Memleket Sinemasının En Nevi Şahsına Münhasır Rejisörlerinden Can Evrenol, Dehşeti Hanenin Ortasına Taşıyor.
Söyleşi: Erdem Tatar

20 Şubat itibarıyla salonlarda seyirciyle buluşan Cam Sehpa, Can Evrenol’un kariyerindeki en iddialı virajlardan. İspanyol yapımı kanlı kara komedi filmi The Coffee Table’ın yeniden çevrimi olan Cam Sehpa, ilham aldığı eseri yerelleştirme hususundaki başarısıyla dikkat çekiyor. Cam Sehpa’yı sizler için yönetmeni Can Evrenol’la konuştuk.
Cam Sehpa uluslararası arenada çok beğenilen Coffee Table’ın yeniden çevrimi. Kariyerinde bu kadar üretken ve cüretkâr olmayı başarmış bir yönetmen için bir remake projesine girişmek ne çeşit bir sürecin sonunda gerçekleşti?
“Remake yapmak da cüretkâr bir iş” diyerek, o gazla kabul ettim bu teklifi. Bu hikâyeyi Alper Kul gibi komedi ile tanınan, çok ünlü, çok sevilen ancak oyunculuk dehasının sınırılarını belki de ilk defa bu ölçekte göreceğimiz biriyle yeniden yaratmak müthiş bir keyifti. Ayrıca hikayenin sosyal klostrofobi kısmının Türkiye’ye uyarlandığı an daha da manyaklaşacağı belliydi. İşin bu tarafı beni çok heyecanlandırmıştı.
Özgün filmleriyle tanınan bir yönetmen için bir remake projeye girişmek ne türden sorumlulukları beraberinde getiriyor?
Tıpkı bir kitap uyarlamak gibi aslında. Orijinal filmde sevdiğiniz yerleri hiç utanmadan olduğu gibi tutup, değiştirmek istediğiniz yerleri kafanıza göre yeniden yazınca, ortaya bir yazar-yönetmen için çok mutlu bir iş çıkıyor. Cam Sehpa’da özellikle finali değiştirince, bütün film de beraberinde çok benzer ama bambaşka bir kimliğe büründü. Orijinalinden daha komik veya daha gerilimli olduğu konuşuluyor ama bence esas fark Cam Sehpa’daki karakterler daha sinirli, daha stresliler. Patlamaya hazırlar. Bu da ülkemizin atmosferini yansıtıyor diye düşünmeden edemiyorsunuz filmi izlerken.
Bu süreçte Coffee Table’ın yönetmeni Caye Casas ile iletişimin oldu mu? Daha da önemlisi Cam Sehpa’yı seyretti mi ve tepkisi nasıldı?
Caye’yi ilk uzun metrajı Matar a Dios (Tanrı’yı Öldürmek) ile tanımış ve çok sevmiştim. O da Baskın’ı çok sevdiği için sürecin başından beri bu iş için çok heyecanlıydı. Harika biri, gerçek bir sinefil ama maalesef İngilizce konuşmuyor. Daha çok mesaj üzerinden konuşuyoruz o yüzden. Filmi izledi ve çok sevdi. Çekim süresince de eşine göstermek için benden devamlı setten video istiyordu.

Senin herhangi bir filminin remake’i yapılsa bunun hangi filmin olmasını isterdin ve hangi ülkeden bir yönetmenin bu yeniden çevrimde kamera arkasında olmasını arzu ederdin?
Sayara. Avustralya.
Cam Sehpa özellikle de oyuncu tercihleriyle öne çıkan ve oyunculardan ciddi performans isteyen bir yapım, oyuncu seçim süreci nasıldı ve artık filmi seyirciyle buluşturduğun için sorabiliyorum, sence seyircinin bu kadroyla etkileşimi ne vaziyette?
İstediğimiz finansmanı bulamamamıza rağmen inat edip o senaryoyu yazdım. Beş kuruş almadan. Sadece beni çok heyecanlandırdığı için. Sonra aylarca yeşil ışık aradık, tam pes ediyorduk ki, Alper Kul senaryoyu okudu. Ondan sonra bir anda devamı çorap söküğü gibi geldi ve 2 ay içinde kendimizi sette bulduk. Benim kendi adıma bugüne dek seyirciden aldığım en yüksek tepkileri görüyorum.

