İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Düş İçin Ağıt

Resurrection-BiGan

Gerçekliği içbükey aynalarda sorgulamayı seven Çinli yönetmen Bi Gan’ın sinema şahikası Resurrection, MUBI’de seyirciyle buluştu. Düşlerden doğan bir seyir deneyimine hazır mısınız?

Yazı: Erdem Tatar

Cüretkâr sinema yere düşmüş bir elma şekerinden farksızdır. Kaldırımın tüm griliğinin tam ortasında kıpkırmızı parlar durur. Yöresinden geçenler üstüne basmamak için imtina ederken karıncalar etrafına toplaşır, narin bedenlerinin kaldırabileceği tüm hazzı bu layıkıyla yenmemiş şekerden almaya uğraşırlar. Bi Gan imzalı gerçeküstü sinema şöleni Resurrection’ı izlerken kendimi karınca misali ufacık hissettim. Koltuğuma gömüldüm ve elma şekeri tadında, sinemaskop bir tsunaminin beni hayallere savurmasına izin verdim. Sinema aşağı yukarı böyle bir şeydir; yer değiştirmeden fersahlarca uzağa sürüklenmek ve nihayetinde hayat kumsalına geri dönmekten ibarettir.

Hafıza beşere zimmetli değil elbet, sinema da müşterek bir hafıza müzesinden farksız. Her çağında, farklı coğrafyalarda başka tezahürlere dönüşmüş bir serüven. Bi Gan’la adım attığımız zaman tüneli ise çiçek dürbününden farksız. Renkleri, formu, dertleri sürekli değişse de tüm paralel boyutların tek bir düzleme sığabildiği, sıkışmışlık hissinden azade, izleyenin zihnine soluk aldıran bir deneyim Resurrection. Düşlerden doğan, ölümle hasbihali kesmeyen, yeniden doğuşu dönüşümün tüm ihtimallerinin süzgecinden geçiren bir filmle karşılaşmayalı uzun zaman olmuştu.

Bi Gan, Yönetmen – Resurrection’. ©Seminci / Photogenic

Resurrection salt geçmişe demir atan ve onun yörüngesinde dönen bir seyirlik değil; aksine ilk adımını geleceğe atıyor. Resurrection’ın geleceğinde insanlık ölümsüzlüğün yolunu bulmuş: Rüya görmekten vazgeçmek. Rüya, insanı geçmişe, arzuya, korkuya ve nihayetinde ölüme bağlayan bir kusur sayılıyor. Bu düşsüz feragatnameye boyun eğmeyenler rüya görmeye devam ediyor, toplumsal bilinçaltı anarşistlerin düşsel eylemleriyle nefes alıyor. Bi Gan elini korkak alıştırmadan metaforunu yoğurmaya devam ediyor; rüyalar sinemaya, sinema toplumsal hafızanın bastırılmak istenen yanına dönüşüyor. Endüstriyel sinemanın basmakalıp griliğine Resurrection renkleriyle cevap veriyor.

Sinema salt bir kaçış değil, bir uyanış aynı zamanda. Sıradan hayata gözleri yumup düşlerde “uyanmanın” hazzı ve farkındalığı Bi Gan’ın temel meselesi. Beş benzemez öykü etrafına örülen Resurrection, çıpa niyetiyle kullandığı ana figürüne her yeni parçada sıfırdan bir rol biçiyor. Biçim, yeniden doğuş temasını cismani kılarken bu ortak çıpanın işaret ettiği öz, insanlığın karanlık tarafının farklı gölgelerine dönüşüyor. Peki bu gölgeler sinema tarihinde hangi kaldırımlara düşüyor?

Sessiz sinema, Alman dışavurumculuğu, noir, suç melodramı, milenyumun neonlarla yıkanmış caddeleri… Resurrection hafıza yolunun taşlarını döşerken dünya sinemasının farklı ekollerini kendi vizöründe dağıtıp, buruşturup nihayetinde yeniden canlandırıyor. Bu ne biçimsel bir iğdiş etme ne de hayat öpücüğü; Bi Gan nesnel tanımlardan azade, düşsel bir temaşanın göbeğinde aklımızla oynuyor.

Resurrection sinemayı överken onu masumlaştırmıyor. Rüya görmek hem nimet hem hastalık. Sinemanın açtığı “kaçış” kapısı da böyle. İnsanı hayattan uzaklaştırabiliyor, ne var ki hayata katlanabilmenin tek yolu bazen başka hayatları düşlemekten geçiyor. İnsanlığın ölümsüzlük uğruna rüyalarından vazgeçişi filmin duygusal açmazını doğuruyor. Sonsuza dek yaşamanın diyeti misali hayal gücünü teslim etmek, yaşarken ölmekten farksız. İnsanı insan yapan melekelerden uzaklaşan insanın varoluşu, beyhude bir askıda kalma hâlinden ibaret.

Bu noktadan itibaren Resurrection yalnızca sinema üzerine bir film olmaktan çıkıyor; seyircisiyle hatırlamak, özlemek, kaybetmek ve yeniden hayal kurmak üzerine hasbihale dalıyor. Bi Gan geçmişe dönmek ya da nostaljiden empati sağmak istemiyor. Geçmişin içimizde yaşamaya devam ettiğini fısıldarken, geleceğe uzanan yolda bizden talep edilecek tavizlere dair ikaz tohumları ekiyor.

Sinemanın “içerik” denen ruhsuz bir torbaya doldurulduğu, görüntünün yalnızca hikâyeyi taşıyan işlevsel bir araca indirgendiği bir dönemde Resurrection inatçı bir kıymık misali zihninize batacak.

Korkmayın, bırakın canınız yansın.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

Yorumlar kapatıldı.

×