İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

György Pálfi’den “Hen”: Tavuk Mu Sinemadan Çıkar Yoksa Sinema Mı Tavuktan?

Çağdaş Macar sinemasının en önemli yönetmenlerinden György Pálfi’nin imzasını taşıyan Hen (Tavuk) sıra dışı bir yolculuğun kabuğunu kırıyor.

Yazı: Erdem Tatar

Odağında hayvan olan bir filmin düşmesi muhtemel tuzakların sayısı o kadar fazla ki György Pálfi’nin Hen’ini (Tavuk) seyretmeye başlamadan içimde bir endişe peyda oldu. Kaygan zeminlerde kıç üstü düşmemeyi başaran ender yönetmenlerden olduğunu bilsem de Pálfi’nin işinin hiç kolay olmadığına kanaat getirmek için alim olmaya gerek yok. Ne mutlu ki Macar rejisör, bu meselesi bol filmin altından alnının akıyla çıkmış.

György Pálfi – Yönetmen

Hen’in başrolünde izlediğimiz kara tavuğun başına gelenler bir yana, öykülerine dahil ve şahit olduğu insanların başlarına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Pálfi’nin takdir ettiğim bir başka tercihi de odakta tuttuğu tavuktan ucuz bir maskot devşirmeye teşebbüs etmemesi oldu. Alegori peşinde koşarken helak olan bir başka yönetmen pekala bir tavuk üzerinden insani meselelere dair metaforlar türetmeyi deneyebilirdi. Pálfi bu hataya tek karede bile düşmemiş fakat bir başka canlının şahitlik çerçevesinden insana dair çok önemli detaylar yakalamış.

Film, bir yumurtanın dünyaya gelişinden üretim bantlarına ve kafeslerin soğuk düzenine uzanan sert bir başlangıç yapıyor. Beyaz tavukların arasında siyah tüyleriyle hemen seçilen kahramanımız çok geçmeden sürüden kopuyor. Kendisine biçilen ömürden ve görevlerden azade, zembereğinden boşalmış bir serüvene savrulduğu andan itibaren gerilimin ürkütücü nefesini biz de seyirci olarak ensemizde hissetmeye başlıyoruz. Ne doğa ne de yaşadığımız dünya bu kara tavuğa uzun ve neşeli bir hayat vadetmiyor. İnadına yaşamak bu sevimli tavuğun yegâne gayesi, atlattığı badirelere hayretler içinde şahit olacaksınız.

Hen, EO ve Au hasard Balthazar gibi hayvanı merkeze alan filmlerle yan yana anılabilir fakat onların izinden gitmiyor. Kara tavuk insanın şerrinden kaçabildiği her an tarafsız gözlerle olan biteni izlemeye devam ediyor; insanların beşeri hırsları kahramanımızın umurunda değil, hatta çoğu zaman devran dönerken tavuğa anca kakofonisi kalıyor. İnsanlar için hayli gündelik bir refleksle tavaya kırılan yumurtaysa kahramanımız için kıyametin kopmasına eş! Filmin zifiri karanlık mizahının doğuşu işte bu anlarda saklı; insan icat ettiği acıların arzın merkezini tittrettiğini düşünürken, doğa vakitsiz kabuğu kırılmış bir yumurta için feryat ediyor.

İnsanın yaşadığı dünyayı bir başka canlının gözünden izlemesi kimi zaman kendine dahi yabancılaştığı bir deneyime dönüşebiliyor. Perspektif sadece anlatıya hüner katmıyor, anlatılana nitelik kazandırıyor. Göç meselesi, insan kaçakçılığı ve suçun coğrafya değişse bile yerinden milim oynamayan doğası, kurşun gibi ağırlaşmış hacmiyle zihnimizin derinliklerine doğru sürükleniyor. Daha birkaç sahne evvel aç bir tilkiden kaçışını gülerek izlediğimiz tavuğun etrafında dönen devran bizi kendi gerçekliğimizle yüzleştirdiği her an gagasını tenimize saplıyor.

Eti, sütü, yumurtayı sömüren düzen yeri geliyor insanı bedeli karşılığında taşınan bir mala indirgemekten çekinmiyor. Hızla büyüsün diye hormon basılarak üretilen, tüm ömrünü bir kuluçka deposunda geçiren başsız bir tavuktan ne farkımız var? Düşündükçe kendimize itiraf ettiğimiz cevapların hacmi de kurşuna dönüyor, caninin biri o kurşunu namluya sürdüğünde artık ötesinin bir önemi kalmıyor.

Pálfi, filmi kurgularken coğrafi sınırları transparan kılan pek çok konuyu mercek altına almış olsa da otobiyografik bir uhdenin dinmeyen sızısından Hen’e bir doz zerk etmekten erinmemiş. Filmin en can alıcı sahnelerinden birinde çalan Rum laïkó klasiği Ta Mavra Matia Sou’nun ilk notalarıyla birlikte Macar yönetmen kariyerine dair içerlediği ne varsa Manolis Angelopoulos’un sesine sığınarak bizle paylaşmış. Pálfi, nadiren verdiği röportajlarda artık safkan bir Macar filmi yapmanın maddi ve politik imkansızlıklarından bahsetmekten çekinmiyor. Alman ve Yunan ortak yapımcılarla imza attığı bu filmde böyle bir şarkı kullanması boşuna değil. Şarkının sözlerinde, yeni tanıştığı bir kadının gözlerine bakınca yıllar önce kendisini terk eden eski aşkını anımsayan bir adamın kederinden bahsedilir; Pálfi’nin doğduğu coğrafyaya dair hissettiği hüzün bu şarkının satır aralarına gizlenmiştir.

“Bir tavuğun peşine takılıp sinema salonuna mı gidelim?” diyenler olabilir. Siz onlara aldırmayın ve hazır ülkemizde gösterim şansı bulmuşken bu kara tavuğu yalnız bırakmayın.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

Yorumlar kapatıldı.

×