Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen Drakula İstanbul’da, Şaziye Karlıklı ve Ahmet Hızarcı’nın katıldığı söyleşiyle 1950’lerin İstanbul’undaki korku kültüründen sinema tarihinin en tanıdık vampir imgesine uzanan bir sohbetin kapısını araladı.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali‘nin “Sinematek ile” bölümünde bu kez, yıllar içinde kültleşen yerli yapımlardan Drakula İstanbul’da seyirciyle buluştu. Sinematek/Sinema Evi tarafından Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle 2025 yılında restore edilen filmin Fabrika Ayvalık’taki gösterimi öncesinde yazar Şaziye Karlıklı ve restorasyon sürecini yöneten Ahmet Hızarcı bir araya geldi.
Bram Stoker’ın romanının Ali Rıza Seyfi tarafından 1928 yılında Kazıklı Voyvoda adıyla Türkçeye uyarlanan versiyonundan hareketle çekilen Drakula İstanbul’da, yerli sinemanın yıllar içerisinde kültleşen uyarlamalarından biri. Ayvalık’taki buluşma ise filmi yalnızca sinema tarihi üzerinden değil, dönemin İstanbul’undaki korku ve korunma kültürü üzerinden de yeniden okumaya alan açtı.
1950’lerin İstanbul’unda korkmak ne demekti?
Şaziye Karlıklı, söyleşide 1950’lerin İstanbul’undaki korku kültürüne ve farklı toplulukların inançlarının bu kültürü nasıl şekillendirdiğine dikkat çekti.
Nazar boncuğu ve muska taşımaktan kötü ruhlara karşı okunan dualara, gelecek için bakılan kahve falına kadar uzanan gündelik pratiklerin farklı inançlarda ortaklaşabildiğini anlatan Karlıklı, İstanbul’un çok katmanlı kültürel yapısının bu ritüeller üzerindeki izini şöyle anlattı:
“Nazar boncuğu, muska taşımak, kötü ruhlarla savaşacak dualar, gelecek için kahve falı baktırmak… Bunların hemen hemen hepsi İstanbul’a hakim olan üç semavi dinde ortak noktalar. O kadar iç içe geçmişler ki her biri birbirinden biraz bir şey almış ve korktukları şeylere karşı korunmaya çalışmış.”
Böyle bakıldığında Drakula İstanbul’da, yalnızca bir vampir hikayesinin yerli sinemadaki karşılığı olmaktan çıkıyor; çekildiği dönemin İstanbul’unda korkunun, inancın ve gündelik hayatın birbirine nasıl temas ettiğini düşünmek için de ilginç bir alan açıyor.

Drakula’nın sivri dişlerinde bir İstanbul izi mi var?
Söyleşinin en dikkat çekici ayrıntılarından biri ise bugün vampir imgesinden neredeyse ayrı düşünemediğimiz sivri dişlerle ilgiliydi.
Ahmet Hızarcı, Drakula İstanbul’danın sinematografisi, görüntü ve ses kullanımı açısından dönemi için sıra dışı ve öncü bir film olduğuna dikkat çekerken, Drakula’nın görünümüne ilişkin de çarpıcı bir iddiada bulundu. Hızarcı’ya göre vampirin sivri dişlerle gösterildiği ilk film Drakula İstanbul’da idi:
“Bir de bu sivri dişler dünyada ilk defa bu filmde kullanılıyor. Ondan önce yok. Bu filmden sonra vampirlerde sivri diş kullanılmaya başlanıyor.”
Bu bilgi, söyleşide Hızarcı tarafından dile getirilen bir sinema tarihi iddiası olarak öne çıkıyor.
Drakula yeniden beyazperdede
Drakula İstanbul’da, Sinematek/Sinema Evi tarafından Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle 2025 yılında restore edildi. Hızarcı, restorasyonun ardından filmin gördüğü ilginin kendi dönemindeki ilgiyi dahi aşmış olabileceğini ve yapımın bugün yurt dışında da gösterildiğini anlattı:
“Film çıktıktan sonra inanılmaz bir şey oldu. Sanırım döneminde bile bu kadar ilgi görmemiştir. Şu anda yurt dışında geziyor film. Dolayısıyla başka bir şeyin başlangıcı gibi oldu.”
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ndeki gösterim, böylece yıllar önce İstanbul’a taşınmış bir Drakula hikayesini yeniden perdeye getirmenin ötesine geçti. Şaziye Karlıklı ve Ahmet Hızarcı’nın sohbeti, filmin içinden 1950’lerin İstanbul’una; korkulara, inançlara, ritüellere ve sinema tarihine uzanan başka bir okuma alanı açtı.
Festival ise gösterimler, film ekipleriyle buluşmalar ve sinema tarihinin farklı dönemlerine açılan söyleşilerle 21 Eylül’e kadar Ayvalık’ta devam ediyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!







Yorumlar kapatıldı.