Röportaj içerisindeki fotoğrafların tamamı, aksi belirtilmedikçe, © Serra Akcan
2023’teki büyük yıkımın ardından Hatay’da kültürün iyileştirici gücünü görünür kılmak için başlatılan Hatay Çocuk Festivali, bugün bölgenin en önemli kültürel dayanışma projelerinden biri haline geldi. Goethe-Institut İstanbul’un öncülüğünde, yerel ortaklarla birlikte üçüncü kez hayata geçirilen festival; çocukların yalnızca güvenli bir alanda buluştuğu bir etkinlik değil, aynı zamanda geleceğe dair ortak bir umut inşa eden bir kültürel ekosistem sunuyor.
Bu yıl da Antakya ve Samandağ’da gerçekleşen festival; yaratıcı yazmadan haritalamaya, danstan medya okuryazarlığına uzanan geniş bir programla, çocukların hem ifade biçimlerini hem hayal güçlerini hem de toplulukla yeniden kurdukları bağı güçlendiriyor. Goethe-Institut’un Türkiye’deki kültürel misyonunu derinleştiren bu girişim, bölgede uzun vadeli bir kültür politikası ve sürdürülebilir bir iyileşme alanı yaratmayı amaçlıyor.

Biz de Artistry of Good olarak, bu vizyonun arkasındaki düşünceyi, sorumluluk duygusunu ve kültürle kurulan bu yeni dayanışma biçimini daha yakından anlamak için Goethe-Institut İstanbul Direktörü Mani Pournaghi ile konuştuk. Pournaghi, festivalin yalnızca bugünün Hatay’ına değil, yarının kültürel mirasına da nasıl katkıda bulunduğunu etkileyici açıklıkla anlatıyor.
Aşağıda, festivalin anlamı, bölgenin iyileşme sürecinde sanatın rolü ve kültürel diplomasinin bugünkü yeri üzerine derinlikli bir söyleşimizi bulacaksınız.

Hatay Çocuk Festivali üçüncü yılına girerken, sizce bu girişimin en derin ve kalıcı etkisi ne oldu? Bölgenin iyileşme sürecinde festival hangi duygusal veya toplumsal boşluğu dolduruyor?
İlk yılında bile festival, hala yıkım ve kayıplarla şekillenen bir bölgede kültür-sanatın ne denli alan açabileceğini ve ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Buradaki günlük yaşam çocuklar için harabeler arasında geçiyor ve kültürel faaliyetlerin eksikliği derinlemesine hissediliyor. Festival sırasındaysa çocuklar yeniden meraklı, oyun dolu ve yaratıcı hallerine geri dönüp tekrar çocuk olabiliyorlar. En büyük hedefimiz, çocukların yaşadığı bu öz yeterlilik anını mümkün kılmak diyebilirim. Böyle alanlarda bir şeyler yaratabileceklerini, kendilerini ifade edebileceklerini ve seslerinin duyulacağını fark ediyorlar. Duygusal olarak, festival sessiz ama güçlü bir umut duygusuyla dolu. Yıkımı görmezden gelmeden, neşe dolu ortak deneyimler aracılığıyla iyileşmenin mümkün olacağı bir atmosfer yaratıyor bu festival ve böylece, bölgenin iyileşme sürecine katkı sağlamayı hedefliyor.


Goethe-Institut İstanbul’un kültürel diplomasi vizyonunda Hatay’ın özel bir yeri olduğu hissediliyor. Bu festival, Goethe’nin Türkiye’deki misyonunu hangi açılardan dönüştürüyor veya yeniden tanımlıyor?
Hatay, Türkiye’deki kültürel diplomasi misyonumuzu genişleten bir yer. Kültürel çalışmalar yalnızca sanatsal değişimi teşvik etmekle ilgili değil, ama aynı zamanda toplulukların en zor zamanlarında yanlarında durmak ve dayanışmanın bir biçimi haline gelebilecek kültürel alanlar sunmakla da ilgili. Dolayısıyla Hatay’da çalışarak; kültürün bir lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu göstermek istiyoruz. Goethe-Institut olarak uzun vadeli düşünme sorumluluğumuz var, bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz bu festival de bu sorumluluğun en büyük göstergesi. Buraya bir anlık ya da tek bir proje için değil, sürekli ve paylaşılan bir kültürel gelecek için geldik ve bunun için bulunuyoruz.
Alan Antakya, Defne ve Samandağ belediyeleri, Tarabya Kültür Akademisi ve bağımsız sanatçılar… Çok katmanlı bir iş birliği modeli kurdunuz. Bu kadar geniş bir ekosistemi aynı amaçta buluşturmayı mümkün kılan şey sizce ne?
Kesinlikle. Hatay’daki iş birliği ruhu olağanüstü. Belediyeler, Tarabya Kültür Akademisi ve birlikte çalıştığımız bağımsız sanatçılar güçlü bir güven ve ortak amaçla bu festivali gerçekleştiriyorlar. Bu sadece bir ağ değil, bir uygulama topluluğu. Bu topluluğu genişletmek için çok heyecanlıyız. İhtiyaçlar büyük, kültürel değişim isteği yüksek. Daha fazla yerel ortak, daha fazla sanatçı ve daha fazla disiplini dahil etmek istiyoruz. Elbette her zaman, yüksek sanatsal kalite ve anlamlı katılım taahhüdümüzü bozmadan…


