Serdar Acar’ın sanat kariyerinin 10. yılını temsil eden “Günler” sergisi, zamanı ölçülen bir akış olarak değil, içsel bir süreklilik olarak ele alan güçlü bir bellek anlatısı kuruyor. Bursa’da Tayyare Kültür Merkezi’nde açılan ve sanatçının tuval üzerine akrilik tekniğiyle ürettiği 79 eserden oluşan sergi, birbirine benzeyen ama asla aynı olmayan günlerin izini sürüyor.

Acar’ın resimlerinde zaman, kronolojik bir düzen olmaktan çıkıyor; üst üste binen anlar, küçük kırılmalar, sessiz tekrarlar ve ruhsal geçişlerle örülü bir bütünlüğe dönüşüyor. Hafıza, hatırlama ve unutma kavramları, sergide lineer bir anlatı yerine katmanlı bir içsel coğrafya olarak karşımıza çıkıyor. “Günler”, izleyiciyi kendi zaman algısıyla yüzleştiren, hatırlamanın ağırlığı ile kabullenişin dinginliği arasında salınan bir ruh hâli öneriyor.
Bu söyleşide Serdar Acar ile zamanın nasıl iz bıraktığını, hatırlamanın bir yük mü yoksa lütuf mu olduğunu ve “Günler” serisinin ardındaki içsel kırılmaları konuşuyoruz.

“Günler” serisinde zamanı ölçülen bir olgu olmaktan çıkarıp hissedilen bir süreklilik olarak ele alıyorsunuz. Sizin için bir günün “iz” bırakması ne zaman başlıyor; yaşanırken mi, yoksa geriye dönüp bakıldığında mı?
Zamanı ve günleri içindeyken kaçırmamak, anlamlandırıp sindirebilmek önemli ancak benim için bir süre sonra geriye dönüp baktığımda demek daha doğru olabilir. Ruhumda olgunlaştığında ancak…
Bu sergi, sanat pratiğinizin 10. yılına denk geliyor. Serdar Acar olarak bugün geriye baktığınızda, sizi siz yapan kırılma anlarının resimlerinizde nasıl dönüştüğünü düşünüyorsunuz?
Bence tüm ömrümdeki en büyük kırılma noktası belki çoğumuzda aynıdır. Pandemi. İki yıla yakın ciddi bir izolasyon altında yaşadım ve öncesinde sadece siyah beyaz resimler yaparken bu süreçte çalışmalarım renklendi. Bu bence hem hayatımda hem de üretim sürecimde yaşadığım en önemki kırılma anlarından biriydi.


Tayyare Kültür Merkezi gibi ikonik bir mekânda sergilenen “Günler”, izleyiciyi kendi zaman algısıyla yüzleşmeye davet ediyor. İzleyicinin bu sergiden tek bir duyguyla ayrılmasını isteseydiniz, bu hangi duygu olurdu?
Rahatlama sanırım. Herkesin kendi süreçleriyle tekrar yüzleşmesinin ve çıkmadan hemen önce gerçekleşmesini umduğum bir uzlaşmanın ruhlarında oluşturacağı bir rahatlama benim için en anlamlısı olur.
“Unutmama” fikri size göre bir ağırlık mı taşır yoksa bir lütuf mudur?
Unutmamak, unutmamayı tercih etmek yükü ağır bir lütuf bence.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





