Tom Smith ile karanlık, zaman ve insan kalmak üzerine.
Yazı: Gökçe Duman
EDITORS’ın sesi olarak geçen uzun yılların ardından, bu albümde ilk kez tamamen tek başınasınız. Bu deneyim size ne hissettirdi? Daha çok özgürlük mü, yoksa daha açıkta ve sorumluluk yüklü bir hâl mi?
Açıkçası kendimi biraz daha kırılgan hissediyorum. Albümle gerçekten gurur duyuyorum ama üzerinde yalnızca benim adımın olması ve yanımda “kardeşlerimin” olmaması tuhaf bir duygu. Biraz yalnızlık var. Aynı zamanda heyecan verici. Yani tek bir duyguya indirgenebilecek bir durum değil; karmaşık ama gerçek.

Albümün başlığı, karanlıkta var olanın ışıkta da var olduğuna işaret ediyor. Bu cümle sizin için bir yüzleşme mi, yoksa bir teselli mi?
Benim için daha çok teselli edici bir ifade. Hâlâ bunu kendime mi söylediğimi, yoksa başkalarını mı rahatlatmaya çalıştığımı tam olarak bilmiyorum. Bazı günler kendime “her şey yoluna girecek” dediğim bir cümle gibi. Bazı günlerse, yakınlarıma yönelttiğim bir sakinleştirme. Bu albüm şimdiye kadar yaptıklarımdan çok daha kişisel. Hayatım, bir EDITORS albümüne kıyasla çok daha yüzeyde. Şarkıların solo bir albümü istemesi de biraz buradan geliyor.

