Bozcaada Caz Festivali, bu yıl 10. yaşını “Geçicilik / Impermanence” temasıyla kutluyor. On yıl boyunca yalnızca bir müzik festivali olmanın ötesine geçerek adanın kültürel ekosistemiyle birlikte dönüşen festival; bugün kültürel girişimcilikten yerel politikalara, sürdürülebilirlikten Bozcaada’nın binlerce yıllık bağcılık mirasına uzanan daha geniş bir alanın parçası. Festivalin kurucuları Murat Sezgi ve Çağıl Özdemir ile 10. yılın anlamını, Bozcaada ile kurdukları ilişkiyi, kültürel bir girişimi sürdürülebilir kılmanın yollarını, Bozcaada Bağcılık Fonu’nu ve festivalin önümüzdeki yıllarına dair hayallerini konuştuk.
Bu yıl festival 10 yaşında ve teması “Geçicilik / Impermanence”. Bir festival için yıldönümleri genellikle kalıcılığı kutlamak anlamına gelirken, siz tam tersine geçiciliği merkeze alıyorsunuz. Onuncu yılda sizi bu temaya götüren düşünce neydi? Bu tema, Bozcaada Caz Festivali’nin bugün geldiği noktayı nasıl yansıtıyor?
Çağıl Özdemir: Tema seçimi bizde hiç masa başında olmuyor, hayatımızda olan biten şeylerden çıkıyor genelde. Bu sene de öyle oldu. On yıl önce hayatımızda olup bugün olmayan çok şey var; mekânlar, insanlar, bağlar. Adada yaşarken geçicilik felsefi bir kavram değil, gündelik bir şey. Rüzgâr zaten sizin planlarınızla ilgilenmiyor. Caz ve doğaçlama müziğin doğasında da tam bu var. Aynı parça sahnede kaç kere çalınırsa çalınsın hiçbir konser diğerinin aynısı olmuyor. Onu kıymetli yapan da bu diye düşünüyorum.
Onuncu yıl deyince insanın içinden kalıcı bir şey bırakmak geliyor. Ama biz on yılda hiçbir zaman aynı festival olmadık. Her sene başka insanlar, başka müzikler, başka bir hava. Kutlanacak bir “aynılık” yok ortada; sürekli değişerek devam etmiş bir şey var. Bugün geldiğimiz noktayı da bu yansıtıyor sanırım. Anıt dikmeye çalışmıyoruz. Her eylül yeniden kurulan, bittiğinde dağılan bir buluşma alanıyız. Bu sene de bunu kutluyoruz.
Bozcaada Caz Festivali artık yalnızca üç günlük bir müzik etkinliği olarak değil, adanın kültürel ekosisteminin bir parçası olarak anılıyor. Sizce Bozcaada’nın kültür politikası nasıl şekillenmeli? Festivalin, adanın kimliğini koruyan ve yerel yaşamla birlikte gelişen bir model oluşturma konusunda nasıl bir rolü var?

Murat Sezgi: Bozcaada’nın kültür politikası mümkün olan en yüksek seviyede katılımcı; herkesin yorum yapabildiği, katkı sağlayabildiği, süreci şeffaf bir şekilde sürekli takip edebildiği biçimde şekillenmeli. Kapasiteleri, eforları yettikçe yerel dinamiklerin bunun için çabaladığını görüyoruz. 2025 yılında Bozcaada Belediyesi, Doç. Dr. Serhan Ada ve ekibiyle, bizim de çorbada finansal ve yapısal desteğimizle bir Kültür Çalıştayı gerçekleştirdik ve bunun sonucunda bir rapor yayımladık. Tabii ki mükemmel değil; çalıştaylar kendi başına bir çözüm değil, her şeyi çözmüyor, her kişiye ve konuya dokunamıyor. Ancak yine de bir adım. Bu tip çalışmalar, kişilerin katkıları, benzer başka toplaşmalar ve birbirinden etkilenmeler ile adanın kültürel kuzey yıldızı şekillenecek.
Bozcaada dinamiklerinde, bu tip ufak bir yerde herkesin amacı, adayı görüş şekli, almak ya da vermek istediği şeyler aynı olmuyor. Birbirine küs olanlar, varlıklarından rahatsız olanlar, etki etme fetişi, hatalar, yanlış anlaşılmalar; türlü şeyler olabiliyor. Yan yanayken iyi anlaştıklarını düşündüğünüz, arka kapılardan altlarını kazanlar… Her türlüsüyle karşılaşıyorsunuz. Herkesin bazen hata yaptığını, ancak işin sonunda büyük çoğunluğun olumlu bir etki arayışında olduğunu düşünüyorum. Tayfacılık yapmadan, “benim tarafım” demeden, herkesin katkı sağlayabileceği, rollerin güzel şekilde düzenlenebileceği modeller mümkün.
