağında gastronomi ya da konaklama değil, çağdaş sanatı Alaçatı’nın gündelik yaşamına taşıyan yeni bir fikir vardı. Londra’daki eğitimlerinin ardından L+S Contemporary’yi kuran Lal ve Selmin Ösen kardeşlerle, platformun çıkış noktasını, yeni nesil koleksiyonerliği, Alaçatı’da sanat üretmenin anlamını ve gelecek planlarını konuştuk.

L+S Contemporary, klasik bir galeri modelinden ziyade mevsimsel ve deneyim odaklı bir platform. Hikayesini sizden dinlemek isteriz.

L+S Contemporary’nin ilk projesi olan bu pop-up sanat galerisini kurarken en temel hedefimiz çağdaş sanatı daha geniş bir kitleyle buluşturmaktı. Özellikle genç bir koleksiyoner kitlesi yaratmak, bizi en çok heyecanlandıran fikirdi. İzmir ve çevresinde çağdaş sanata ilgi duyan geniş bir kitle olduğunu gördük. Biz de bu ilgiyi besleyecek yeni karşılaşmalar ve deneyimler yaratmak istedik.

Mekân olarak Nonna Private Alaçatı’yı seçmemizin nedeni de bu vizyonla örtüşmesiydi. Burayı hem bir sanat galerisi hem de yaratıcı bir buluşma alanı haline getirmek istedik. Sanat sohbetleri ve buluşmaları düzenleyebileceğimiz hem tatilini Alaçatı’da geçiren hem de yerleşik kitleyi bir araya getirebileceğimiz bir alan hayal ettik.

Projeyi mevsimsel kurgulamamız da Alaçatı’nın ruhuyla ilgili. Yaz aylarına özgü, çağdaş sanat etrafında sıcak ve davetkar bir atmosfer yaratmak istedik. Pizza, şarap ve özenle seçilmiş lezzetlerden oluşan menümüzle, sanatı sadece izlenen değil, birlikte yaşanan bir deneyime dönüştürmeyi hedefledik.

Koleksiyoner bir aile kültürüyle büyümek ve Londra’da lüks yönetimi üzerine uzmanlaşmak… Bu iki dünyanın birleşimi, L+S Contemporary’nin küratöryel vizyonuna nasıl bir bakış açısı kazandırdı?

Küratöryel vizyonumuzun şekillenmesinde en büyük etkenlerden biri, Londra’da yaşarken ve Avrupa’nın farklı şehirlerinde ziyaret ettiğimiz galeriler ve sanat fuarları oldu. Kendi merakımızla takip ettiğimiz, kimi zaman da yeni keşfettiğimiz genç ve uluslararası sanatçılarla, galerilerle tanışmak zevkimizi ve bakışımızı şekillendirdi.

Londra Sotheby’s Institute of Art’ta aldığımız eğitim de bu sürece önemli bir katkı sağladı. Küratöryel düşünme, hikâye anlatımı ve kendimize özgü bir sergileme dili oluşturma konusunda bize gerçek bir yol haritası verdi.

Koleksiyoner bir ailede büyümüş olmak ise işin temelini oluşturuyor aslında. Küçük yaştan beri evimizde sanatla iç içe olmak, eserlere ve sanatçılara nasıl bakılması gerektiğini bize sezgisel olarak öğretti. Londra’da aldığımız eğitim ve orada geçirdiğimiz seneler de buna farklı bir katman ekledi: bir mekânın veya deneyimin nasıl özenle kurgulanması gerektiğini, detayın önemini gösterdi.

Programınızda, uluslararası önemli isimlerle Türkiye’den dinamik isimleri aynı çatı altında buluşturuyorsunuz. Sergi takvimini kurgularken, farklı coğrafya ve kuşakların hangi kontrastları sizi en çok heyecanlandırıyor?

Programımızda birbirinden değerli Türk ve yabancı sanatçılardan oluşan bir seçki yaratmak, bizim için en keyifli süreçlerden biri oldu. Farklı medyum ve tekniklerle çalışan sanatçılar arasından, L+S Contemporary’nin dilini en iyi yansıtacak eserleri belirlemek, kurulumlarına karar vermek ve bunların etrafında güçlü küratöryel hikayeler kurgulamak bizim için paha biçilmez bir deneyimdi.