Alper Kul, ülkemizin önemli komedi aktörlerinden biri ve bence bu filmdeki gergin kırılma anlarında bu yönünün becerisini çok kıvamında kullanmış. Oyuncu yönetimi sürecinde Alper Kul’la çatışma ya da seni şaşırtan (belki de Alper Kul’dan beklentinin de üstüne çıkan) bir enstantane yaşandı mı?
Prova sürecinde Alper’in banyoda aynada kendine baktığı, kendiyle yüzleştiği sahne doğaçlama çıktı ve hem Alper’in karakterinin hem de filmin atmosferinin bel kemiği oldu diyebilirim. İzleyince fark edersiniz.
Filme dair beni en çok şaşırtan noktalardan biri de mütedeyyin bir ailenin başrolde olması. Bu tercihin nedenlerini çok merak ediyorum. Coffee Table’daki ailenin sosyo ekonomik varlığından farklı bir düzleme oturtmuşsun öyküyü, bu kararı alırken hedeflediğin “yerelleştirme” hamlesinin ötesinde fırsatlar muhakkak vardır, bunları açar mısın?
Bir kere her şeyden önce günümüzde bir Türk aileyi dünyadaki diğer ailelerden ayırt eden en belirgin özellikler nedir diye sorguladığımızda, görüntü olarak tam da böyle bir çift çıkıyor karşımıza diye düşündük. Günümüzün trendlerine uygun, gerçek bir aile olsun istedik. Aslında herhangi bir hikayeyi Türkiye için yerelleştirirken doğal olarak pek çok siyasi ve kültürel karar almak zorunda kalıyorsunuz. Yerli piyasada, sinema ve dizi sektörü bu alanda suya sabuna dokunmaktan kaçınıyor, bu sebeple gerçek hayattan çok farklı, plastik bir Türkiye temsili izlemeye çok alışmış durumdayız. Bu norm olmuş durumda. Çıplak’ta da, Sayara’da da, bu filmde de benim yaptığım bu plastik temsiliyete hiç girmemek oluyor. O zaman zaten kendiliğinden “farklı bir düzleme oturmuş” gibi oluyor iş. Bunun bedeli de geniş kitlelere ulaşamamak oluyor. Zaten geniş kitleye ulaşan işlerde bu samimi Türk temsiline izin verilmiyor. Yumurta tavuktan, tavuk yumurtadan.
Cam Sehpa’nın açılışında çok kilit bir karakterin cinsiyetini değiştirmekle kalmamışsın, bu tercih vesilesiyle Hatice Aslan gibi usta bir oyuncuyu daha önce izlemediğimiz tatta bir rolle izlememize vesile olmuşsun. Hem bu değişimin sebebini hem de Hatice Aslan’ı “yönetme” deneyimini merak ediyorum.
Orijinal filmde genel iskelete hayran olurken bazı detayları biraz fazla abartılı bulmuştum. Bizim filmin üslubuna göre o satıcı karakterin kadın olması daha ahenkli geldi bana. Hatice Aslan’ın da zaten Üç Maymun’dan beri büyük hayranıyım. Daha önce de beraber çalışmak çok istedik fakat bu sefer denk gelebildik. Hatice Aslan olsun, Algı Eke olsun, Özgür Emre Yıldırım olsun, bu harika cast’ı biraz da yapımcımız Bilal Kalyoncu’ya borçluyum tabi ki. Hatice Aslan’ın karakteri filmdeki diğer karakterlere göre biraz daha deli, daha özel bir karakter. Hatice, bizim setimizde açma ve kapama tuşu olan bir fırtına gibiydi. Kendi enerjisi ve doğaçlaması ile filme bambaşka bir hava kattı. Çilem Hanım karakterinin sahneleri yerli yabancı bütün gösterimlerimizde seyirciden hep yüksek pozitif tepki alıyor.
Coffee Table’da biraz zayıf bulduğum “orta yaş bunalımından kaçan” erkek kardeş rolü Cam Sehpa’da tam kıvamında işliyor. Özgür Emre Yıldırım tercihi muazzam. Sence bu karaktere dair seyircinin uyanık olması gereken nüanslar neler?
Özgür Emre’nin hayat verdiği Cihan karakteri filmin ikinci yarısından ortaya çıkan bir nevi gizli başrol gibi bir şey oldu. Ağabeyi İbrahim’in yaşadığı şoku, yabancılaşmayı ve stresi, ikinci dalga olarak yeniden yaşıyor. Seyircinin üzerindeki “İbrahim’in yerinde ben olsaydım” hissiyatını iki katına çıkarıyor. Özgür Emre, prova ve set esnasında filmin komedi ve gerilim yönlerini çok sorguladı. Her seferinde, hem onu hem kendimi, bu filmi belli bir etiket altında çekmediğime ikna etmeye çalışarak filmin gerçekliğini perçinlemiş olduk. Ece Su Uçkan ile de harika bir ikili oldular. Hem oyunculuk olarak hem diyalog olarak uyumları müthişti. Alt kat komşusu rolünde Elif Sevinç de az ama öz unutulmayacak bir performans sergiledi. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az.