Ben genelde kamu yönetiminin “yol gösterici” ve “alan açıcı” olması gerektiğini düşünüyorum. Bozcaada özelinde değil, bunun tüm dünyada böyle olması gerektiğine inanıyorum. Kamu kaynakları —yalnızca finansal değil— işi “yapan” değil, yeşerten, yapılmasının önünü açan yönde olmalı. Türkiye’de büyük çoğunlukta, siyasi çizgisinden bağımsız olarak, ne yapıp ediyor, kendisi hemen “organizatör” ve “düzenleyici” rolüne bürünmek istiyor. Bunun belki de ufak bir oranda işe yaradığı alanlar vardır, ancak o zaman kültürel aktörlerin önü tıkanabiliyor.
Bozcaada’nın özellikle başka adalardan, Akdeniz ülkelerinden, başka örneklerden öğreneceği, uygulayabileceği çok güzel yöntemler var. Bence tekrar, işin sonunda bu kadar ufak, kaynakları müthiş kısıtlı, aslında narin olmasına rağmen özellikle yaz aylarında kaynakları zorlanan bu güzel yer ve insanları, her şeye rağmen güzel bir iş çıkarmış, çıkarıyor.
Festivali on yıl boyunca sürdürülebilir kılmak, Türkiye’deki mevcut kültür-sanat ikliminde başlı başına bir girişimcilik hikâyesi. Siz bugün Bozcaada Caz Festivali’ne yalnızca bir festival değil, aynı zamanda bir kültürel girişim olarak da bakıyor musunuz? Bu süreç size kültürel girişimcilik hakkında en önemli neyi öğretti?
Murat Sezgi: Bu konuya dikkat çektiğiniz için teşekkür ederim. Evet, ilk kurulumundan pandemi dönemine, dünyada ve ülkemizdeki gelişmelerde neredeyse her sene A, B, Z planları yapmak; doğal afetinden ekonomisine, farklı gündemlere kadar gelişmelere ayak uydurmak hepimize ilginç bir çeviklik kazandırdı.
Buna, bir adada bu çapta bir iş yapmak, neredeyse 11,5 ay bu iş için çalışmak, ekonomik gerçeklikleri, paydaşların dengelerini doğru ayarlamak, bunca insanı mutlu etmeye çalışmak, aynı zamanda eğlendirmek, düşündürmek gibi çokça çabayı ekleyebiliriz. Yalnızca sahnenin kurulduğu, sanatçıların gelip bilet satıldığı, yemek stantlarının olduğu bir kurgu değil de; ince ince, olabildiğince fazla detay düşündüğümüz, temasından Keşif etkinliklerine, sene boyu devam eden projelerine kadar adaya, kültür alanına, ekibe ve bize olan katkılarını artırmaya çalıştığımız bir efor var. Ticari anlamda bu kadar eforu farklı şeylere, çok daha az derinlikle verdiğimizde daha yüksek kazançlar elde edebiliyoruz. Ancak bunu yapmamayı seçiyoruz; belli ki bizi, ekibi ve paydaşlarımızı harekete geçiren başka getiriler var.
Bozcaada Caz Festivali, ticari getirisinin de yüksek olması gereken, yüzlerce profesyonele doğrudan ve dolaylı olarak kaynak yaratan bir etkinlik. 2023’te yaptığımız etki raporumuzda, 2025 verileriyle oluşturup 2026’da duyuracağımız ikinci raporumuzda buralara dokunuyoruz. Sosyal etki, çevresel konular, kültürel fayda, sosyal uyumlanma; anlamaya çalıştığımız, kendimizi hizaladığımız başlıkların yanında, sağlıklı işleyen bir girişim olması için iş modelinin, nakit akışının, kendi kendini yürütebilecek hâle gelmesi için çalışıyoruz.

Özetle, Bozcaada Caz Festivali’ne her anlamda bir kültürel girişim olarak bakıyoruz. Festival kurucularından 3dots şirketinin, Çağıl ve benim yürüttüğüm alanın kültürel girişimleri hızlandıran, Berlin merkezli bir programı da var. Bu konu bizim için çok merkezi. “Hızlı büyüyen şirketlerden biz ne öğrenebiliriz?”, “Kültürel bir girişimin ihtiyaçları bu tip şirketlerden neden ve nasıl ayrılıyor?” gibi sorular düzenli olarak üzerine çalıştığımız konular. Kültür alanının finansmanı, büyümesi, etkisinin anlaşılması ve artması bizi, o klişe tabirle, “geceleri uyutmayan” konular. Bu konuda nefesimiz yettikçe, genişledikçe daha çok güzel işler yapacağız.