Bu yoğun duyguları oldukça sade bir müzikal dünyayla eşleştiriyorsunuz: akustik gitar, piyano ve sessizlik. Gürültüyü azaltmak duyguyu büyütüyor mu? Bu minimalizm bir tercih miydi, yoksa bir zorunluluk mu?
Aslında ikisi de. En başından beri bu albümün seyrek, akustik ve kırılgan olmasını istedim. Bu kırılganlık hem müziğe hem de albümün ruhuna aitti. Süreç ilerledikçe, denedikçe neyin işe yaradığını fark ediyorsunuz. Bu sade müzikal alan içinde sesimi kullanma biçimim hoşuma gitmeye başladı. Nasıl hissettirdiği ve nasıl duyulduğu beni heyecanlandırdı. Yani süreç içinde evrilen bir şey ama baştan beri savunmasız ve sade olmasını istediğimi biliyordum.
Albüm boyunca New York ve Londra, birer arka plan olmaktan çok duygusal duraklar gibi karşımıza çıkıyor. Şehirler kişisel hafızayı nasıl şekillendiriyor? Bu albümde hangi şehir size daha yakın?
Bu albümde birkaç şarkıda gençliğime dönüp bakıyorum. Yirmili yaşlarımda ilk kez yaşadığım deneyimleri, mekânları düşünüyorum. Londra’da Andy Burrows’la olan dostluğumu, iki grubun da aynı dönemde yükselişini, aynı anda baba oluşumuzu… Çok güzel bir dönemdi. Ama aynı zamanda şunu da fark ediyorum: Yirmi yıl sonra artık aynı kişi değilim. O zamanki ben, o zamana aitti. Bir anlamda gençliğe el sallamak gibi.
New York da benzer bir yer; dünyayı ilk kez keşfettiğim zamanları simgeliyor. Bu şarkılar yaşlanmaktan şikâyet etmiyor. Zamanın geçişini düşünüyor. Kırklı yaşlarında bir adamın artık aynı kişi olmadığını fark etmesi gibi. Bu çok doğal bir süreç.
Albümde gençliğe veda hissi güçlü ama bu bir öfke değil, sessiz bir kabulleniş gibi. Bugün gençliğinize tek bir cümle fısıldayabilseydiniz, bu ne olurdu?
Zor bir soru. Çünkü gençken sahip olduğunuz sabırsızlık, huzursuzluk, hatta dikenlilik yaratıcılığın bir parçası. Grubun ilk zamanlarında şarkılar dakikalar içinde yazılıyordu; nasıl olduğunu hâlâ bilmiyorum. Ama o zihniyet, işler zorlaştığında başa çıkmamı da zorlaştırdı. Turnelerle, sahnede olmakla çok zorlandım çünkü şarkıcı olmak planımda yoktu.
Bugün her şeyle çok daha farklı başa çıkıyorum; perspektif yaşla geliyor. Ama genç halimi değiştirmek istemezdim. Yine de bir şey söyleyeceksem, “yoldaki tümsekler için bu kadar endişelenme” derdim. Fazla düşünme. Ama o kaygılar da yaratıcılığı besliyor; insanı insan yapan şeyler onlar.
Endings Are Breaking My Heart gibi şarkılarda bitişler hem gündelik hem varoluşsal bir ağırlık taşıyor. Sizi en çok inciten bitişler hangileri: büyük olanlar mı, küçük gündelik olanlar mı?
Büyük bitişler elbette çok yıkıcı; insanın içinde hep kalıyor. Ama bu da hayatın bir parçası. Bununla birlikte, gündelik bitişler de beni çok etkiliyor. Bir gecenin son içkisi. Ya da oğlumun sesinin kalınlaşması… Küçük çocuk sesini bir daha asla duymayacağımı fark etmek. Bu çok kalp kırıcı ama aynı zamanda çok güzel. Hayat dediğimiz şey, aslında bir dizi bitişten oluşuyor.
Bu kadar savunmasız bir alanda üretmek için stüdyoda güven duygusu çok önemli. Iain Archer’la çalıştınız. Bir prodüktörde en çok hangi özelliği arıyorsunuz?
Iain’le müzikal olarak ortak çok noktamız vardı ama beni gerçekten zorladı da. Özellikle sözlerde fazla kapalı olmamam için itti. Daha az kriptik, daha dürüst olmamı istedi. Bu benim için alışılmadık bir durumdu ama çok öğreticiydi. Çoğu prodüktör sesle ilgilenir; Iain ise şarkının kendisiyle, kelimelerle ilgilendi. Zorlayıcıydı ama dönüştürücü bir şekilde.
Bu şarkıları şimdi küçük ve sessiz mekânlarda seslendiriyorsunuz. Bu sessizlik, EDITORS konserlerinden nasıl farklı?
Çok farklı. Akustik konserlerde insanlar oturuyor, doğal bir sessizlik oluşuyor. Rock konserlerinde konuşulur, içilir; daha fiziksel bir hâl vardır. Burada ise insanlar sessizliği bozmamaya çalışıyor. O hafif tuhaflığı seviyorum. Bir şey söylediğimde, odada ortak bir his oluşuyor. Bu bir performanstan çok, bir sohbet gibi. Şarkılara, albüme ve sesime çok yakışıyor. Açıkçası ikisini de seviyorum ama şu an bu albümün dünyasında olmak bana çok iyi geliyor.

Teknoloji ve yapay zekânın giderek müziği şekillendirdiği bir dönemde, sizce sanatçıyla dinleyici arasında gerçek bağ nasıl korunuyor?
“Bizim zamanımızda her şey daha iyiydi” diyen biri olmak istemiyorum. Ama sevdiğim müzikte insan duygusunu, insan varlığını duyuyorum. Bu albüm çok doğal, çok kırılgan; yapay olanın tam tersi. AI’ın sevilecek şarkılar yapabileceğine eminim ama ben muhtemelen sevmem. Bir insanın bir şarkıyla başka bir insana dokunması çok temel bir şey. Benim için bu her zaman önemli olacak.
EDITORS yeniden prova odasına giriyor. Solo işinizle grubun kolektif enerjisi birbirini nasıl besliyor?
Yeni materyal çok daha grup odaklı. Şarkılar stüdyoda değil, birlikte çalarak şekilleniyor. Solo albümümün bunu nasıl etkileyeceğini bilmiyorum ama benim için bunlar ayrı evrenler değil. EDITORS, Smith & Burrows, solo işler… Hepsi birbirine bağlı. Aralarında görünmez bağlar var. Zaman gösterecek ama her şey bir şekilde birbirini etkiliyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





