Öfkeyi bir hediyeye dönüştüren, punk, dans ve psychedelic rock arasında özgürce dolaşan BABA SAD (Yağız Nevzat İpek, Dehan Kılınçarslan,Efe Sunlove) kısa sürede İstanbul’un alternatif müzik sahnesinin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. 14 Eylül Pazar günü Yapı Kredi bomontiada’daki Eksen On Fair sahnesinde verecekleri konser öncesi grupla bir araya geldik; müziklerini, bağımsız duruşlarını ve ‘kolektif his’ peşinde geçen yolculuklarını konuştuk.
“Öfke Hediye” sizin için sahnede doğan ve tek seferde kaydedilen bir albüm. Bu kaydın o geceye ait “kolektif bir his” taşımasını nasıl tanımlarsınız?
Efe: Benim için yıllardır süregelen müzikal yolculuğumun farklı bir evresiydi. Bas gitar ve BABA SAD’a yeni başlamıştım ve müzik beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. O gece aslında bizden çok seyircinin enerjisiyle var oldu. Hep beraber çaldık, bağırdık, dans ettik. Tek seferlik kayıtta o kolektif hissin bütün gürültüsü, hatası ve güzelliği duyuluyor.
Albümü Spotify dışında tüm dijital mecralarda yayınlama kararınız çok dikkat çekici. Spotify’ın Türkiye’deki tartışmalı durumu da göz önüne alındığında, bu tercihinizin ardında nasıl bir düşünce vardı?


Yağız: Hem bizim marketimiz değil hem de bağımsız kalmak istedik. Spotify’ın tekelleşmiş yapısı ve Türkiye’deki tartışmalı konumu bizi farklı mecralara yönlendirdi. Müziğimizi herkesin ulaşabileceği ama alternatif kanallarla duyurmayı daha doğru bulduk.
Dehan: Kaldı ki tüm tartışmalar bir yana Spotify CEO’sunun insansız savaş araçlarına dehşetül bir yatırım yapması bizim için parçası olmak istemediğimiz ortamı iyice çekilmez hale getirdi.
Punk, dans müziği ve psychedelic rock öğelerini aynı potada eritiyorsunuz. Bu üç tarzın buluşması sizin için nasıl bir ifade alanı yaratıyor?
Efe: Biz aslında türlerden çok hislerden yola çıkıyoruz. Punk bize öfkeyi ve patlamayı, dans müziği bedensel enerjiyi ve kolektif hareketi, psychedelic rock ise hayal alanını açıyor. Doğaçlama çaldığımızda bu üç alan kendiliğinden birbirine karışıyor. Sahneye çıktığımızda bir bakıyorsun öfkeyle dans ediyorsun ya da karanlık bir melodinin içinde özgürleşiyorsun. Bu bizim için sadece bir tür değil, bir ifade biçimi.
Şarkı sözlerinizde kişisel açmazlar, imkansız aşklar, hayat ve ölümle yüzleşme gibi konular var. BABA SAD için sözler mi müziği, yoksa müzik mi sözleri besliyor?

Dehan: Benim için bu konular hep aklımda dönen şeyler. Overthinking’le kendimi zor alanlara soktuğum düşünceler… Müzik bu düşüncelere alan açınca, onlar bir forma bürünüyor, sığınabilecekleri bir mantığa dönüşüyor. Yani sözler ve müzik sürekli birbirini besliyor.
TENNX’in anlık görsel performansları ve Begüm Koçum’un kadrajından yansıyan görüntülerle kayıtları birleştirdiniz. Müzik ve görsel sanat arasındaki bu birlikteliği neden önemli buluyorsunuz?