Festival bu yıl Bozcaada Bağcılık Fonu’nu da gündemine alıyor. Müzik festivali ile bağcılık arasında ilk bakışta beklenmedik görünen bu ilişki nasıl kuruldu? Bozcaada Bağcılık Fonu’nun adanın kültürel ve ekonomik geleceği açısından nasıl bir etki yaratmasını hedefliyorsunuz?
Çağıl Özdemir: Aslında müzikle bağcılık arasında bir bağ yok. Bağ, Bozcaada’yla bağcılık arasında. Biz de Bozcaada’nın festivaliyiz; oradan kuruluyor bu ilişki. Bu adada bağcılık neredeyse dört bin yıldır var. Adanın manzarasını da, takvimini de, mutfağını da bağlar kurmuş. Ama bugün bağcılıkla geçinmek giderek zorlaşıyor. Turizm daha hızlı kazandırıyor, üretici yaşlanıyor, genç kuşak bağa pek girmiyor. Bağlar giderse Bozcaada bildiğimiz Bozcaada olmaktan çıkar. Biz de o zaman neyin içinde festival yapıyor olacağız?
Bağcılık Fonu ilk bakışta bir müzik festivalinin işi gibi durmuyor, doğru. Biz baştan beri adadaki üç günlük festival olmamayı tercih ettik. Adada bir şey yapıyorsanız, adanın meselesi sizin de meseleniz oluyor. Fon henüz kurulmuş bir yapı değil, üzerine çalışıyoruz. Şimdiye kadar yaptığımız şey, bağcıları, yerel yönetimi, sivil toplumu, akademiden ve finans tarafından insanları aynı masaya oturtmak oldu. Hedefimiz, bağcılığın kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak bir finansman modelinin nasıl kurulabileceğini birlikte bulmak. Festival burada sadece zemin sağlıyor; çözümü hep beraber üreteceğiz.
On yıl önce Bozcaada’nın ilhamıyla başlayan yolculuk bugün uluslararası sanatçılar, “Keşif” programı ve farklı disiplinleri buluşturan bir yapıya dönüştü. Önümüzdeki on yıla baktığınızda Bozcaada Caz Festivali’nin nasıl anılmasını istersiniz? Sizin için başarıyı belirleyecek şey büyümek mi, yoksa bugüne kadar koruduğunuz ruhu sürdürebilmek mi?
Murat Sezgi: Ne güzel soru. Bence hiçbir şeyin “ruhunu”, o şeyle ilgili sevdiğiniz şeyleri, sevmediklerinizi vs. tam olarak koruyamıyoruz. Bu senenin teması da tam buralardan ortaya çıktı.
Festivalin ilk senesinde hepimiz kamp yapıyorduk. Arabaların içinde yatıyorduk. Başka bir tip paylaşım, hedef arkasında kitlenme vardı. Bu noktada başka bir ruh vardı. Devamında ise o ruh farklılaştı. Olumlu yönde farklılaşan çok fazla kısım da oldu, başka lenslerden bakınca kayıp görülebilecek şeyler de. O yüzden ben burada biraz bu konuya bakan kişilerin o dönemki ruh hâlini de çok etkili görüyorum. Son derece kişisel bir deneyim bu.
Festivalin kendisi açısından baktığımızda ise her şey aslında olması gerektiği şekilde, doğal biçimde ilerliyor. Türkiye’deki gelişmelerden, dünyada her gün okuduğumuz haberlerden, yeni müziklerden ve üretimlerden, yeni tartışma konuları ve alanlarından, her şeyden etkileniyor. Sürekli yeni bir şeyler oluyor. O yüzden de izlemesi, dahil olması bazen çok heyecan veriyor.
Bu sebeple artık festivale bakarken pek de korunacak bir şey olması açısından bakmıyoruz. Sadece şu var; belli temel prensiplerde, insan istiyor ki festival hep meraklı olsun. Kafası açık, kendini aşırı önemsemeyen, varlığı sebebiyle oluşan zararı minimize etmeye çalışan, kendisine de iyi bakan, fayda odaklı ama aynı zamanda ayakta kalacak kadar kuvvetli, yeni ve genç insanları sürekli ekibine katan… Daha da sayabilirim. Yani sağlıklı bir şekilde varlığını sürdüren, temas ettiği insanların ‘iyi ki’ dediği bir festival olsa, bizim için başarı sanırım buralarda.
Bozcaada Caz Festivali bir buluşma alanı. Herkes içerisinde farklı şeyler buluyor. Birisi dinlenmeyi seviyor, birisi dans etmeyi; bazıları için Keşif programı hiç de ilgi çekici değilken bazısı da sırf o program için geliyor. Festival, her detayına gösterdiği ihtimamla, kendisi gibi oluşuyla, yenilikler ve ilhamlar verişiyle anılsa en güzeli sanırım.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






