İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

EVİN’in 30. Yılı: Bir Galeriden Fazlası, Bir Süreklilik Hikayesi

EVİN, kuruluşunun 30. yılını, bugüne dek galeriyle yolu kesişen sanatçılardan özel bir seçkiyle kutluyor. Küratörlüğünü EVİN’in direktörü Gizem Kâhya İyem’in üstlendiği sergi, zaman içinde galerinin çatısı altında kurulmuş bağları görünür kılmayı amaçlıyor.

Evin İyem ve Ümit İyem tarafından kurulan EVİN, bugün sanatçı bir ailenin üçüncü kuşak temsilcileri Osman Nuri İyem ve Gizem Kâhya İyem yönetiminde faaliyetlerini sürdürüyor. Biz de bu vesileyle kendileriyle bir araya geldik ve 30 yıllık serüveni; geçmişten bugüne taşınan süreklilik, sanatçılarla kurulan uzun soluklu ilişkiler ve galerinin bugün geldiği noktayı konuştuk.

Söyleşi: Gülşen Işık

gulsengulseren@gmail.com

Galeriyi devraldığınızda geçmişle nasıl bir ilişki kurdunuz? Sürdürmek ile yeniden yorumlamak arasında nasıl bir denge kurdunuz? Evin İyem ve Ümit İyem’in başlattığı geleneği bugüne taşırken hangi devamlılık ve kırılma noktaları öne çıktı?

Osman Nuri İyem : Galeriyi devralışımız tek bir ana değil, uzun bir sürece yayılıyor. Bu sürecin başlangıcını 2014’te yurtdışındaki yüksek lisansımdan dönmemle birlikte düşünebiliriz. O dönemde Gizem galeride stajyerdi ve bu alanı tamamen kendi yolu üzerinden, mutfağından öğreniyordu. Ben ise çocukluğumdan beri galerinin içindeydim ama bir o kadar da dışındaydım; sinema ve fotoğraf alanında eğitim alıyor, o yönde çalışıyordum.

Türkiye’ye dönüşümün önemli sebeplerinden biri galerinin yönetimine dahil olmaktı. Annem Evin İyem hastalanana kadar ona destek olan ama aynı zamanda kendi pratiğini sürdüren bir pozisyondaydım. Onun kaybının ardından, babam uzun süre fiilen değil ama zihinsel olarak sürecin içindeydi. Son birkaç yılda ise devir teslimin tamamlandığını söyleyebiliriz.

Bu kadar uzun bir zamana yayılan bir geçiş olunca, neyin korunması gerektiğini ve neyin yeniden düşünülmesi gerektiğini biraz da yaşayarak öğrendik. Bizim için “gelenek”, sadece geçmişe ait olan değil; bugün hâlâ anlamlı ve yaşatılmaya değer olan şeyler.

Evin İyem ve Ümit İyem’in başlattığı yapının en güçlü devamlılık noktası, galeriye bir “mekan”dan çok bir “hafıza” ve “ilişki ağı” olarak bakılması. Sanatçılarla kurulan uzun soluklu ilişkiler, samimiyet ve süreklilik hâlâ merkezde.

Evin İyem

Nuri İyem ve Nasip İyem’in eserleriyle kurduğunuz bağ zaman içinde nasıl değişti? Bu ilişki serginin kurgusuna ve sizin yaklaşımınıza nasıl yön verdi?

Osman Nuri İyem: Şimdi geriye dönüp bakınca, ilginç bir şekilde bu bağın kökten değiştiğini söyleyemem. Çocukluğumdan beri bu eserlerin, hikâyelerin ve hatta onların etrafındaki dolaşımın içindeydim. O yüzden ilişki hep çok doğaldı; neredeyse verilmiş bir şey gibiydi.

Belki değişen şey, zamanla bu bağın daha bilinçli ve eleştirel bir yere oturması oldu. Küçükken, çevremde sürekli duyduğum için iyi sanatçılar olduklarını biliyordum. Bugün ise, eğitim ve kendi deneyimlerimin ardından, bunu çok daha içselleştirerek ve gerçekten ikna olarak söyleyebiliyorum—“dedem ve babaannem oldukları için değil, hakikaten çok iyi sanatçılar” diyerek.