Deprem sonrası Hatay’ın sosyal dokusu düşünüldüğünde, çocuklara “güvenli kültürel alanlar” açmanın önemi nedir? Sanat, özellikle bu yaş grubunda nasıl bir güçlendirici etki yaratıyor?
Güvenli kültürel alanlar, afet sonrası ortamlar için çok önemli. Çocukların; dünyayla yalnızca hayatta kalanlar olarak değil, aynı zamanda yaratıcı bireyler olarak da etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Sanat aracılığıyla çocuklar, fikirlerinin önemli olduğunu öğrenirler, hayal güçlerini keşfeder ve yeni şeyler denemek için cesaret kazanırlar.
Sanat, özgür iradelerini güçlendirir. Resim yapan, müzikle ilgilenen veya bir performansa katılan bir çocuk çevresini etkileyebileceğini keşfeder. Bu güçlendirme deneyimi, dayanışmanın temel taşlarından birini oluşturuyor ve Hatay’ın iyileşmesine katkıda bulunabileceğimiz önemli bir alan açıyor.


Bu yılki programda yer alan haritalama maratonu gibi yenilikçi katılım modelleri, çocukların şehirle kurduğu ilişkiyi nasıl dönüştürüyor? Kültür-sanatın kentin yeniden inşasına katkısını nasıl yorumlarsınız?
Çok mutluyuz ki festivalin kendisi yerel bilgi, uluslararası uzmanlık ve sanatsal mükemmeliyetin buluştuğu bir platform olarak, bir model haline geldi. Çocukların nasıl etkileşimde bulunduğunu, toplulukların katılımını ve sanatçıların çevreye nasıl tepki verdiğini dikkatle gözlemliyoruz. Kültür ve sanat; yalnızca etkinliklerle değil, sosyal uyumu yeniden inşa etmek ve duygusal iyilik halini güçlendirerek de iyileşmeye katkıda bulunur. Kentsel yeniden inşa belki fiziksel yapılar gerektirebilir ama sosyal yeniden inşa için kültür gerekli. Bu sebeple farklı atölyeler aracılığıyla yeni katılım modelleri bulmaya çalışıyor, çocukların yaşadıkları yer ile direkt ilişkilerine bir katman daha eklemek istiyoruz.
Üç yıllık festival tarihinde, çocukların ifade biçimlerinde, özgüven gibi detaylarda sizi en çok etkileyen değişim ne oldu? Sizin için unutulmaz bir an var mı?
Hep karşılaştığımız ve beni en çok etkileyen an, genellikle tereddütlerden güvene doğru olan kayma anı diyebilirim. İlk saatlerde çocukların kimi oldukça utangaç bir tavırla festival alanına geliyor ama çok kısa bir süre içinde sanatçılara açıklıkla yaklaşıyor; birlikte üretiyor, sorular soruyor ve yaratıcı çalışmalara dahil oluyorlar. Bu sene; geçen yılda katılım gösteren bir çocuk dans etmek istediğini söylediği için, büyük sahnede tüm çocukların kendi performanslarını gerçekleştirebileceği bir açık sahne etkinliği oldu. Çocukların özgüvenini yeniden inşa ettikleri bu anların festivalin katılımcı-uygulayıcı dinamiğinin gelişimi için de önemli olduğunu düşünüyorum.

Hatay Çocuk Festivali’nin geleceğine baktığınızda, sürdürülebilirlik, bölgesel etki ve kültürel miras açısından nasıl bir yol haritası öngörüyorsunuz?
Yol haritamız uzun vadeli bir sorumluluk bilinciyle şekilleniyor. Festivalin, yerel ortaklarla yakın diyalog içinde sürdürülebilir bir şekilde büyümesini istiyoruz. Yerel kültürel çalışanların dahil edilmesi, sanatçı sayısının artması ve katılımın genişletilmesiyle bu festivalin Hatay’ın kültürel ortamına daha derinlemesine entegre edilmesi hedefimiz. Kültürel miras açısından ise, Hatay’ın benzersiz zenginliği yalnızca resmî belgelerle değil; geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan ve yaşayan kültürel pratiklerle korunması gerektiğine inanıyoruz. Çocukların hikayeler, el sanatları ve sanatsal formlarla etkileşime girmesiyle bu mümkün olabilir. Amacımız da bu sebeple; Hatay’daki çocukların her yıl güvenli, ilham verici ve güçlendirici bir kültürel alana dahil olmalarını sağlamak.
Özetle bu festival, krizden etkilenen bölgelerde kültürün dayanışmayı nasıl beslediğine dair iyi bir örnek olabilir.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