Yer verdiğimiz sanatçıların çoğunun eserlerinin daha önce İzmir’de sergilenmemiş olması da bizim için önemli bir detaydı, çünkü İzmir’in çağdaş sanat sahnesine yeni isimler kazandırmak, projenin temel motivasyonlarından biriydi. Dünyaca tanınan sanatçıların yanında İzmirli bir isim olan Yasemin Öncü’ye programımızda yer vermek de bizim için özellikle değerliydi. Çağdaş sanat dünyasında uluslararası bir yer edinmiş Peter Zimmermann ile Yasemin Öncü’nün, aynı sezon içinde ayrı sergilerle aynı çatı altında buluşması, tam da aradığımız türden bir kontrastı yansıtıyor: farklı coğrafyalardan, farklı kuşaklardan gelen sanatçıların bir arada konuşabilmesi.

Çiğdem Aky

Bugün yeni nesil koleksiyonerlerden çokça söz ediliyor. Sizce yeni kuşağın sanatla ve koleksiyon oluşturma pratiğiyle kurduğu ilişki önceki kuşaklardan nasıl ayrışıyor? 

Türkiye’de koleksiyonerlik kültürü çoğunlukla yaşamın ilerleyen dönemlerinde gelişiyor. Biz ise kendi kuşağımızda çağdaş sanata ilgi duyan, ancak koleksiyon yapmayı uzak ya da erişilmesi güç gören birçok insanla karşılaştık. Amacımız, koleksiyonerliği genç yaşta başlayabilecek doğal bir kültürel pratik olarak görünür kılmak ve bu alandaki yeni kuşağı desteklemek. Dünya genelinde de koleksiyonerliğin nesilden nesile aktarılmasıyla beraber önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğimizi hissediyoruz. Erken yaşta atılan adımların koleksiyonerlikte en belirleyici adımlar olduğunu düşünüyoruz; yaşla birlikte oturan göz zevkiyle daha sabırlı ve emin bir koleksiyon oluşturmayı destekliyor, bu yolda genç kuşağa rehberlik etmeyi hedefliyoruz.

Alaçatı’da sanat sergilemek nasıl bir deneyim? Bir ziyaretçinin tatil ritmi içinde, tesadüfen bir sanat eseriyle karşılaşması aradaki bağı nasıl tanımlıyorsunuz? 

Alaçatı, son yıllarda yurt dışından gelen turistlerin de sıkça ziyaret ettiği bir rota haline geldi. Ama bizim için öncelikle doğasıyla ve enerjisiyle büyüdüğümüz, gönülden bağ kurduğumuz bir yer. Avrupa’nın yaz tatili rotalarındaki, Güney Fransa ve İtalya gibi, butik ama samimi sanat galerisi konseptinden çok etkilendik. Alaçatı’yı ziyaret eden kitleye sanat galerisi deneyimini samimiyeti ön planda tutarak sunmanın, yeni nesil koleksiyonerliğe de samimi bir kapı aralayacağını düşündük. Sektörün geleneksel “white cube” galericilik anlayışından uzaklaşıp değiştiği, evrildiği bir dönemde; sezonsal, samimi ve günlük hayatın, tatil rutininin içine yerleşen bir konsept tasarlarken Alaçatı bizim için biçilmiş kaftan oldu.

Dirimart iş birliğiyle ilk sezondan oldukça iddialı bir duruş ortaya koydunuz. L+S Contemporary’nin uzun vadeli planları nedir?

L+S Contemporary olarak ilk projemizde, sektörde hem Türkiye’de hem de global ölçekte köklü ve prestijli bir konuma sahip olan Dirimart ile iş birliği içinde olmak bizim için gerçekten çok değerli. Genç kuşağa gösterdikleri destek, bizi her bakımdan motive ediyor ve cesaretlendiriyor. Gelecek planlarımız arasında, pop-up galeri konseptimizi Avrupa’nın önemli yaz tatili rotalarına taşımak var. Bunun yanı sıra L+S Contemporary’yi, genç koleksiyonerlere yol gösteren bağımsız bir çağdaş sanat ve kürasyon stüdyosu haline getirmek de ileriye dönük hedeflerimiz arasında yer alıyor.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×