Sergi tarafında da bu durum etkili oldu bence. Eserlere sadece içeriden, duygusal bir yerden değil; biraz daha mesafeyle, yeniden bakabilmek önemliydi.

Bu süreçte serginin kurgusunu Gizem üstlendi. Ben de daha çok onunla birlikte düşünerek, yer yer hafızadan beslenen bir yerden katkı vererek sürecin içine dahil oldum. Zaten o denge -hem içeride olup hem biraz dışarıdan bakabilmek, serginin ruhunu belirledi diye düşünüyorum.

Perspektifinizi şekillendiren bir karşılaşma veya deneyim oldu mu? Bu deneyim sergide nasıl yansıyor?

Gizem Kahya İyem : Serginin kurgusunu, yıllar içinde EVİN ile yolu kesişmiş kişilerden dinlediğim anekdotlar ve kendi öznel deneyimimden yola çıkarak şekillendirdim. 2013 yılında çalışmaya başladığım EVİN’in yalnızca yapıtların sergilendiği bir mekân değil, aynı zamanda anlamlı karşılaşmaların yaşandığı bir buluşma noktası olduğunu, bu sergiye hazırlanırken daha derinden kavradım. Bu nedenle, galerinin 30 yıllık yolculuğuna eşlik eden herkesin bu ortak hafıza alanının bir parçası olduğu fikrinden yola çıkarak, EVİN çatısı altında zamanla kurulan derin ve katmanlı bağları sergide görünür kılmayı amaçladım. İzleyiciye bu ortak hafızayı anımsama veya günümüzde EVİN’in yolculuğuna dahil olma fırsatı vermek adına bir “hatırlama odası” kurguladık. Galeri arşivinden fotoğraflar, imzalı kitaplar, bizimle paylaşılan kişisel anılar ve galerinin çatısı altında oluşan kolektif hafızaya gönderme yapan yapıtlar bu odada yer alıyor. Bu oda, sergi boyunca yaşamaya ve dönüşmeye devam edecek.

Gizem Kahya İyem & Osman İyem

EVİN’in 30 yılı boyunca değişmeyen temel yaklaşım nedir? Bu çizgiyi sergide nasıl görünür kıldınız?

Gizem Kahya İyem: 90’lı yılların başında Nasip İyem ve Nuri İyem’in sanatçı olarak yaşadıkları güçlükler, Evin İyem ve Ümit İyem’i sanatçı ile izleyici arasında köprü kuran ve her iki tarafın da haklarını gözeten bir galeri açmaya yönlendirmiş. EVİN, sanatçılara, sanatseverlere, koleksiyonerlere ve kültür kurumu çalışanlarına —kısacası yolu galeriden geçen herkese— ev sıcaklığında, samimi ve güvenli bir alan olmak üzere kurulmuş. Bu yüzden hem galerinin hem de 30. yıl sergimizin temelinde güvene dayalı ilişkiler ve toplumsal duyarlılık yer alıyor.

Biz galericiliği, kurucumuz Evin İyem’in hep söylediği gibi, “uzun soluklu bir yolculuk” olarak görmeye çalışıyoruz. Galeriye dair kararlarımızı, aceleye gelmiş sıçramalar yerine sürekliliği gözeten, temkinli ve istikrarlı bir yaklaşımla alıyoruz. 30 yıllık bir kurumun varlığını sürdürebilmesinin en önemli etkenlerinden birinin de bu olduğuna inanıyorum.

Bu yaklaşım doğrultusunda sergi, EVİN’in yıllar içinde zamanın ruhunu yansıtmaya dikkat ederek koruduğu çizgisini, çatısı altında kurulan bağları ve bir araya getirdiği ortak hafızayı görünür kılıyor. Umuyorum ki sergiyi gezme fırsatı bulanlar, hem sanatçı hem de yapıt seçkisine dikkat ettiklerinde buranın çok kıymetli bir toplumsal hafıza barındırdığını görecekler. Sergide bu ortak hafızanın ne kadar katmanlı ve iç içe geçen ilişkilerden oluştuğunu göstermek adına yalnızca EVİN ile özdeşleşmiş sanatçıların değil; geçmişte yolu galeriyle sıkça kesişmiş ancak birlikte çalışma fırsatı bulamadığımız sanatçıların yapıtlarını da sergiye dahil etmek istedim.

