
Caz, soul ve rock müziğin kesiştiği en önemli duraklardan 33. İstanbul Caz Festivali, üç unutulmaz geceyle perdelerini açıyor: Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant with Saving Grace feat. Suzi Dian, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alıyor.
Suzan Somalı Sönmez
Ankara Türkiye’nin siyasal başkenti ise, İstanbul tarih boyunca kültürün başkenti oldu. Bizans döneminde Hipodrom, yalnızca bir yarış alanı değil aynı zamanda müzik ve gösteri sanatlarının buluşma noktasıydı. Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nda düzenlenen mehter gösterileri, Enderun’da yetişen müzisyenlerin icraları ve Galata’daki tiyatro sahneleri, şehrin kültürel canlılığını besledi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise Darülbedayi’nin tiyatro sahneleri, İstanbul Radyosu’nun canlı yayınları ve Atatürk’ün teşvikiyle düzenlenen konserler, İstanbul’u modern Türkiye’nin kültür merkezi olarak konumlandırdı.
Bugün İstanbul’un dört bir yanına yayılmış sahneler hem yerli hem yabancı müzisyenlerin zirve performanslarına ev sahipliği yaparak bu kimliği pekiştiriyor. Bob Dylan’dan Bryan Ferry’e, Chick Corea’dan Leonard Cohen’e kadar sayısız dünya yıldızı bu sahnelerde izleyiciyle buluştu; aynı zamanda Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Cem Karaca gibi yerli sanatçılar da İstanbul sahnelerinin belleğini oluşturdu.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 1973’ten bu yana düzenlediği festivallerle bu kültürel kimliği uluslararası ölçekte görünür kıldı. Birçok festivali ve bienalin yanı sıra özellikle 1994’te başlayan İstanbul Caz Festivali, şehrin uluslararası müzik takvimindeki en önemli duraklarından biri oldu. Festival, cazın ötesine geçerek rock, soul, funk ve dünya müziğini de kapsayan programıyla İstanbul’u küresel müzik sahnesinin merkezine taşıdı.
Bu yıl 30 Haziran – 14 Temmuz tarihleri arasında, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda 33. kez düzenlenecek İstanbul Caz Festivali açılışını Miles Davis’in 100. yılına adanan Marcus Miller konseriyle yapacak. Ardından soul’un yeni yıldızı Thee Sacred Souls ve rock tarihinin efsanevi sesi Robert Plant, festivalin ilk üç gününde Harbiye sahnesinde olacak.
Marcus Miller: Miles Davis’e saygı
Festivalin açılış gecesinde yani 30 Haziran Salı akşamı sahne alacak Marcus Miller, cazın en üretken ve en yenilikçi bas virtüözlerinden. Miles Davis’in 1980’lerdeki elektrikli döneminde onunla birlikte çalışarak caz-fusion sahnesine damga vuran Miller, bu kez “We Want Miles!” projesiyle ustasını doğumunun 100. yılında anıyor. Bill Evans, Mike Stern, Mino Cinelu ve Russell Gunn gibi isimlerle birlikte sahneye çıkacak Miller hem caz tarihine saygı duruşu hem de çağdaş bir yorum sunacak.
New York’tan dünya sahnesine
1959’da New York’ta doğan William Henry Marcus Miller Jr., müziğe genç yaşta başladı. Bas gitarın yanı sıra klarnet, saksafon ve klavye çalabilen Miller, 1970’lerin ortasından itibaren caz ve R&B sahnesinde hızla yükseldi. Kariyerinin dönüm noktası, 1980’lerde Miles Davis ile çalışması oldu. Davis’in elektrikli dönemine damga vuran “Tutu” (1986), “Music from Siesta” (1987) ve “Amandla” (1989) albümlerinin ana bestecisi ve yapımcısı olarak caz-fusion sahnesinde kalıcı bir iz bıraktı.

