Mustafa Ata’nın “Askıda” sergisi üzerine Gönül Ata ile özel söyleşi.
Türkiye çağdaş sanatının en özgün seslerinden Mustafa Ata’nın “Askıda” sergisi ziyarete açıldı. Sanatçının üretim evrenini yakından bilen ve bu sürecin tam merkezinde yer alan Gönül Ata, serginin hem hazırlık dönemini hem de ardındaki duygusal, düşünsel katmanları bizimle paylaştı. Mustafa Ata’nın sağlık koşulları nedeniyle bir “onur sergisine” dönüşen bu seçki, yalnızca sanatsal değil, insani bir dayanıklılığın da hikâyesi.
Bu sergi, “imkansızla baş edilebilinir”in öyküsüdür.
“Askıda” sergisi hem geçmişten bugüne uzanan bir zaman çizgisi hem de çok kişisel bir alan hissi taşıyor. Bu sergiyi hazırlarken sizi en çok etkileyen duygu veya an neydi?
Ne içten bir soru. Teşekkür ederim buradan yaklaştığınız için. Çok uzun ve yorucu bir beş yılın sonucu alınmış bir karar. Tabii öncesi de var.
Beni en çok etkisi altına alan duygu, bu sergiye yalnız hazırlanıyor olmam. Üstelik sonsuzca imkansız bir dönemde… Mustafa’nın heyecanla çok arzu ettiği bir dönemde yapılamadı bu sergi. Şimdi olması, rahatsızlığı dolayısıyla, adına düzenlenmiş bir onur sergisi olması. Hastalık, savaş gibi bir teakkuz durumudur benim için. Bir biçimde her şeyin hoşgörü ile yaklaşılması gereken, bir biçimde çözülecek ya da bitecek dediğiniz sonsuz bir hezeyan dönemi… İnsan böyle bir süreçte sadece olması gerekene odaklanmalı, “ben” değil “biz” demeli.
Bu sergi, “imkansızla baş edilebilinir”in öyküsüdür.

Serginin merkezinde “boşluk” ve “özgürlük” kavramları var. Siz, Mustafa Bey’in üretiminde bu iki kavramın nasıl bir denge kurduğunu düşünüyor, Askıda’nın bu dengeyi nasıl yansıttığını görüyorsunuz?
Mustafa Ata; bugün çürüyen insanın, içsel dünyası manipüle edilmiş varlık bilincinin başlangıçtan bugüne kadar temsilcisi oldu. Eserleri çoğu zaman sosyal içeriklidir. Dünden bugünden yarından kendini sorumlu hisseden bir evrensel bir bilinçten söz ediyorum. Bu sergide ’Askıda’ ve ‘Askı beden’ olarak isimlendirdiği pek çok eserde betimlenmiş bir insan figürü göremezsiniz. Ama ona rağmen size aynı mesajı yineleyerek verir. Yani soyut da olsa askıdaki insandır temelde. Hiç değişmedi. Boşlukta ve Askıda. Hiçbir biçimde artık güvende olmayan insan…
Sergide ilk kez vitray çalışmalarını görüyoruz. Bu üç boyutlu üretimlere geçiş, Mustafa Bey’in sanat yolculuğunda sizce nasıl bir dönüm noktası?
Vitrayları bir dönüm noktası olarak görmedi. Bir başlangıçtı onun için. Devamı olursa ve sağlığı el verirse başka biçimler ve yorumlar üzerine konuşulabilir.
Anıt Atölye yalnızca bir üretim mekânı değil, aynı zamanda bir yaşam alanı. Orada geçen günler, doğayla iç içe o ritim, sizin için ne ifade ediyor?
Hayatın ta kendisi. İçinizde ne varsa dışarıda olan da odur. İçeride olanı başkalarına da verebilirsiniz. Yoksa yoktur zaten. Biz biraz çemberin içinde kendi varlık bilincimizi sessizce büyüttük. Sessizlik yüce bir şeydir. Önce size sonra başkalarına yarar sağlar.

Bir sağlık problemi ile boğuşuyor. Yaşam varla yok arası bir geçiş. Resimleri gibi işte…
“Askıda” sergisi büyük bir ilgi gördü ve süresi uzatıldı. Sizce bu ilginin ardında ne var? Mustafa Ata’nın resimleri bugün izleyiciye ne söylüyor?
İşte yukarıda söylediğim şey var. Emek var. ‘Üzerime güneş doğmamıştır’ der röportajlarında. Çalışmak, üretmek ve emek.. Sonuçta her toplum, gerçekten kendine en içerden dokunana yüzünü döner. Mustafa yaşadığı toplumu çok iyi çözümlemiş bir insan. Bunun yanıtını verdi gelenler.
Son olarak, hepimizin çok sevdiği Mustafa Bey’in nasıl olduğunu sormak isterim…
Bir sağlık problemi ile boğuşuyor. Yaşam varla yok arası bir geçiş. Resimleri gibi işte…
Mustafa Ata’nın 60 yıllık sanat yolculuğuna odaklanan “Askıda / Suspended” başlıklı sergi, 5 Ocak 2026 tarihine kadar Şile’deki yaşam ve üretim mekânı Anıt Atölye’de sanatseverlerle buluşuyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