Ayrıca, bir dönem temsil ettiğimiz ancak bugün birlikte çalışmadığımız sanatçıların, Nuri İyem Resim Ödülü sergilerine katılmış sanatçıların ve galeri ekibinde çalışmış olup kendi sanat yolculuğuna devam eden sanatçıların yapıtlarının yanı sıra; bugün temsil ettiğimiz sanatçıların galerimizle çalışmadan önceki dönemlerde ürettikleri ve yeniden gün yüzüne çıkardığımız yapıtlar da sergide yer alıyor. Az önce bahsettiğim hatırlama odasında da söz konusu iç içe geçmiş bağları görünür kılmaya çalıştım.

Sanatçılarla kurduğunuz ilişki sergide nasıl bir rol oynadı? İş ve sanatçı seçiminde hangi ölçütler belirleyici oldu?

Gizem Kahya İyem: EVİN, yukarıda bahsettiğim gibi sanatçılarla karşılıklı güvene dayalı, uzun soluklu ilişkiler kuran bir galeri. Bu sergide de hem temsil ettiğimiz hem de yapıtlarını misafir ettiğimiz sanatçılar, ilk andan itibaren bize güvendiler ve serginin kavramsal çerçevesine uyabilecek yapıtlarını önerdiler. Bu tereddütsüz güven, yıllar içinde kurulan ilişkilerin bir sonucu ve sergide görünür kılmak istediğimiz temel unsurlardan biri.

Serginin sanatçı ve yapıt seçkisini oluştururken, galerinin geçmiş, bugün ve geleceğini kapsayacak bir bütünlük kurmaya dikkat ettim. Zamanı doğrusal bir çizgi olarak değil, döngüsel bir akış olarak ele almak istedim. Geçmişte olan bir şey sadece orada kalmaz; bugüne ve geleceğe etki eder. Bu sergi, galerinin tam da bugün bulunduğu noktada, şimdide gerçekleşiyor. Bu, bir anma sergisi değil; bir kutlama, yaşananları hatırlama ve geleceği hayal etme daveti aslında.

Sergideki sanatçı ve yapıt seçkisi bu fikirler etrafında şekillendi. Ben, sanatın insan için, insan tarafından yapılan bir pratik olduğunu; duyumsayabilen herkesin sanatı özgürce deneyimleyip kendi öznel çıkarımını yapabileceğini düşünüyorum. Kişisel hayatımda ve galeride çok fazla insandan “ben sanattan anlamam ama” ile başlayan cümleler duyuyorum. Sanki her yapıtın mutlak bir anlamı varmış da onu bulmak yalnızca “sanattan anlayanlara” hakmış gibi…

Bu sergiyi, ülkemizde sanatın gelişmesi için öncelikle izleyicisinin yaratılmasını sağlamaya çalışan Nuri İyem’den ve evinde boş duvar izlemek istemeyen sayısız insana sanat yapıtı izlemeyi, sergi gezmeyi, para biriktirip veya taksitle sevdiği yapıtlara sahip olmayı aşılayan Evin İyem’den ilhamla kurguladım. Yapıt seçkisinde de herkesin bağ kurabileceği bir yapıt olmasına dikkat etmeye çalıştım. Sergideki yapıtlarda işlenen konular, yaşamın kaynağı doğa, su, bahar, umut, bereket, insanın ve var olmanın ikircikli durumları ile yaşadığımız zamanın ruhu etrafında dönüyor.


Son yıllarda galericilik önemli ölçüde değişti. Bu dönüşüm çalışma biçiminizi ve sergi yaklaşımınızı nasıl etkiledi?

