HBO Max’in fenomen dizisi House of the Dragon ekran macerasını tüm hararetiyle sürdürüyor. Yeni sezonun en önemli karakterlerinden Prens Daeron Targaryen’i canlandıran Benjamin Evan Ainsworth’le iki lafın belini kırdık.
Röportaj: Erdem Tatar

Merhabalar Ben, Game of Thrones evrenine House of the Dragon vesilesiyle dahil olan en genç aktörlerdensin. Bu evrene ait tüm dizilerin kadro seçimleri büyük titizlik ve başarıyla gerçekleşiyor, senin kadroya dahil olma sürecin nasıl gelişti?
Tutkulu bir Game of Thrones hayranıyım. Hem orijinal diziyi hem de House of the Dragon dizisini severek izlemiştim. Aslında ilk sezondan sonra farklı bir rol için deneme çekimlerine katılmış ancak o zaman rolü alamamıştım. Bu sene yeni bir rol için deneme çekimine çağırdıklarında hem heyecan hem de endişe hissettim ancak elimden gelenin en iyisini ortaya koyma niyetiyle kendime sürekli telkinlerde bulundum. Bir yandan da şansım yaver gitmezse üzülmemek için kendimi her sonuca hazırladım. Ne mutlu ki deneme çekiminden çok memnun kaldılar ve bu defa yapımcımız Ryan Condal’la bire bir görüşme için beni davet ettiler. Müthiş heyecanlanmıştım ve bu heyecan beni bir miktar germişti ancak görüşmemiz de müthiş geçti. Son etapta artık gerçek setlerde kostümlü deneme çekimlerine sıra geldi. Londra’da bulunan Leavesden Stüdyoları’na ayak bastığım anda sanki büyülü bir dünyaya ışınlandım. Gerçeküstü bir deneyim yaşadım, televizyonda izlediğim dizinin atmosferini bire bir deneyimledim. Deneme çekimlerimde Fabien Frankel (Criston Cole) ve Freddie Fox (Gwayne Hightower) bana eşlik ettiler. İkisi de son derece profesyonel ve karşılarındaki oyuncuya alan açacak kadar cömert aktörler, bana tüm bu süreçte büyük destek oldular. O noktada artık rolü alamasam bile yaşadığım deneyim benim için çok kıymetliydi. Şimdi burada sizinle konuşurken yaşadığım süreci düşününce her şey bir rüya gibi geliyor, henüz birkaç bölümde rol almış olmama rağmen bu ekibe dahil olmaktan ve birlikte katettiğimiz yoldan gurur duyuyorum.
Seni Daeron rolünde izlemek büyük keyif. Kariyerinin henüz başında önemli işler başarmış olmana rağmen milyonlarca hayranı bulunan fenomen bir diziye dahil olmak senin gibi genç bir oyuncunun üstünde hiç baskı yarattı mı?
Çok teşekkür ederim. Başka bir dizi ya da set ortamında olsam belki bu baskıyı hissederdim ancak ekip ilk günden bana o kadar destek oldu ki onlarla çalışmanın keyfi beni çok motive etti. Teknik ekibimiz de oyuncu partnerlerim de beni rahat ettirmek ve ideal bir çalışma ortamı yaratmak için özveriyle ellerinden gelenin fazlasını yaptılar. Kadronun geneliyle ilk tanışmam okuma provalarında gerçekleşti. Normalde bir film ya da dizi projesinin okuma provasında on civarı oyuncu bulunur ancak konu House of the Dragon olunca otuz kişi devasa bir alanda toplanmıştık. O gün tüm oyuncular, tek bir istisna bile olmadan teker teker gelip benimle tanışma nezaketini gösterdiler. Herkesin sevgi ve dürüstlükle bir araya geldiği böyle bir ortamda, “aileye kabul edilmek” beni çok etkiledi. Dürüst olmalıyım, bu ölçekte bir diziye dahil olmak her daim önemli bir sorumluluğun yükünü de oyuncuya hissettirir. House of the Dragon’a hem diziye hayran bir seyirci hem de oyuncu olarak dahil oldum. Daeron Targaryen karakterini layıkıyla ekrana taşımak için özveriyle çalıştım. Seyircimizi tatmin etmek benim için çok önemli.
Her ne kadar sete adım attığın günden bahsetmiş olsan da böyle şatafatlı bir prodüksiyonda bir gününün nasıl geçtiğini merak ediyorum. Deneyimini bizimle paylaşırsan eminim seyirciler de senin gözünden bu görkemli dünyanın perde arkasına dair hiç bilmedikleri detaylara vakıf olur.
Beni sete getiren araç Leavesden Stüdyoları’na her giriş yaptığında gerçek dünyayı ardımda bıraktığımı hissediyorum, bu his ilk günden beri hiç değişmedi. Stüdyoların bünyesinde kurulan pek çok set var ve aynı anda House of The Dragon dünyasının farklı bölgelerinde cereyan eden olaylar tek bir çatı altında çekiliyor. Tabii HBO’nun farklı prodüksiyonlarının çekimleri de bu devasa komplekste yapılıyor. Benim sahnelerimin büyük çoğunluğu Tumbleton kentinde geçiyor, prodüksiyonun bu şehri neredeyse sıfırdan inşa ettiğine inanamıştım. House of the Dragon başka fantastik diziler gibi mavi perdeler önünde çekilen bir yapım değil, ekranda gördüğünüz her şey en ufak detayına kadar tasarlanmış. Kentin sadece mekânları değil, ara sokakları bile inşa edilmiş vaziyette. Tumbleton devasa bir labirent gibi ve sokakların arasında yürüyüp birkaç dakika gezinmeden setten çıkamıyorsunuz. Yönetmenlerimiz genelde devamlılık hissi sağlansın diye kamera bizi çekmiyorsa bile sahnemiz varsa orada durmamızı istiyor, bu sayede oyuncular birbirleriyle temas kurarak daha iyi performans sergiliyor. Çekim araları için serbest alanlarımız da var ancak yemeklerden bahsetmeden bu konuyu bitirmek istemem. Tüm o devasa setlerin arasında öyle muazzam yemek bölümleri kuruyorlar ki ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. Hayatımda gördüğüm en büyük açık büfelerin bu sette olduğuna eminim ve yemekler hep mükemmel. Tabii bunlar sadece oyunculara özel değil, tüm set ekibine eşit muamele edilmesi çok önemli. Sette her ne görevde olursa olsun çalışan herkes kendilerine gösterilen özenin farkında ve bu da işlerimize pozitif yansıyor. Ekibimizi ne kadar övsem az, umarım yeterince detay verebilmişimdir.

