Fotoğrafın 200. yılına denk gelen 2026’da, görüntüler yalnızca kameralarla değil, telefonlarla, algoritmalarla ve yapay zeka araçlarıyla da durmaksızın üretiliyor. Böyle bir dönemde bir fotoğraf festivalinin meselesi artık yalnızca yeni görüntüler göstermek olabilir mi?
26 Eylül–11 Ekim tarihleri arasında dokuzuncu kez düzenlenecek 212 Photography Istanbul, tam da bu sorunun etrafında genişleyen bir programla şehre dönüyor. Festival bu yıl 25’in üzerinde mekana yayılırken Martin Parr, Yann Arthus-Bertrand, Omar Victor Diop, Jill Greenberg, Frank Horvat ve David Szauder gibi birbirinden farklı fotoğraf dillerine sahip isimleri İstanbul’da buluşturuyor.

212 Photography Istanbul Kurucusu Handan Yılmaz ve Festival Direktörü Banu Tunçağ ile bir fotoğrafı nerede gördüğümüzün ona bakışımızı nasıl değiştirdiğini, görüntü bolluğunun dikkatimizi nasıl dönüştürdüğünü ve bir festivalin zamanla şehrin kültürel hafızasında nasıl yer edindiğini konuştuk.
212 Photography Istanbul Kurucusu Handan Yılmaz : “Fotoğraf üretmek hiç olmadığı kadar kolaylaştı; ancak bir görüntüye gerçekten zaman ayırmak belki de hiç olmadığı kadar zor. “

212 Photography Istanbul kendini “şehrin festivali” olarak tanımlıyor. Bir festivali gerçekten şehrin parçası yapan şey sizce nedir?
Bir festivalin şehrin parçası olması, yalnızca farklı mekanlarda gerçekleşmesiyle mümkün değil. Bunun için bulunduğu şehrin ritmiyle, hafızasıyla, insanlarıyla ve kültürel dinamikleriyle organik bir ilişki kurması gerekiyor. 212’yi kurgularken İstanbul’u hiçbir zaman yalnızca etkinliklerin gerçekleştiği bir fon olarak düşünmedik. Seçtiğimiz mekanlardan sergiler arasında oluşan rotaya, farklı izleyicileri bir araya getirme biçimimizden programın şehrin mevcut kültür hayatıyla kurduğu ilişkiye kadar İstanbul, festivalle ilgili kararlarımızın her aşamasında yer alıyor. Bazen bir mekan serginin nasıl kurulacağını belirliyor, bazen de bir iş o mekana ya da bildiğimiz bir yere yeniden bakmamızı sağlıyor. Bir festivali gerçekten şehre ait kılan şey ise zamanla bu ilişkinin yalnızca organizasyonu yapanlar tarafından kurulmamaya başlaması. İnsanların festival tarihlerini beklemesi, kendi programlarını ve rotalarını oluşturması, bir sergi için daha önce girmedikleri bir yapıyı ziyaret etmesi ya da karşılaştıkları bir işi başkalarıyla paylaşması bu aidiyetin göstergeleri. Festival, izleyicinin de sahiplendiği bir deneyime dönüştüğünde şehrin kültürel hafızasında kendine yer açıyor. “Şehrin festivali” derken kastettiğimiz de biraz bu karşılıklı aidiyet.
Bu yıl fotoğrafın 200. yılını kutluyoruz. Fotoğraf üretmenin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemde, sizce fotoğraf festivallerinin rolü nasıl değişiyor?
Fotoğraf üretmek hiç olmadığı kadar kolaylaştı; ancak bir görüntüye gerçekten zaman ayırmak belki de hiç olmadığı kadar zor. Her gün yüzlerce görüntü üretiyor ve çok daha fazlasıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle bugün asıl mesele görüntülere erişmekten çok, aralarından nasıl seçim yaptığımız ve hangilerine zaman ayırdığımız.
Bu değişim, fotoğraf festivallerinin rolünü de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Bir festivalin görevi artık yalnızca izleyicinin başka türlü karşılaşamayacağı fotoğrafları erişilebilir kılmak değil. Aynı zamanda görüntüler arasında anlamlı ilişkiler kurmak, bağlam oluşturmak ve farklı fotoğraf dillerini yan yana getirerek izleyiciye yeni bakış imkanları sunmak.
Fotoğrafın 200 yıllık tarihinde üretim araçları defalarca değişti. Bugün de yapay zeka ile birlikte önemli bir dönüşümden geçiyoruz. Ancak tüm bu teknolojik gelişmelere rağmen seçmek, çerçevelemek, bir bakış önermek ve bir görüntüyü başka bir görüntüyle ilişkilendirmek hala belirleyici. Fotoğraf festivallerinin bugünkü rolü de tam burada yatıyor: Daha fazla görüntü göstermekten çok, görüntüler arasında anlamlı bağlar kurmak ve izleyiciye bu bağları keşfedebileceği bir alan açmak.
212 Photography Festival Küratörü Banu Tunçağ: “212 Photography Istanbul’da her yıl önemsediğimiz şey biraz da bu: Fotoğrafın sınırlarını tek bir tanımla belirlemek yerine, bugün ve geçmişte nerelere uzandığını birlikte görmek.”