Osman Nuri İyem: Özellikle Covid döneminde ciddi şekilde hızlanan bir dijitalleşme sürecine girdik. Bu sadece iş yapış biçimimizi değil, sanatla kurduğumuz ilişkiyi de değiştirdi. Artık envanterimizdeki işlere uzaktan erişebiliyor, çok hızlı bir şekilde paylaşabiliyoruz. Bu anlamda bazı şeyler kolaylaştı ama bir yandan da işin hiç bitmediği, sürekli açık bir iletişim hâli oluştu diyebilirim.

Sergi tarafında ise yaklaşımımız çok değişmedi. Hâlâ sanatın en güçlü şekilde fiziksel olarak deneyimlendiğine inanıyoruz. O yüzden mekânın, karşılaşmanın ve birebir deneyimin yerini hiçbir şeyin tam olarak tutmadığını düşünüyoruz ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz.

Dijitalin etkisi daha çok destekleyici araçlar üzerinden hissediliyor. Örneğin QR kodlar gibi küçük ama işlevli dokunuşlarla, fiziksel deneyimi zenginleştiren bir katman eklenmiş oldu.

Galerinin tarihinde belirgin kırılma anları nelerdi? Bu noktaları sergide doğrudan göstermeyi mi yoksa ima etmeyi mi tercih ettiniz?

Osman Nuri İyem: Galerinin tarihinde aslında birkaç belirgin kırılma anı var. İlk kurulduğu dönemde oldukça dar bir sanatçı çevresiyle ilerleyen bir yapı varken, kısa süre içinde temsil ilişkilerinin kurulduğu ve sanatçılarla daha sürdürülebilir bir bağın oluştuğu bir modele geçiliyor.

Ardından uzun bir süre, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nün belirli bir atölyesinin ağırlığının hissedildiği bir dönem var. Sonrasında ise bu kimlik yavaş yavaş dönüşmeye başlıyor. Fotoğraf, video, hatta çağdaş dans gibi farklı disiplinlerle temasın artması bu kırılmalardan biri. Bu da aslında Gizem ve benim galeride daha aktif rol almaya başlamamızla paralel ilerledi; kendi ilgi alanlarımız ister istemez programa sızdı diyebilirim.

Son yıllarda ise genç sanatçılarla yeniden temas kurmak önemli bir eşik oldu. Açıkçası burada bir tür gecikmiş bir açılım var; devir teslim sürecinde, uzun yıllardır birlikte çalışılan sanatçılarla kurulan ilişkiyi devralmak ve sürdürmek zaten başlı başına yoğun bir süreçti.

Sergi kurgusunda ise bu kırılma anlarını doğrudan, didaktik bir şekilde göstermektense daha çok hissettirmeyi tercih ettik. Yani kronolojik bir anlatı kurmak yerine, bu dönüşümlerin izlerini farklı işler ve ilişkiler üzerinden izleyebileceğiniz iç içe bir yapı kurmak bize daha doğru geldi.

“Uzun Soluklu Bir Yolculuk” sizin için ne ifade ediyor? Sergiyi anlatı olarak mı, yoksa deneyim alanı olarak mı düşünüyorsunuz?

Gizem Kahya İyem: “Uzun Soluklu Bir Yolculuk” benim için sürekliliği, sabrı ve zaman içinde kurulan derin bağları ifade ediyor. Galericiliği hızlı sonuçlar üzerinden değil, zamana yayılan ilişkiler ve başarılar üzerinden düşünmeye çalışıyoruz. Bu yolculuk da aslında yalnızca galerinin değil; sanatçıların, izleyicilerin ve bu çatı altında yolu kesişen herkesin birlikte kurduğu bir süreç.

Sergiyi tek başına bir anlatı olarak değil, daha çok bir deneyim alanı olarak kurguladım. Çünkü burada tarihsel bir hikâye anlatmaktan ziyade, izleyicinin kendi anlamını kurup EVİN etrafında şekillenen ortak hafızanın bir parçası olduğunu hissedebilmesini istedim. 

Sergiden sonra EVİN için hangi yönelimler öne çıkıyor? Otuz yılın ardından sizi en çok düşündüren mesele nedir?

