Yoga eğitmeni ve yazar Çetin Çetintaş’ın kaleme aldığı, doğayla yeniden bağ kurmak isteyenlere ilham verecek yeni kitabı Doğadan Destek Almanın Gizemli Sanatı, Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı. Biz de bu vesileyle; kitabın yazım sürecini, doğayla kurulan derin bağları ve dönüşümün içsel yollarını Çetin Çetintaş’la kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
Yeni kitabınız hayırlı olsun. Nasıl bir yazım süreciydi?
Çok teşekkürler. Uzun süredir aklımda olan bir kitap olduğu için hem hızlı hem de yazarken beni oldukça heyecanlandıran bir yazım süreciydi.
Bu kitabı yazma motivasyonunuz neydi?
İnsan doğadan ayrı bir varlık değil. Ve doğanın her bir arketipi kendi niteliklerimizi hatırlatmak ve çalıştırmak üzere bizimle sıkça buluşma halinde. Durum böyleyken okuyucularımın, modern dünyada unutulmuş bu bağları hatırlaması, arketiplerin bilinçli kullanarak yaşamlarına muazzam katkılar sunabileceklerini fark etmesiydi. Çünkü birimiz iyi olursak, hepimiz oluruz.

Kitap “Doğa Sana Ne Anlatıyor?” sorusuyla başlıyor. Bu kitap, doğa ile iletişim kurmamızda nasıl bir rol oynar?
Evet, bu kitabın ilk sorusu aslında çok basit gibi görünür: “Doğa sana ne anlatıyor?” Ama bu soru, zihne değil; ruha yöneltilmiş bir sorudur. Çünkü doğa konuşmaz bizim dilimizle. O; rüzgârla, taşla, suyla, hayvanla, bazen de sessizlikle konuşur. Ve bu kitap, o dili yeniden hatırlatmak için yazıldı. Bu dili hatırlamak, bağları yeniden canlandırmak demek.
Doğanın diliyle insanın iç dünyası arasında görünmeyen bir iletişimden söz ediyorsunuz. Bu bağı fark etmek, bu farkındalık düzeyinin bireydeki yansıması nedir sizce?
Bireydeki en büyük yansıması artık varoluşu dışsal değil, içseldir. Kontrol değil, uyum arar. Ayrı değil, ait hisseder. Tepki değil, cevap üretir…
Şehirde yaşayan modern birey, çoğu zaman doğadan kopuk bir zihin yapısıyla yaşıyor. Sizce doğayla bağ kurmadan kendini tanımak mümkün mü?
Biz doğadan ayrı varlıklar değiliz, doğanın bir parçasıyız. Nerede yaşarsak yaşayalım, bu gerçek değişmez. Çünkü doğa dediğimiz şey sadece ağaçlar, gökyüzü, hayvanlar değil. Doğa; bizim bedenimiz, duygularımız, döngülerimiz, köklerimiz ve hatta unutulmuş sezgilerimizdir. Modern birey, şehirde yaşamaya başladıkça doğadan uzaklaştığını sanır. Ama aslında uzaklaştığı şey kendi iç ritmi, kendi iç bilgeliği, yani kendi doğasıdır. Dolayısıyla, insan doğaya yaklaşmadığı sürece, kendine de uzak kalacaktır.

Karmaya inanır mısınız?
Karma benim için bir inanç sistemi değil, işlediğini %100 eminlikle bildiğim bir evrensel yasa. Dolayısıyla olan her şeyin yaşamda dayandığı ilkeler var. Karşılaştığımız arketiplerin de öyle. Her arketip bir nedenle karşımıza çıkıyor, bazen biz o nedeni sorguluyor, arıyor, buluyoruz. Bazense buna farkındalığımız ya da anlayışımız yetmiyor. Bu kitap özellikle bu konuda rehber niteliğinde.
Doğadaki her şeyin dönüşüm içerdiğini söylüyorsunuz: çürüme, yeniden doğuş, durma hâli… Bu döngüleri kabul etmek, sizce insanın kendi içsel kırılmalarına da bakabilmesini kolaylaştırır mı?
İnsan ancak bu döngüleri tanıdığında, kendi kırılmalarına şefkatle bakabilir.
Artık “neden başıma geldi?” demez, “Bu da dönüşümün bir parçası” der. Ve acısını bastırmaz, ona alan açar. Bazen olan şeyler sadece bizim başımıza geliyormuş gibi hissediyoruz. Bu döngüleri anlamak, doğanın her parçasında da bu döngülerin yaşandığı gerçeğini de bize hatırlatır.

Bir inziva merkeziniz olduğunu biliyoruz. İnsanlar burada sadece ders almıyor, orada yaşıyor ve gönüllü oluyor. Bu tür bir inziva, insanı nasıl dönüştürüyor?
İnziva halinde yaşamak, kişinin her daim kendine adım atması demektir. Sessizlikte yüzeye çıkan gölgelerle tanışırsın. Bastırdığın korkular, acılar, beklentiler… Ve onlardan kurtulmak değil, onları bir parçan olarak kabul etmenin gerçek güç olduğunu anlarsın.
Zamanla içsel boşlukla barışmayı öğrenirsin. Başta sıkıntı gibi gelen o boşluklar, sonra alan olur. Ve o alanda gerçek sen yavaş yavaş belirmeye başlar.
Kim olmadığını fark ederek, kim olduğunu bulursun. Roller, etiketler, kimlikler yavaş yavaş düşer. Ve altta kalan o sade varoluş: “Ben varım ve bu yeterli” der.
Tabii bunlar her gün saatlerce süren pratiklerin sonucunda gerçekleşiyor. Buradaki en derin pratiklerden biri Karma Yoga pratikleri. Her birimizin kendimiz için değil, birbirimiz ve buradaki her canlı için yaptığı, beklentisiz eylemler. Her birimiz buradaki en küçük parçaya bile hizmet ederek yaşıyoruz. Bu da egoyu beslemek yerine, insanı özüne doğru genişletiyor.
Sizi bulmuşken sormamak olmaz; güne uzun meditasyonlarla başladığınızı biliyoruz. Bunu hiç yapmamış biri için, evde sessiz bir köşede başlamak yeterli olur mu?
Kesinlikle olur. Sadece bir köşeye oturup, kendinizden ve hayattan hiçbir beklentiniz olmadan, 5-10 dakika etrafı gözlemlemek, şahiti olabilmenin gücünü uyandırmak yaşama müthiş bir katkı sağlar. Bunu yaparken, gözlemci olmanın yargılamak, anlam aramak, anlam çıkarmak gibi vazifeleri olmadığını hatırlatmak isterim. Gözlemci olmak, algıladıklarını düşünsel olarak işaretlemeden izlemektir.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