Algı Eke çok kritik bir konumda ve belki de filmde karikatürleşmesi en handikaplı karakteri canlandırıyor. Sen bu karakteri ve Algı’nın performansını nasıl değerlendiriyorsun?
Tam da bu nedenle “bu rolü kimse Algı gibi oynayamazdı” dedirtiyor bence seyirciye. Algı ile ilk provadan itibaren çok iyi anlaştık ve karakterin başörtüsünün, karakterin iç dünyasının önüne geçmediği güçlü (belki biraz fazla güçlü) bir kadın çıkardığı için ortaya çok ama çok özel oldu. Bilmiyorum başka böyle bir karakter gördü mü seyirci, ama ben hatırlamıyorum. Aşkıyla, hırsıyla, öfkesiyle, gücüyle muhteşem bir karakter oldu Zehra!
Bir ebeveyn olarak, Cam Sehpa’nın diğer ebeveyn izleyiciler üzerinde bırakacağı etkiye dair bir öngörün var mı?
Hemen Sirat’ı izlesinler bunun üzerine.
Filmdeki müzik kullanımından bahsedelim biraz da; bizim “damarı” yakalayan bestelerle, neredeyse Fulci filmlerinden fırlamış bir ses duvarının melezini dinliyoruz film süresince. Yaratım aşamasında bu “score”a yaklaşımın nasıldı?
Bu dediğin cümleyi alıp postere koyarım, başka da bir şey demem. Muhteşem özetledin. Baskın, Çıplak ve Sayara’da harikalar yaratan Volkan Akaalp ile Hey Douglas! bir araya gelince böyle oldu. “Sevdiğim müzikleri insanlara dinletmek için yönetmen oldum” demiş ya biri. O hesap.
Orijinal filmin sonundan çok daha şok edici, sinir de bozmayı başaran ve kalabalık bir finalin var. Coffee Table, sönümlenerek biterken sen adeta finalde “partiyi başlatıyorsun”. Orijinal filmi ilk izlediğinde bu final aklına gelmiş miydi? Finalin Cam Sehpa’ya en mühim katkısının ne olduğunu düşünüyorsun?
Kesinlikle bu remake’i kabul etmemdeki en büyük etkenlerden biri de bu finaldir. İlk izlediğim anda, ve yazmaya başladığım ilk sayfadan itibaren bu finale götürmek için yazdım her detayı.
Noktayı da sıradaki projenle koyalım, Can Evrenol filmografisinin sıradaki durağı nedir?
Beril_XXX.
Çok teşekkür ederim bu güzel röportaj fırsatı için.

E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