Gizem Kahya İyem: Bu sergiden sonra EVİN için öne çıkan en önemli yönelimin, aslında başından beri taşıdığı özü koruyarak zamanın ruhunu yansıtan yapıtlara alan açmaya devam etmek olduğunu düşünüyorum. Otuz yılın ardından bizi en çok düşündüren mesele de tam olarak bu: sanatta neyin gerçekten dikkate değer olduğu sorusunun zamanla nasıl dönüştüğü.

Nuri İyem, Ümit İyem, Evin İyem, Nasip İyem

Bugün baktığımızda, sanatın sınırlarının ve üretim biçimlerinin genişlediğini görüyoruz. Bu genişleme, geçmişle bir kopuş değil; aksine, başlangıçtaki o temel motivasyona, yani gerçekten bir şey yapan, izleyicide bir karşılık bulan yapıtlara alan açma arzusuna sadık kalmanın bir biçimi.

Bu nedenle, sergide yer alan farklı üretim biçimlerini bir “karşıtlık” ya da “uzlaşma” olarak değil, galerinin yıllardır savunduğu bakışın bugün aldığı yeni biçim olarak görüyorum. Bizim için mesele hiçbir zaman yalnızca belirli bir mecrayı sürdürmek olmadı; anlamlı olanı, dönüştürücü olanı izleyiciyle samimi bir ortamda buluşturmak oldu. Bundan sonra da bu çizginin, değişen koşullar içinde kendini yeniden tanımlayarak devam edeceğine inanıyorum.

Aile arşivi sizin için nasıl bir çalışma alanı? Bu arşivi sergiye taşırken hangi yöntemleri benimsediniz?

Gizem Kahya İyem: İyem Ailesi’nin arşivini her gün yeniden keşfediyorum. Nasip İyem ve Nuri İyem, kendi zamanlarında çok zor olan bir şeyi başarmış: ürettiklerini kayıt altına almak. Ben aileye çok sonradan katılan biri olarak onlarla maalesef hiç tanışamadım; ancak arşivleri sayesinde onları tanıyor gibi hissediyorum. Evin İyem ve Ümit İyem bu emekleri boşa çıkarmayıp sanatçıların arşivlerini gelecek nesillere aktarmanın önemini kavramış ve takdire şayan bir çabayla korumuş. Biz de üçüncü kuşak olarak bu arşivlere, 1996 yılından beri birlikte çalıştığımız sanatçıların sergilerini ve ürettikleri yapıtları kayıt altına alarak eklemeler yapıyoruz.

Sergiyi izleyenler bu arşivlerin farklı katmanlarından parçalar bulacak. Ayrıca, zaman içinde bizim şahit olmadığımız ve üçüncü kişilerden öğrendiğimiz hikâyeleri de arşivimize ekliyoruz. Örneğin, Can Göknil’in 1998 yılında Nasip İyem’in atölyesinde pişirdiği “Kader Tabletleri” serisinden yapıtlar ve Göknil tarafından aktarılan anı da sergide yer alıyor.

Osman Nuri İyem ile arşiv çalışmasında nasıl bir ortaklık kurdunuz? Bu süreçte dengeyi nasıl sağladınız ve geçmiş ile şimdiyi bağlamayı nasıl yönettiniz?

Gizem Kahya İyem: Hem İyem Ailesi’nin arşivlerini hem de galeri arşivini yaşayan ve sürekli genişleyen bir yapı olarak ele alıyoruz. Yalnızca bir sanatçı ailesi olarak değil, aynı zamanda 30 yıllık bir kurum olarak arşiv ve belgeleme konusuna kurumsal bir hassasiyetle yaklaşıyor; İyem Ailesi’nin yanı sıra temsil ettiğimiz sanatçıların üretimlerini de düzenli olarak kayıt altına alıyoruz.

Bu kapsamda arşivlerimizi büyük ölçüde dijital ortama aktararak profesyonel bir şekilde erişilebilir hale getirdik. Bu sayede sergide ortaya çıkarmak istediğim pek çok şeye kolaylıkla ulaşabildim. Bununla birlikte, geçmiş ile bugünü daha anlamlı bir şekilde bağlayabilmek adına açık bir çağrıyla anılarını bizimle paylaşan EVİN dostlarının katkılarından da faydalandım.

