27 Eylül- 12 Ekim tarihleri arasında sekizincisi gerçekleşecek 212 Photography Istanbul, fotoğraf ve yaratıcı disiplinlerden oluşan programı ile şehire heyecan verici bir rota deneyimletmeye hazırlanıyor. Mekâna özel işler arasında, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda Maria Eugenia Diego’nun yer aldığı sergi dikkatimizi çekti. Ve vakit kaybetmeden sanatçıya merak ettiklerimizi sorduk.

27 Eylül’de İstanbul’daki tarihi Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda serginiz açılacak. Hamamın taş, su ve buharla örülü atmosferi çok özel bir aura taşıyor. Bu mekân sizi nasıl etkiledi ve işinize hangi yönleriyle ilham verdi?
Tarihi Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi sosyal, tarihsel ve sembolik katmanlara sahip bir mekânda çalışırken, öncelikle yapının bana hissettirdiklerine kulak veririm. Mekân ve atmosfer benim için neredeyse eserin ortak yaratıcıları gibidir; baştan itibaren işin ruhuyla uyum içinde olmaları gerekir. Hamam özelinde, bahsettiğiniz o aura işin canlı kalması için çok önemliydi: içeri süzülen ışık, yankı, sessizlik… Katman katman örülmüş taş duvarların dokusu, buhar ve mekânın dikeyliği eserin atmosferine doğrudan ilham verdi.
Hamam kültürü ritüel ve geleneklerle sıkı bağlara sahip. Bu kavramlar “Su ve Doku” serginize nasıl yansıdı?
Aslında bu, tüm işlerimde var olan bir şey. Benim için temel dayanaklardan biri olan malzeme kullanımı, zanaatkârlık üzerinden geleneğe bağlanıyor. Bitki lifleriyle çalışıyorum; bir grup insanın bir araya gelip küçük hareketleri tekrar ederek büyük ölçekli ve sembolik değeri yüksek parçalar üretmesiyle şekilleniyor. Dışarıdan tekdüze görünebilecek bu süreç bana göre neredeyse ritüelistik. Ritüeli; tekrar eden, topluca yapılan, anlam yüklü ve yaşamın geçiciliğine karşı bizi sabitleyen eylemler olarak görüyorum. Sonuçta işin özü bu ruhu taşıyor.

İspanyol sanatçı Maria Eugenia, İstanbul’un tarihi Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nı yaşamın kökenleri ve karşılıklı bağımlılık üzerine bir meditasyona dönüştürüyor. Suyun varoluşun kaynağı olduğuna dair teorilerden ilham alan sanatçı, rafya lifleri, sis ve süzülen ışıkla ilkel organizmaları anımsatan mekâna özgü bir enstalasyon kurguluyor. Kolektif dokuma süreciyle üretilen eser, hem hamamın topluluk ruhuna hem de işbirliğinin yaşamın temel dokusu olduğuna işaret ediyor.
Madrid Politeknik Üniversitesi’nde Mimarlık okudunuz. Bu geçmişiniz, böylesine tarihi bir mekânda mekâna özgü bir enstalasyon üretirken bakış açınızı nasıl etkiledi?
Böyle bir yapıda çalışmak, başta hep göz korkutucu oluyor—orada var olan güzelliği eksiltmeden, üzerine anlamlı bir şey katma isteği doğuyor. Fakat mekânı inceledikçe bu kaygı azalıyor ve sonunda bunu bir avantaj olarak görmeye başlıyorum: eserin derinliğini ve mekânsal etkilerini zenginleştiren sembolik bir kaynak.

Doğal malzemelerle, özellikle bitkilerle çalışmanız eserlerinizi çoğunlukla geçici ve kısa ömürlü kılıyor. Siz bu geçiciliği bir sınırlılık mı, yoksa özgürleştirici bir şey mi olarak görüyorsunuz?
Bunda biraz “hile yaptığımı” söyleyebilirim. Kendimi bırakmak istediğimde taze çiçeklere yöneliyorum. Onlarla çalışmayı çok seviyorum—hayatın geçici ama güzel doğasını hatırlatıyorlar. Ama bitki lifleriyle yaptığım eserler çok daha dayanıklı oluyor; bu da bir denge sağlıyor.
“Bitkileri tamamen unuttuk, özellikle şehirlerde” demiştiniz. Sizce şehir hayatında insanlarla doğa arasındaki bağ neden bu kadar kopuk hale geldi? Doğayla bu kadar yakın çalışan biri olarak, şehirde yaşarken sizi en çok zorlayan şey nedir?
Asıl mesele, insana ait yapılar yaratabilmek—bir topluluğun parçası olduğumuzu hissettiren yapılar. Oysa günümüzde şehirler çoğunlukla bunun tam tersini yapmak için tasarlanıyor: tüketim, yabancılaşma, iş odaklı yaşam. Oysa bizler güven veren topluluklara ihtiyaç duyuyoruz.
İstanbul’un hamam kültürünü birebir deneyimleme şansınız oldu mu? Olduysa bu karşılaşma sergiye bakışınızı nasıl etkiledi?
Henüz olmadı… Bu benim şehirdeki ilk deneyimim.
Sanat sizin için yalnızca estetik değil, aynı zamanda farkındalık yaratma meselesi. Bu sergiden bir ziyaretçinin hangi duygu ya da düşünceyle ayrılmasını istersiniz?
Genelde işlerime belli bir mesaj ya da okuma tanımlamayı sevmem. Benim için taşıdığı anlam, izleyici için aynı olmak zorunda değil. Daha çok, unsurların katmanlanmasıyla—madde, gelenek, bitkisel olan, çağdaş olan—kurduğum, çağrışım yaratan bir mekân yaratmayı seviyorum… Hissedilebilecek, dokunulabilecek, merak uyandıran bir alan.

Geleceğe bakarken sizi en çok ne heyecanlandırıyor—sanatta, yaşamda ya da kişisel olarak?
Beni en çok heyecanlandıran şey; beni başka ülkelere götüren, yeni insanlarla ve geleneklerle buluşturan projeler. Madrid’de yeni bir stüdyoya taşındım; oradaki deneyimi de sabırsızlıkla bekliyorum.
Detaylı bilgi ve program için 212photographyistanbul.com ve instagram.com/212photographyistanbul/
adreslerini ziyaret edebilirsiniz.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





