Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun her yıl artması, yalnızca bilim insanlarını değil, sanatçıları da harekete geçiriyor. Fransız fotoğrafçı ve iklim aktivisti Mary-Lou Mauricio, bu endişeyi hem kişisel hem de kolektif bir dille görünür kılan etkileyici bir projeye imza attı: Born in… PPM.
Her portrede, bir yüz ve bir rakam: Kişinin doğduğu yıl atmosferdeki CO₂ oranı. “305 ppm” ile başlayan zaman çizgisi, 2024’te 424 ppm’e dayanmış durumda. Mauricio, bu fotoğraflar aracılığıyla yalnızca bilimsel bir gerçeği belgelemiyor, aynı zamanda iklim krizinin duygusal ve tarihsel ağırlığını da izleyiciye aktarıyor.
Paris’te büyük ilgi gören sergi şimdi İzmir’e taşındı. Institut français İzmir’de ve Vasıf Çınar Meydanı’ndaki açık hava sergi alanında sanatseverlerle buluşan Born in… PPM, aynı zamanda İzmirli fotoğrafçılarla birlikte üretilen yeni portrelerle yerelleşerek büyümeye devam ediyor.
Sergiyi vesile bilip projeye dair sorularımızı sanatçı Mary-Lou Mauricio’ya yönelttik.
Born in… PPM fikri nasıl ortaya çıktı? İklim değişikliğine bu sanatsal tepkiyi başlatan özel bir an var mıydı?
Ben hem fotoğrafçıyım hem de iklim aktivistiyim. Karbona bir yüz vermek fikriyle yola çıktım. İlk etapta, doğum yıllarındaki CO₂ yoğunluğunu portrelere taşıyan otuz kadar kare çektim. Bu ilk seri çok ilgi gördü ve bugün 5.000’den fazla portreye ulaştım.
Portrelerde yer alan ppm rakamı, sizce bu görsellere nasıl bir sembolik ya da duygusal anlam katıyor?
Ppm değerini açıkladıktan sonra, katılımcıya iklim değişikliğiyle ilgili ne hissettiğini soruyorum. Bu sohbetin ardından kişi, mesajını veya duygusunu yansıtan şekilde poz veriyor. Yani o sayı, sadece veri değil; kişisel bir duruşa dönüşüyor.

5.000’den fazla insanı fotoğrafladınız. Dikkat çekici bir rakam…
Projenin temel amacı farkındalık yaratmak. Ppm’leri konuşmamız lazım çünkü bu sayılar, fosil yakıt kullanımının yol açtığı sorunun kanıtı. Her katılımcıya fotoğrafı sonrasında gönderiyorum. Etkileşim, yalnızca karede kalmıyor.
Bu projenin farkındalığa dair yarattığı başarılı etkiyi neye bağlıyorsunuz?
İnsanların kalbine dokunmalıyız. Bu proje burada başarılı oldu çünkü bilimi duyguyla birleştirdi. Sanat duygunun taşıyıcısıdır. Eylemi tetiklemek kadar yeni hayal gücü alanları yaratmak da önemli.
Proje 1925/2025 yılları arasını kapsıyor. Bu geniş zaman aralığını seçme sebebiniz neydi?
Tüm kuşakları temsil etmek istedim. Çünkü iklim değişikliği hepimizi etkiliyor. Aynı zamanda yüz yıl boyunca CO₂ yoğunluğundaki artışı da görsel olarak göstermek istedim: 1925’te 305 ppm, 2024’te 424 ppm… Her yılın belgelenmesi, özellikle son yıllardaki hızlanmayı vurguluyor.

Paris ve İzmir’deki seyircileri düşünürsek, izleyici tepkileri değişiyor mu?
Uçakla seyahat etmiyorum, bu yüzden İzmir’de izleyiciyle birebir karşılaşamadım. Ama sanat evrensel, iklim krizi küresel. İzleyicilerin İzmir’de de bu anlatıya bağlandığına şüphem yok.
Soyut olan iklim verilerini insan hikâyesine dönüştürmeyi başardınız. Bu görsel dili nasıl geliştirdiniz?
Verileri çok kişisel bir şeyle —doğum yılıyla— eşleştirdim. Herkesin kimliğinde olan bu bilgiyle rakamlar bir anda kişiselleşiyor. Etki de oradan geliyor.



Born in… PPM süregelen bir proje mi olacak? Yeni şehirler, yeni temalar olacak mı?
İzmir’de, yerel bir dernekteki fotoğrafçılara uzaktan eğitim verdim. Onlar da aynı yöntemle portreler çekmeye başladılar. Portreleri sabırsızlıkla bekliyorum!
Şu anda Cenevre’de yaz sergisi planlıyoruz ve Kanada’da uzaktan bir fotoğrafçılık eğitimi de olacak. Gelecekte, yurttaş portrelerinden oluşan farklı seriler de üretmek istiyorum.
Sergiyi ziyaret edecek ya da eden bir gencin, buradan neyle ayrılmasını istersiniz: Umut mu? Sorumluluk mu?
Herkesin fosil yakıt yakmanın bir sorun olduğunu anlamasını istiyorum. Bu sadece gençler için değil, herkes için bir mesaj. Paris Anlaşması’nı ciddiye almalıyız. Gençlere de şunu söylemek isterim: Başka bir dünya mümkün. Karar vericilere şimdi değişim için baskı yapın.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