Osman ise sürecin daha profesyonel ve objektif ilerleyebilmesi adına bu kısmı büyük ölçüde bana bıraktı. Bu da benim sergiyi daha öznel bir bakış açısıyla kurabilmeme ve kendi küratöryel yaklaşımımı daha özgür bir şekilde ortaya koyabilmeme yardımcı oldu.

Aile geleneği ve arşivle çalışma biçiminiz, küratöryel yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?

Gizem Kahya İyem: Yukarıda bahsettiğim gibi arşivi yalnızca bir geçmiş kaydı olarak değil, bugünle sürekli yeniden ilişki kuran ve yaşayan bir yapı olarak görüyorum. Arşiv materyalleri, ne zaman ve nerede ortaya çıktıklarına bağlı olarak çok farklı etkiler yaratabilir. Bu nedenle sergiyi kurgularken tek yönlü bir tarih anlatısı kurmak yerine, geçen zamanı bugünün bakış açısıyla yeniden görünür kılmaya ve izleyiciyi bu uzun soluklu yolculuğa davet eden bir deneyim alanı yaratmaya odaklandım.

Mekansal kurguda kullanılan triskelion sizin için ne ifade ediyor? Bu sembolün izleyici deneyimini ve serginin bütünlüğünü nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Gizem Kahya İyem: Triskelion sembolü, serginin mekânsal kurgusunda yalnızca görsel bir referans değil, kavramsal bir rol oynuyor aslında. Tarihte birçok uygarlıkta kullanılan sembol, geçmiş, şimdi ve geleceğin birbirinden kopuk zaman dilimleri değil; aynı merkezden doğan ve sürekli birbirine bağlanan süreçler olduğunu ifade ediyor.

Sergide de zamanı doğrusal bir akış yerine döngüsel ve sürekli yeniden kurulan bir hareket olarak ele almak istedim. Triskelion sembolü bu anlamda hem galerinin 30 yıllık hafızasını hem de bu hafızanın bugün nasıl yeniden kurulduğunu ve geleceğe aktarıldığını yansıtıyor. Sembolün merkezi ise, tüm bu dönüşümlere rağmen EVİN’in koruduğu çizgisini ve özünü temsil ediyor.

İzleyici deneyimi açısından da triskelion sembolü, serginin bir anlatıyı dayatmak yerine farklı bakış açılarından herkesin kendi anlamını yaratabileceğini ifade ediyor. Yani izleyici yalnızca geçmişe bakan bir tanık olmuyor; “şimdi”nin içinde, bu akışın bir parçası hâline geliyor. Tıpkı semboldeki spirallerin aynı çıkış noktasına bağlanması gibi, farklı zamanlarda olan, farklı evrelerden geçen ve farklı pratiklerde bulunan birçok kişi ve olay EVİN’de tekrar tekrar buluşuyor. Bu yüzden triskelion, serginin fikrini ve galerinin toplumsal hafızada oynadığı rolü çok iyi yansıtan bir form.

İzleyici sergiden çıktığında hangi izlenimleri veya düşünceleri taşımasını hedefliyorsunuz?

Gizem Kahya İyem: Sergiden çıkan bir izleyicinin — galeriyle ilk defa yolu kesişmiş biri bile olsa — bu yolculuğun bir parçası olduğunu ve bu mekânda sanat yapıtlarıyla özgürce ilişki kurabileceğini hissetmesini diliyorum. Ziyaretçilerimizin EVİN’den, yeniden gelip vakit geçirme isteğiyle ayrılmalarını çok önemsiyoruz. Bu nedenle sergiden; zor zamanlardan bir arada ve sabırla direnerek çıkılabileceğine dair bir inanç ve sanat yapıtlarıyla kurdukları kişisel bağlarla ayrılmalarını umuyorum.

** İzleyiciyi kendi “geçen zaman”ını düşünmeye ve EVİN çatısı altında kurulan bağların bir parçası olmaya davet eden Uzun Soluklu Bir Yolculuk: EVİN’in 30 Yılı başlıklı sergi, 16 Mayıs 2026 tarihine kadar Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11.00–19.00 saatleri arasında EVİN’de görülebilir.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

Yorumlar kapatıldı.

×