Efe: Müzik ve görsel sanatlar bizim için ayrı tutulamaz. Gözümüzü kapattığımızda Begüm Koçum ve TENNX’in işleri direkt gözümüzün önüne geliyor. Yaptığımız müziğin çığlığı, Begüm’ün tasarımlarıyla birleştiğinde, müzikte yarattığımız genre-fluid yaklaşımın görseldeki karşılığını bulduk.
Albüm kaydınız, 33’ün ön ayak olmasıyla gerçekleşti. Bu tür bağımsız oluşumların Türkiye’deki müzik sahnesi için ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz?
Yağız: 33 IRL seyircili prova etkinlikleri düzenliyordu, biz de onlardan birinde yer alacaktık. Biraz kaşındık, çok insan davet ettik, tasarladık. O geceyi kaydetmeyi ve görsel tasarımını da TENNX ile yapmayı seçtik. Dinlediğimizde ise aslında albümü kaydetmiş olduğumuza karar verdik. Böyle bağımsız oluşumlar olmasa bu tür deneyimler yaşanmazdı. Türkiye’de müzik yapan herkes için nefes alanları yaratıyorlar.
“Öfke Hediye” aslında olumsuz duyguları dans ederek, bağırarak, sahnede isyan ederek hafifletmenin yollarını arıyor. Sizin için öfke nasıl bir yaratıcı güç?


Dehan: Öfke gerçek. Aynı zamanda öfke yanlış anlaşılmış bir duygu. Pek çoğumuz öfkenin kaçılması gereken bir duygu olduğunu düşünüyoruz, ancak anlaşılmış ve doğru kullanılmış öfke bize, Fransız Devrimi, sendikalaşma hakkı, seçme seçilme özgürlüğü gibi kazanımlar getirdi. Umarım ki, hepimiz öfkemizi doğru şekilde kullanmayı ve yönlendirmeyi öğreniriz.
Yağız: His gerçek. Ondan sonrası kendimizi ikna etmek için yazdığımız şeyler. Ama aynı zamanda dönüştürücü bir enerji. Öfke ve dans bizde en samimi duyguları açığa çıkarıyor.
Albümdeki şarkılardan hangisi sizin için en kişisel olanı ve neden?


Dehan: Çalmayı en çok sevdiğim şarkı, aynı zamanda duygusal olarak da bana çok yakın. “Akşam”ın sözleri, benim olduğum bir rüyanın kelimelere dökülmüş hali aslında. Yaşamak dediğimiz şey görmek ve algılamakla ilgili benim için; benim artık algılamayacak olmam, dünyanın da yok olduğu anlamına geliyor. Sözlerle yapmak istediğim şey aslında ölümle bir pazarlık. Yüzeyde hayata veda gibi görünse de, aslında hayatı olduğu gibi kucaklayan bir kabul var içinde.
Kısa sürede İstanbul’un alternatif müzik sahnesinde güçlü bir yer edindiniz. Sizce bu sahnede BABA SAD’ı farklı kılan özellik nedir?
Yağız: Biz genre-based bir şey yapmaya çalışmıyoruz; anlatmak istediğimiz şey öncelikli. Müziğimizde his önemli. Sahnede endişe taşımadan çalıyoruz; hem kendimiz hem dinleyenler için. Şarkılarda aktardığımız duygular çok açık yaşanıyor. Oradaki his sadece bize ait değil; seyircinin yüzündeki ifade, dansındaki coşku da müziğin parçası oluyor. Sahnede üç kişi olsak da aslında bütün salonla birlikte müzik yapıyoruz.
Önümüzdeki dönemde sizi sahnede veya stüdyoda neler bekliyor? Dinleyicilerinize vermek istediğiniz küçük bir ipucu var mı?

Yağız: Sahnede daha çok şarkı çalmaya devam edeceğiz. “Öfke Hediye”yi yayınladığımız gibi yeni şarkılar ve soundlar için çalışmaya başladık.
Dehan: Sahnede çalmaya doyamıyoruz; bunu daha çok ve sık yapmak istiyoruz.
Yağız: İlk şarkılarımız covid döneminin ve toplumsal olarak her şeyin kötüye gittiği, bireysel hayatlarımızın ezildiği bir dönemin anlatısıydı. Şimdi ise başka şeyleri de anlatmaya karar verdik. Daha çok ter, daha çok gürültü, daha çok dans bizi bekliyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