Funk ve R&B etkilerinin öne çıktığı ilk solo albüm “Suddenly” (1983), virtüöz bas sololarıyla caz-fusion sahnesinde güçlü bir çıkış yaptığı “The Sun Don’t Lie” (1993), Afro-Amerikan müzik tarihine saygı duruşu niteliğindeki “Tales” (1995), Grammy Ödülü kazandığı “M²” (2001), dünya müziği etkilerini cazla buluşturan çalışmaları “Silver Rain” (2005) ile “Afrodeezia” (2015) ve funk, modern groove’ları cazla harmanlayan son dönem albümü “Laid Black” (2018) Marcus Miller’ın cazı farklı türlerle harmanlama becerisini gösteren solo albümleri.
Miller’ın bas gitarı, cazın ötesinde pop ve R&B sahnesinde de duyuldu. Luther Vandross ile uzun yıllar çalıştı. Aretha Franklin, Chaka Khan, Eric Clapton, Herbie Hancock, George Benson, Jay-Z ve Beyoncé gibi isimlerin albümlerinde yer aldı. “Just the Two of Us” (Bill Withers), “Never Too Much” (Luther Vandross) gibi hitlerde imzası var.
Kariyeri boyunca iki Grammy ödülü kazanan, ayrıca Fransa’nın Victoire du Jazz (2010) ve Hollanda Edison Jazz (2013) ödüllerine layık görüldü. UNESCO tarafından “Artist for Peace” unvanıyla onurlandırılan Miller, 30 Haziran akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda caz tarihine saygı duruşu niteliğinde bir performans sunarken, kendi müzikal evreninin sınırlarını da İstanbul seyircisiyle paylaşacak. İstanbul konseri, yalnızca bir festival açılışı değil; cazın geçmişiyle bugünü arasında köprü kuran bir müzikal deneyim olacak. Onun bas gitarından çıkan notalar, Miles Davis’in mirasını çağdaş bir yorumla yeniden canlandıracak.
Soul’un yeni yıldızı: Thee Sacred Souls
1 Temmuz Çarşamba sahneye çıkacak Thee Sacred Souls, Kaliforniya’dan yükselen ve kısa sürede soul sahnesinin en parlak isimlerinden biri haline gelen bir grup. “Can I Call You Rose?” ve “Will I See You Again?” gibi parçalarıyla nostaljik soul ruhunu bugüne taşıyan grup, Türkiye’deki ilk konserini festival kapsamında verecek grup, programın en taze ve en merak edilen isimlerinden biri olacak.

Türkiye’de ilk konser
Thee Sacred Souls, 2019’da San Diego’da basçı Sal Samano ve davulcu Alex Garcia’nın birlikte kurduğu bir enstrümantal oldies grubunun vokalist arayışı sırasında doğdu. Birkaç ay sonra Josh Lane’in katılımıyla grup tamamlandı. Adlarını 1960’ların Chicano soul grubu Thee Midniters’a bir gönderme olarak seçtiler. Müziklerinde Chicano soul, gospel, doo-wop ve oldies etkilerini modern bir duyarlılıkla harmanlıyorlar.
Grubun Daptone Records etiketiyle yayınlanan ilk stüdyo albümü “Thee Sacred Souls” (2022), retro soul’un sıcaklığını bugüne taşıyan bir çalışma olarak öne çıktı. Albümde “Can I Call You Rose?” ve “Easier Said Than Done” gibi parçalar yer aldı. 2024’te yayımlanan ikinci albüm “Got a Story to Tell”ise grubun anlatım gücünü daha da derinleştirdi.
Henüz çok yeni olan müzik kariyerinde çıkışını sağlayan ve “Can I Call You Rose?” (2020), melankolik ve nostaljik bir soul yorumu diyebileceğimiz “Will I See You Again?” (2020), soul’un politik ve duygusal damarlarını birleştiren “Weak for Your Love” (2020), “Give Us Justice” (2020) single’ları ve ilk albümün en çok dinlenen parçalarından “Easier Said Than Done” (2022) remake’i ile uluslararası dinleyici kitlesine ulaştı.
Retro-soul’un sıcaklığını modern bir duyarlılıkla birleştiren Thee Sacred Souls, sahnede duygusal yoğunluğu ve samimi enerjisiyle izleyiciyi içine çeken bir performans sergiliyor. Josh Lane’in vokali, 1960’ların soul ikonlarını hatırlatan bir sıcaklık taşırken, Samano ve Garcia’nın ritim section’ları retro-groove’u günümüze taşıyor. Bu samimi ve duygusal yoğunluk, grubun kısa sürede Avrupa ve Amerika’da kapalı gişe konserler vermesini sağladı. İstanbul’daki ilk konserinde hem retro-soul’un köklerine hem de modern bir duygusal yoğunluğa tanıklık ettirecek performans, caz ve soul’un güçlü bir buluşması olacak.
Robert Plant with Saving Grace feat. Suzi Dian
2 Temmuz Perşembe gecesi ise festivalin en beklenen konserlerinden biri gerçekleşecek. Led Zeppelin sonrası kariyerinde folk, blues ve country köklerine yöneldiği Saving Grace projesiyle İstanbul’a gelecek Robert Plant, Suzi Dian’ın vokaliyle güçlenen grubuyla kök müziğin hem eski hem modern damarlarını 2 Temmuz Perşembe gecesi 33. İstanbul Caz Festivali sahnesine taşıyacak.

