Robert Montgomery’nin İstanbul’daki ikinci kişisel sergisi, 23 Eylül’de ISTANBUL’74 Arnavutköy’de açılıyor. Sanatçı ve Demet Müftüoğlu Eşeli ile serginin hikayesini konuştuk.
ISTANBUL’74, Robert Montgomery’yi James Baldwin’s Balcony in Istanbul and Other Works başlıklı yeni kişisel sergisiyle İstanbul’da yeniden ağırlıyor. 23 Eylül’de Arnavutköy’de açılacak serginin merkezinde, Montgomery’nin şair ve yazarları kentlerin belleğiyle buluşturduğu yeni resim serisi Poets in the Cities kapsamında ürettiği üç çalışma yer alıyor. Charleston’daki ilk sunumunun ardından Poets in the Cities, Birleşik Krallık dışında ilk kez İstanbul’da gösteriliyor. Kişisel sergide bu üç resmin yanı sıra sanatçının yeni ışık işleri de yer alıyor.

Artistry of Good, serginin açılışı öncesinde Robert Montgomery ve ISTANBUL’74 Kurucu Ortağı Demet Müftüoğlu Eşeli ile Poets in the Cities‘ın İstanbul’la kurduğu diyaloğu, Baldwin ile Cansever’i buluşturan hayali karşılaşmayı ve sanatçı ile şehir arasında yıllar içinde gelişen bağı konuştu.
Robert Montgomery: “Hayalimde Baldwin ve Cansever, gecenin ilerleyen saatlerine kadar şiir üzerine konuşuyor.”
James Baldwin’s Balcony in Istanbul and Other Works ile İstanbul’da yeni bir sergi açıyorsunuz. James Baldwin ve Edip Cansever’i İstanbul üzerinden bir araya getirme fikri nasıl doğdu?
James Baldwin’s Balcony in Istanbul resminin çıkış noktası, Baldwin’in Galata Köprüsü’nde tek başına durduğu eski bir fotoğraftı. Fotoğraf 1966’da, Baldwin’in İstanbul’da yaşadığı dönemde çekilmiş. Arka planda Süleymaniye Camii’nin o güzel siluetini görebiliyorsunuz.
Ama Baldwin fotoğrafta biraz hüzünlü ve yalnız görünüyor. Ben de ona arkadaşlık edecek birkaç isim hayal ettim. Böylece resmimde Galata Köprüsü onun “balkonuna” dönüşüyor ve Baldwin burada bir parti veriyor. Partiye arkadaşları Nina Simone ve Bob Dylan’ı davet ettim. Ama bu aynı zamanda bir şairler partisi; dolayısıyla Rus şair Yevgeny Yevtushenko’yu ve elbette Edip Cansever’i de bu buluşmaya dahil ettim.
James Baldwin ile Edip Cansever’in gerçekten tanıştıklarına dair herhangi bir belge ya da kanıt yok. Ama Cansever’in yapıtlarını çok seviyorum. Bu yüzden kendi hayalimde onların Galata’da bir kafede karşılaşıp kahve ve sigara eşliğinde sohbet ettiklerini, ardından arkadaş olduklarını düşünüyorum. Düşümde onları, kahkahalarla dolu bir balkonda, gecenin ilerleyen saatlerine kadar birbirlerine şiir okuyup şiir üzerine konuşurken görüyorum.
Sözcükler işlerinizde sıklıkla kamusal alanın bir parçasına dönüşüyor. Yapıtlarınızın en güçlü etkiyi yarattığını düşündüğünüz belirli bir mekan var mı? Bir de bugüne kadar sergi açmadığınız ama özellikle çalışmak istediğiniz bir yer?
Yola çıkarken kendime şöyle bir amaç koymuştum: Somut şiir fikrini görsel sanatlara taşımak ve bu düşüncenin mümkün olduğunca farklı mecralarda nereye varabileceğini araştırmak.