212’nin en karakteristik yanlarından biri, sergileri şehrin çok farklı mekanlarına taşıması. Bir sanatçıyla mekanı eşleştirirken neye bakıyorsunuz; karar nerede başlıyor?
Bizim için mekan, serginin sadece gerçekleştiği bir yer değil, işin kendisinin bir parçası. Bu nedenle bir sanatçıyı ya da projeyi seçerken önce işin nasıl bir mekansal karşılık bulabileceğine bakıyoruz. Bazen yapının tarihi, mimarisi veya ışığı bir fikrin önünü açıyor; bazen de işin kendisi mekana bambaşka bir anlam kazandırıyor. Karar aslında tam da bu karşılıklı ilişkide başlıyor: “Bu işi burada gördüğümüzde ne değişir, mekan bize ne söyler?” sorusundan yola çıkıyoruz.
212’nin şehirle kurduğu ilişkinin de en güçlü taraflarından birinin bu olduğunu düşünüyorum; sergiyi sadece bir binanın içine yerleştirmek yerine, işi İstanbul’un farklı katmanlarıyla karşılaştırmayı ve izleyiciye yeni bir deneyim alanı açmayı önemsiyoruz.
Bu yıl Martin Parr’dan Yann Arthus-Bertrand’a, Omar Victor Diop’tan yapay zeka ile çalışan David Szauder’e uzanan oldukça farklı bir seçki var. Programı oluştururken bütün bu farklı bakışları bir arada tutan şey neydi?
Aslında programı oluştururken bütün işleri tek bir tema altında birleştirmek gibi bir amacımız olmadı. Tam tersine, fotoğrafın bugün ne kadar farklı biçimlerde üretilebildiğini ve dünyaya ne kadar farklı bakışlarla yaklaşabildiğini bir arada göstermek istedik.
Martin Parr’ın gündelik hayata bakışından Yann Arthus-Bertrand’ın dünyaya ve doğaya yaklaşımına, Omar Victor Diop’un tarih ve kimlik üzerinden kurduğu anlatılardan David Szauder’in teknoloji ve yapay zeka ile kurduğu ilişkiye kadar çok farklı işler var. Bunların yanı sıra Frank Horvat, Jill Greenberg, Brazilian Modernist Photography, Colors of Scandinavia gibi çok geniş bir seçkimiz var.
Bütün bu farklı yaklaşımları bir araya getiren şey ise her işin kendi dönemine, coğrafyasına ve meselesine özgü bir bakış sunması ve izleyicide yeni bir soru ya da düşünce alanı açması. 212 Photography Istanbul’da her yıl önemsediğimiz şey biraz da bu: Fotoğrafın sınırlarını tek bir tanımla belirlemek yerine, bugün ve geçmişte nerelere uzandığını birlikte görmek.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!







Yorumlar kapatıldı.