İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Drømmer (Dreams) – Bir Oslo Üçlemesinin En Genç ve En Hassas Halkası

artistry of good

Dag Johan Haugerud’un Drømmer filmi, gençliğin duygusal fırtınalarını son derece yalın ama etkileyici bir şekilde beyazperdeye taşıyor. 17 yaşındaki Johanne’in Fransızca öğretmenine duyduğu hayranlık, ilk bakışta sıradan bir ergenlik hikâyesi gibi görünse de film ilerledikçe bundan çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor. Bu hayranlık, bir aşk hikâyesinden çok, yazının ve hayalin insanı dönüştürücü gücüne açılan bir kapı haline geliyor.

İç Sesin Yolculuğu

Filmin en dikkat çekici yanlarından biri, anlatının büyük ölçüde Johanne’in iç sesiyle ilerlemesi. Bu yöntem, normalde izleyiciyi uzaklaştırabilecek kadar riskli olabilir; ama Haugerud’un dili öyle samimi ve mizahla harmanlanmış ki, biz de karakterin düşüncelerinin içine çekiliyoruz. Johanne’in heyecanı, kuşkusu, cesareti ve kırılganlığı sesle o kadar canlı aktarılıyor ki, onunla birlikte düşünmeye, hatta onunla birlikte hayal kurmaya başlıyoruz.

Görüntüler ve Karakterlerin İzinde

Drømmer’in merkezinde genç oyuncu Amalie Berg’in canlandırdığı Johanne var. Onun iç sesiyle ilerleyen anlatı, kamera tarafından da sürekli yüzüne ve bakışlarına odaklanarak destekleniyor. Uzun planlar ve dingin çekimler, izleyiciyi Johanne’in hayallerine ve endişelerine ortak ediyor.

Anne Kristin, olaylara en gerçekçi açıdan yaklaşan karakter. Johanne’in yazdıklarını okuduğunda yaşadığı ikircikli tepkiler –hem şaşkınlık hem kaygı– bir ebeveynin sınırlarını çok net ortaya koyuyor. Büyükannenin varlığı ise kuşak farkını belirginleştiriyor; onun daha geleneksel yaklaşımı hem dramatik hem de zaman zaman hafif mizahi bir etki yaratıyor.

Öğretmen Johanna ise film boyunca daha çok Johanne’in gözünden yansıtılıyor. Bu yüzden onun kim olduğu hep muğlak kalıyor. Gerçekten var olan bir kişilikten çok, arzunun ve hayalin nesnesine dönüşüyor.

Görsel açıdan film, sadeliğiyle dikkat çekiyor. Ev sahnelerinde sıcak ama loş bir atmosfer hâkimken, okul sahneleri daha beyaz ve soğuk bir ışıkla çekilmiş. Bu karşıtlık, Johanne’in içsel hayal dünyası ile dış dünyanın düzenli gerçekliği arasındaki farkı incelikle yansıtıyor.

Filmin sonlarına doğru Johanne’nin annesi ile öğretmeni arasında geçen konuşma, karakterlerin psikolojik dinamiklerini açığa çıkaran en kritik anlardan biri. Öğretmen, görüşmenin başında içine kapanık ve gergin tavırlarıyla sorumluluğun kendisine yükleneceğini hisseder. Ancak annesinin suçlayıcı bir tutum sergilememesi üzerine kısa sürede kontrolü eline alır; kendisini edilgen bir konuma yerleştirerek mağduriyet üzerinden güç kazanmaya çalışır. Bu dönüşüm, diyalogların ilerleyen kısmında daha da belirginleşir: Johanne’nin duygularını fark edip etmediği sorulduğunda kaçamak ve tutarsız yanıtlar vererek konuyu bulanıklaştırır. Annenin ısrarlı soruları karşısında net bir açıklama yapmaktan kaçınması, öğretmenin tutumundaki samimiyet ve güvenilirlik üzerine yeniden düşünmemize neden olur.

Kadınlar Arasındaki Görünmez Köprüler

Filmde erkekler neredeyse hiç yok; hikâye üç kadın etrafında örülüyor. Johanne, annesi Kristin ve büyükannesi Karin. Bu üç kuşak arasındaki farklar hem komik hem de dokunaklı anlara dönüşüyor. Büyükannenin geleneksel bakışı, annenin daha temkinli ve endişeli hali, Johanne’in ise cesur ve sınır tanımayan arzuları… Üçü arasında görünmez bir köprü kuruluyor. Böylece film, sadece genç bir kızın büyüme hikâyesi değil; aynı zamanda kadınların birbirine nasıl ayna olabildiğinin de anlatısı oluyor.

Hayal mi, Gerçek mi?

Filmi izlerken sürekli aynı soruya dönüyoruz: “Acaba bu sahne gerçekten yaşandı mı, yoksa Johanne’in kaleminden çıkan bir kurgunun parçası mı?” Bu belirsizlik, filmin en güçlü tarafı. Özellikle öğretmeniyle geçen sahneler, izleyicide hem merak hem de huzursuzluk uyandırıyor. 

Festival Başarısı

Drømmer, Berlin Film Festivali’nde büyük ödülü kazanarak yalnızca Norveç sineması için değil, kadın merkezli anlatılar için de önemli bir başarıya imza attı. Jüri, filmi “hem lirik hem de cesur” buldu. Uluslararası eleştirmenler de bu başarıyı yalnızca politik doğruculukla değil, sahici bir sinema diliyle hak ettiğini vurguluyor.

Drømmer, ergenliğin romantik hayallerini dramatik bir ağırlık altında ezmeden, tam tersine onların kırılgan ama yaratıcı yanlarını öne çıkarıyor. Johanne’in hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Bazen en büyük devrimler, başkalarına açıklamaya cesaret edemediğimiz o gizli duygularla başlar.

Sessiz ama güçlü bir film; izledikten sonra günlerce zihninizde dolaşmaya devam ediyor.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×