Köklerin peşinde
1948 doğumlu Robert Plant; 1968’de Jimmy Page, John Paul Jones ve John Bonham ile kurduğu kült grup Led Zeppelin’in vokalisti olarak rock tarihinin en ikonik seslerinden biri haline geldi. “Stairway to Heaven”, “Whole Lotta Love” ve “Kashmir” gibi şarkılardaki vokal performanslarıyla rock müziğin kalıcı sembollerinden biri oal Plant, 1980’de John Bonham’ın ölümüyle Led Zeppelin dağıldığında solo kariyerine yöneldi.

Plant’in solo kariyeri, 1982’de yayınlanan “Pictures at Eleven” ile başladı. Ardından gelen “The Principle of Moments” (1983), “Big Log” gibi hitlerle listelerde başarı yakaladı. 1988’deki “Now and Zen”, Plant’in pop-rock unsurlarını daha belirgin kullandığı bir albüm oldu. 1993’teki “Fate of Nations”, politik ve kişisel temaları işledi. 2000’lerde ise “Dreamland” (2002) ve “Mighty Rearranger” (2005) ile folk ve dünya müziğine yöneldi.

En büyük dönemeçlerden biri, Alison Krauss ile kaydettiği ve Grammy’de ‘Yılın Albümü’ dahil olmak üzere beş ödül kazanan “Raising Sand” (2007) oldu. Bu albüm, Plant’in köklere dönüş arzusunu geniş kitlelere taşıdı. Ardından gelen “Carry Fire” (2017) ve Krauss ile yeniden buluştuğu “Raise the Roof” (2021), müziğe hâlâ merakla ve açıklıkla yaklaşan bir sanatçı olduğunu gösterdi.
2019’da kurulan Saving Graceise bu yolculuğun en köklere bağlı ve en özgür sayfası olarak öne çıkıyor. Plant’in müzikal arayışının en yeni durağı olarak vokalde Suzi Dian, davulda Oli Jefferson, gitarda Tony Kelsey, banjo ve yaylılarda Matt Worley, çelloda Barney Morse-Brown ile kurulan grup, Memphis Minnie’den Blind Willie Johnson’a, Low grubundan Sarah Siskind’e uzanan geniş bir repertuvarla kök müziğin hem eski hem modern damarlarını sahneye taşıyor. 2025’te yayınlanan “Saving Grace” albümü, Afro-Amerikan ilahilerinden modern folk eserlerine uzanan bir seçkiyle Plant’in müzikal yolculuğunun en köklere bağlı sayfası niteliğinde.
2 Temmuz gecesi Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek konser, yalnızca bir festival performansı değil; Plant’in müzikal yolculuğunun özüne dönüşünün canlı bir kanıtı olacak. Saving Grace ile sahneye çıktığında, rock tarihinin en ikonik seslerinden birinin kök müziğe duyduğu merak ve açıklığın en güçlü örneğini İstanbul seyircisiyle paylaşacak.
Küçük bir not:
Robert Plant; İstanbul’un ardından ertesi gün 3 Temmuz Cuma akşamı, bu kez 10. yılını kutlayan Epifoni organizasyonuyla (İstanbul Caz Festivali’nden bağımsız olarak) “All That Glitters…” başlıklı konserde Ankara ATO Congressium’da hayranlarıyla buluşacak.
Plant’in İstanbul ve Ankara konserleri, Led Zeppelin’den bugüne uzanan yarım yüzyıllık müzikal yolculuğun hem geçmişe hem geleceğe bakan en özgün yansımaları olacak. Saving Grace ile sahneye taşınacak performanslar, yılın en unutulmaz gecelerinden olmaya aday.
Üç ayrı dünya
33. İstanbul Caz Festivali’nin ilk üç gecesi caz, soul ve rock’ın farklı evrenlerini bir araya getiriyor. 30 Haziran’da Marcus Miller’ın Miles Davis’e saygı duruşu, 1 Temmuz’da Thee Sacred Souls’un yükselen soul enerjisi ve 2 Temmuz’da Robert Plant’in köklere dönüşü, festivalin açılışını unutulmaz kılacak.
Programının tamamı önümüzdeki aylarda açıklanacak 33. İstanbul Caz Festivali’nin ilk üç konseri için avantajlı dönem biletleri, 5 Şubat Perşembe günü Passo’da genel satışa açılacak.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!