Ben, çok teşekkür ederim. Sen de tahmin edersin ki her gün bir ejderha binicisiyle sohbet etme fırsatı bulamıyorum o yüzden sana ejderhalı sahnelerde yaşadığın deneyimi sormak istiyorum.
Rolü aldıktan sonra prodüksiyon ekibiyle toplantılarımız hemen başladı. Ejderham Tessarion’un tasarımlarını ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Bu evrende Mavi Kraliçe adıyla da anılan çok güzel bir ejderha ve seyirciyle buluştuğunda kitaplardaki etkiyi yaratması en büyük dileğimdi. Yayına hazırlanan ve dizide izleyeceğiniz son halini gördüğümde ağzım açık kalmıştı. Tessarion, karakterimin çok önemli bir parçası. Bebek denecek yaşta ailenin yanından gönderilen Daeron’un ilk ve belki de tek dostu ejderhası. Çekimler esnasında Tessarion’u sürerken değil ancak karşılıklı olduğumuz sahnelerde ejderhanın kafasının bire bir yapılmış maketini oynatan profesyonel kuklacılarımız vardı. Karşında hiçbir şey görmeden rol yapmaya çalışmaktansa böyle somut bir objeyle oynamak oyuncu için büyük avantaj. Ekibimiz Tessarion’u olabildiğince canlı kılmak adına var güçleriyle çalıştı, her birine tek tek minnettarım.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!







Yorumlar kapatıldı.