Tom Tykwer’in dokuz yıllık suskunluğu, sessiz bir geri dönüşle değil, Berlin sokaklarının selleri gibi taşan bir filmle sona eriyor: The Light (Das Licht). Berlinale 2025’in açılış filmi olarak izleyiciyle buluşan bu yapım, yalnızca sinemasal bir gösteri değil, yönetmenin zihninde biriken temaların, imajların ve duyguların kelimenin tam anlamıyla perdeyi delip taştığı bir his yaratıyor.
Tykwer; aile, göç, iklim krizi, VR bağımlılığı, aktivizm ve suçluluk gibi birbirine dolanan temaları işliyor. Ve evet, her şeyin ortasında, Berlin’in hiç durmayan yağmuru var.
Yağmurun Altında Çözülmekte Olan Bir Aile
Engels ailesi, isminin ironisini de taşıyan bir biçimde, idealist ama içten içe çözülmüş bir yapının metaforu gibi resmediliyor. Tim (Lars Eidinger), bir ajans çalışanı, çevreci markalara yazı yazan, bisiklete binen, kendini aktivist gören – sistemin tam içinde bir karakter. Milena (Nicolette Krebitz), Afrika’daki tiyatro projeleriyle travmayı iyileştirmeye çalışan bir Batılı kurtarıcı. Çocukları ise, biri Berlin’in karanlık kulüplerinde savrulurken, diğeri sanal gerçekliğe sığınıyor. Ve sonra Farrah (Tala al-Deen) giriyor hayatlarına; Suriyeli bir mülteci, aynı zamanda film boyunca parlayan o “ışığın” taşıyıcısı.



Bu yeni figür, sadece ailenin değil, filmin de kırılma noktası. Farrah karakteriyle birlikte gerçeklik bükülmeye, anlatı soyutlaşmaya başlıyor. Tykwer, sosyal meseleleri alegoriye taşıyor ama bunu yaparken sembolizmin sınırlarında dolaşmakla kalmıyor; zaman zaman onu zorluyor.
Azla Yetinmeyen Bir Film
Peki her şey çalışıyor mu? Hayır. Film bazı sahnelerde kendi estetiğine fazla kapılıyor, bazı fikirler sadece bir görsel parıltı olarak kalıyor. Özellikle VR sahneleri ve aile içi çözülme dramatürjisi, film ilerledikçe anlatı bütünlüğünü zorlayan unsurlar haline gelebiliyor.
Ama bu, The Light’ı zayıf bir film yapmıyor. Aksine, risk alan, sınırları zorlayan, “daha azıyla yetinmeyen” bir sinema yapma arzusunun göstergesi. Alman sinemasının sıklıkla karşılaştığı “ağır ve sıkıcı” yaftasına karşı güçlü bir yanıt bu. Tykwer, burada yalnızca bir hikâye anlatmıyor; sinemanın halen büyük, gösterişli ve iddialı olabileceğini hatırlatıyor.
Her Şey Fazla – Ama Belki De Öyle Olmalı
The Light, kusurlarıyla büyüleyen bir film. Belki mükemmel değil, ama derdi büyük, yapısı karmaşık ve söyleyecek çok şeyi var. Bu da onu 2025 Berlinale’sinin sadece açılış filmi değil, aynı zamanda en çok tartışılan ve akılda kalan işi yapıyor.
Eğer sinema hâlâ bir şeyleri sorgulamak, zorlamak ve baştan yazmakla ilgiliyse, Tykwer bu filmiyle tam da bunu yapıyor. Ve evet, belki de zaman zaman sınırları zorlarken birkaç çizgiyi taşıyor – ama sinema bazen taşmalı ki bizi de hareket ettirebilsin.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






