Van Gölü kıyısında konumlanan Tariria Sanat, Kültür ve Gastronomi Merkezi, yalnızca bir gastronomi destinasyonu değil; mimarlık, kültürel miras, sanat ve yerel üretimi aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir yaşam alanı olarak dikkat çekiyor. Tariria’nın kurucusu Bekir Kaya, yıllar boyunca İstanbul’da geliştirdiği gastronomi ve konaklama projelerinden edindiği deneyimi doğduğu topraklara taşırken, Van için yeni bir kültürel ve ekonomik model hayal ediyor. Kaya ile Tariria’nın kuruluş hikâyesini, Gault&Millau ödüllü Menua Restaurant’ın toplumsal etkisini ve Van’ın uluslararası gastronomi ile çağdaş sanat haritasındaki geleceğini konuştuk.
İstanbul’da öncü markalar yarattıktan sonra yönünüzü Van’a çevirdiniz. “Doğduğum topraklara borcum var” diyerek yola çıktığınız bu projede, Tariria’yı ve Menua’yı bir yerel kalkınma modeli haline getirme fikri nasıl doğdu?
Yaklaşık yirmi yıl boyunca İstanbul’da gastronomi ve konaklama alanında markalar geliştirdik. Uluslararası ölçekte takdir gören restoranlar oluşturduk; Michelin Guide seçkilerinde yer aldık, Gault&Millau ve Thai SELECT gibi önemli uluslararası değerlendirmelerde başarılar elde ettik. Bu süreç bana çok önemli bir şey öğretti: Gastronomi yalnızca iyi yemek yapmak değildir. Gastronomi; bir coğrafyanın kültürünü, üreticisini, insanını ve hikâyesini görünür kılabilme gücüdür.

Zamanla kendime şu soruyu sormaya başladım: “Bunca yıllık bilgi ve deneyim, doğduğum topraklara nasıl geri dönebilir?” Tariria tam da bu sorunun cevabı olarak doğdu. Ben Van’a yeni bir restoran yapmak için dönmedim. Amacım; gastronomiyi mimarlık, sanat, tarım, eğitim ve kültürel mirasla buluşturan yaşayan bir ekosistem kurmaktı.
Bugün Menua Restaurant bu ekosistemin gastronomi yüzünü temsil ediyor. Tariria ise çok daha büyük bir fikri anlatıyor. Yerel üreticilerle, kadın kooperatifleriyle, gençlerle, sanatçılarla ve akademisyenlerle birlikte çalışan; geçmişten ilham alırken geleceği inşa etmeye çalışan bir yaşam modeli… Biz bunu bir yatırım olarak değil, doğduğum şehre karşı hissettiğim sorumluluğun doğal bir sonucu olarak görüyoruz. En büyük hayalim ise Tariria’nın yalnızca Van için değil; kültür, gastronomi ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ulusal ve uluslararası ölçekte ilham veren bir model haline gelmesi.
Ödüllü mimar Kay Ngee Tan imzalı, tamamen camla kaplı ve kolonsuz çelik yapısıyla Tariria, tek bir ağaç bile kesilmeden inşa edildi. Bu binanın Van Gölü’nün coğrafyasıyla kurduğu ilişkiyi ve sunduğu atmosferi nasıl tanımlarsınız?
Tariria’nın bugün sahip olduğu güçlü kimliğin arkasında hiç kuşkusuz mimarı Kay Ngee Tan’ın büyük payı var. Kay Ngee Tan, dünyanın saygı duyduğu mimarlardan biri. Singapur’da gerçekleştirdiği kültürel miras projeleriyle Cumhurbaşkanlığı Mimarlık Ödülü başta olmak üzere birçok prestijli ödül kazandı. Onun yaklaşımını özel kılan ise yalnızca estetik üretmesi değil; tarihe, doğaya ve yaşanmışlıklara büyük bir saygıyla yaklaşması.
Uzun yıllardır hem projelerini yakından takip ediyorum hem de onunla projeler geliştiriyorum. Tariria da bu uzun dostluğun ve ortak bakış açısının bir ürünü. İlk günden itibaren ortak düşüncemiz şuydu: Mimarlık doğaya hükmetmemeli, onunla uyum içinde var olmalı.