Apollinaire, 20. yüzyılın başlarında somut şiir fikrini ortaya koyduğunda, şiirin sayfa üzerindeki görsel düzeninin de anlamının ayrılmaz bir parçası olduğu düşüncesinden hareket ediyordu. Ben de şu soruyu sordum: Peki bu fikri sayfanın dışına çıkarırsak ne olur? Şiirleri billboard’lara, ışıklı işlere, resimlere, heykellere ve telefon ekranlarına taşırsak?
Üretimimin neredeyse tamamı bu temel fikrin, yani somut şiiri sayfanın dışına çıkarmanın farklı yollarını araştırmak üzerine kurulu. Dolayısıyla sorunuzun yanıtı aslında şu: İşlerimin sayfanın dışında, dünyanın içinde ve mümkün olan her yerde olmasını istiyorum.
Şehirleri seviyorum. Şehirlerin sevgi ve sihir barındıran yerler olduğuna inanıyorum. Bazı şehirlerin kalbimde çok özel bir yeri var; İstanbul da onlardan biri.
Biraz da pratiğinizin ardındaki gündelik hayatı merak ediyoruz. Günlük rutininiz nasıl? Yaratıcı süreciniz için vazgeçilmez saydığınız ritüelleriniz ya da alışkanlıklarınız var mı?
Ben bir babayım, bir eşim ve aynı zamanda bir sanatçıyım. Her gün önce ailem gelir. Uyanırım, babalıkla ilgili yapmam gerekenleri yaparım; eş olduğumu unutmamaya çalışırım. Sonra stüdyoya gider ve sanatımla ilgilenirim.
Çocukları doyurmak, bebeğin bezini değiştirmek, sütünü hazırlamak… Bence asıl kutsal ritüeller bunlar. Benim için bütün bu küçük sevgi eylemleri, küçük dualar gibi.
Demet Müftüoğlu Eşeli: “Yeni bir sergiden ziyade, şehirle yıllardır devam eden bir konuşmanın yeni bir cümlesi gibi”

Robert’ın Poets in the Cities serisinin Birleşik Krallık dışındaki ilk durağı Arnavutköy oluyor. Sizce Robert’ın bu yeni serisi İstanbul’la nasıl bir diyalog kuruyor?
Poets in the Cities çok yeni bir seri; Charleston’daki ilk sunumunun ardından Birleşik Krallık dışında ilk kez İstanbul’da gösteriliyor. Robert’ın İstanbul’la yıllardır kurduğu çok özel bir ilişki var, dolayısıyla bu bana yalnızca yeni bir serginin başlangıcı gibi gelmiyor. Sanki şehirle yıllardır devam eden bir konuşmanın yeni bir cümlesi. Bu üç resimde şiir, hafıza ve İstanbul birbirinin içine geçiyor.
ISTANBUL’74 yıllardır uluslararası sanatçıları İstanbul’la buluşturuyor. Sizce İstanbul bugün uluslararası sanat dünyasında nerede duruyor?
İstanbul’un çok güçlü ve kendine özgü bir kültürel enerjisi var. Benim için en kıymetli tarafı da insanlarda sürekli bir merak uyandırması; buraya gelen sanatçılar şehirle kişisel bir ilişki kuruyor ve bu ilişki çoğu zaman yıllar boyunca devam ediyor. Biz de on beş yıldır tam olarak bu karşılaşmaların peşindeyiz. İstanbul’un uluslararası sanat dünyasındaki gücünü, hala yeni ilişkiler, yeni fikirler ve yeni işler doğurabilmesinde görüyorum.
Yıllar içinde çok farklı sanatçılarla çalıştınız. Bir sanatçıyla uzun soluklu bir bağ kuracağınızı size ilk hissettiren şey ne oluyor?
Ben her zaman önce insani bağa inanıyorum. Bir sanatçıyla aynı merakı ve heyecanı paylaşabildiğinizde bunu çok erken hissediyorsunuz. Sonra bir proje başka bir projeye, sohbetler dostluğa dönüşüyor. Benim için en kıymetli ilişkiler de tam olarak böyle, zaman içinde kendiliğinden büyüyenler.
Sergi Bilgileri
Robert Montgomery
James Baldwin’s Balcony in Istanbul and Other Works
23 Eylül 2026
ISTANBUL’74, Arnavutköy, İstanbul
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