Bu nedenle yapı tamamen şeffaf tasarlandı. İçeride bulunduğunuzda aslında kendinizi bir binanın içinde değil; Van Gölü’nün, gökyüzünün, bağların ve çevredeki doğal peyzajın tam ortasında hissediyorsunuz. Günün her saatinde değişen ışık yapının bir parçası haline geliyor. Ben en çok yapının mütevazılığını seviyorum. Kendini öne çıkarmaya çalışan bir mimarlık değil; bulunduğu coğrafyanın güzelliğini görünür kılan bir mimarlık anlayışı. İnşaat boyunca tek bir yetişkin ağacın kesilmemesi de bu yaklaşımın en somut göstergelerinden biri. Açıkçası Kay Ngee Tan olmasaydı Tariria bugün bu kadar güçlü bir mimari kimliğe sahip olur muydu, emin değilim. O yalnızca bir bina tasarlamadı; Tariria’nın ruhunu görünür kıldı.
Adını Urartu Kralı Menua’dan alan Gault&Millau ödüllü Menua Restaurant’ın en dikkat çeken yönlerinden biri de yöre gençlerine gastronomi eğitimi sunması ve kadın kooperatifleriyle çalışması. Projenin bölgedeki istihdam vizyonu ve toplumsal omurgası hakkında neler söylemek istersiniz?
Bizim için başarı yalnızca servis edilen tabaklarla ölçülmüyor. En büyük başarımız; Vanlı bir gencin burada aldığı eğitim sayesinde kendi şehrinde geleceğini kurabilmesi olacaktır.

Yerel üreticilerle, kadın kooperatifleriyle ve küçük aile işletmeleriyle çalışıyoruz. Çünkü bir coğrafyanın gerçek bilgisi o coğrafyada yaşayan insanlardadır. Biz onların bilgisini modern gastronomiyle buluşturmaya çalışıyoruz. Gastronomi doğru kullanıldığında tarımı güçlendirir, turizmi geliştirir, gençlere yeni kariyer alanları açar ve kültürel mirası görünür kılar. Tariria’nın en önemli amacı da tam olarak budur. Biz burada sadece misafir ağırlamıyoruz; aynı zamanda geleceğe yatırım yapıyoruz.
Bölgesel coğrafi işaretlemeler, endemik bitkiler ve Slow Food (Ark of Taste) listesi hedefleriniz arasında. Tariria ve Menua ekosistemi, uzun vadede Van’ı uluslararası gastronomi ve modern sanat haritasında nereye taşımayı hedefliyor?
Van’ın sahip olduğu potansiyelin yeterince bilinmediğini düşünüyorum. Binlerce yıllık tarım kültürü, Urartu mirası, endemik bitkiler, yerel üzüm çeşitleri ve eşsiz coğrafyası aslında uluslararası ölçekte çok güçlü bir hikâye anlatıyor.
Biz başka şehirleri örnek almaya çalışmıyoruz. Amacımız Van’ın kendi hikâyesini dünyaya anlatabilmesi. Bunu yalnızca gastronomiyle değil; sanat, mimarlık, tasarım ve kültürel üretimle birlikte yapmak istiyoruz. Çünkü insanlar artık sadece iyi yemek yemek için seyahat etmiyor, hikâyesi olan yerlere gitmek istiyor.

Benim hayalim, birkaç yıl sonra Van’ın; gastronomi, çağdaş sanat ve kültürel üretim denildiğinde farklı coğrafyalarda dikkatle takip edilen destinasyonlardan biri olması.
Tariria’nın 2026–2027 kültür-sanat rotasında nasıl bir program göreceğiz?
Tariria’nın bundan sonraki yolculuğu, yerel miras ile uluslararası yaratıcılığı buluşturmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde ulusal ve uluslararası sanat sergileri, nitelikli şeflerle gastronomi etkinlikleri, konferanslar, sanatçı buluşmaları, atölyeler ve eğitim programları düzenleyeceğiz.
Ancak bizim hedefimiz yalnızca etkinlik yapmak değil. Tariria’nın yıl boyunca yaşayan bir kültür merkezi olmasını istiyoruz. Sanatçıların, şeflerin, akademisyenlerin, tasarımcıların ve üreticilerin bir araya geldiği; fikirlerin paylaşıldığı, yeni projelerin doğduğu uluslararası bir buluşma noktası…
Çünkü bana göre kültürel miras yalnızca korunacak bir değer değildir. Onu yaşatmak, yeniden üretmek ve gelecek kuşaklara anlamlı bir şekilde aktarabilmek gerekir. Tariria’nın bütün hikâyesi de aslında bunu anlatıyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





