İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Biçim Alan Zarafet: Pine Bay’de 12. Uluslararası Seramik Çalıştayı

Kuşadası’ndaki Pine Bay Hotels & Resorts’un kendi koyunda zaman gerçekten yavaşlıyor. Ege’nin ortasında, sanatın ve doğanın aynı dili konuştuğu bir alan burası. On iki yıldır düzenlenen Uluslararası Seramik Çalıştayı, bu yıl da aynı zarafetle tamamlandı.
Her yıl farklı ülkelerden sanatçılar Pine Bay’de bir araya geliyor; aynı toprakla, aynı ateşle buluşuyor. Ortak amaç, seramiği yeniden biçimlendirmek kadar, paylaşımı ve dostluğu da yeniden hatırlamak.

Bir Ailenin Zarafeti, Bir Otelin Ruhu

Bu çalıştayın ardında bir otelden fazlasını temsil eden bir anlayış var: Göçen/Çukurova Ailesi.
Kurucuları Mehmet Nuri Göçen’in adını taşıyan vakıf, 2013’ten bu yana sanata, eğitime ve kültüre kesintisiz destek veriyor. Pine Bay’in duvarlarını süsleyen seramikler, bu desteğin kalıcı izleri. Her biri geçmiş yıllarda bu atölyelerde üretilmiş, sanatın otel yaşamına nasıl doğal bir şekilde dahil hale geldiğini kanıtlayan parçalar.

Rena Çukurova, Recep Çukurova, Naile Göçen Çukurova, Bora Çukurova

Naile Göçen Çukurova, vakfın ve Göçtur Turizm’in yönetim kurulu başkanı olarak bu ruhu şöyle tanımlıyor:

“Her yıl Ekim ayında büyük bir heyecanla ev sahipliği yaptığımız bu çalıştay, bizim için bir sanat etkinliğinden çok daha fazlası. Kültürlerin buluştuğu, insanlığın ortak dilini hatırladığımız bir alan.”

Bu yaklaşım, Pine Bay’in estetik anlayışını da özetliyor. Burada sanat bir süs değil; hayatın parçası. Her detay, fazlalıktan arınmış bir zarafet duygusuyla tasarlanmış.

Sanatla İç İçe Bir Misafirperverlik

Kapanış gecesinde otelin genel müdürü Rena Çukurova, sanatın kurum kültüründeki yerini şu sözlerle anlattı:

“Sanat, Göçtur kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yıl yine sanatçılarımızla bir kültür mirası oluşturduk. Üretilen her eseri yaşam alanlarımızda sergilemeye devam edeceğiz.”

Rena Çukurova ve Mehmet Tüzüm Kızılcan

Gerçekten de Pine Bay’in atmosferi, bu anlayışın canlı bir yansıması. Lobi duvarlarında, koridorlarda, açık alanlarda her biri bir sanatçının dokunuşunu taşıyan yüzlerce eser sergileniyor.
Pine Bay’de konaklamak, aslında bir galeri gezmek gibi; ama hiçbir şey müze disipliniyle değil, hayatın doğal akışıyla yerli yerinde.

Birlikte Üretmenin Zarafeti

Bu yılki çalıştayda Türkiye’nin yanı sıra 10 farklı ülkeden 23 sanatçı yer aldı.
Küratör Prof. Mehmet Tüzüm Kızılcan, bu buluşmanın özünü şöyle özetliyor:

“Bizim dilimiz zarafet ve paylaşımcılık. Farklı ülkelerden, farklı yaşlardan sanatçılar bir araya geliyor ama ortak dilimiz bu. Birlikte üretmek, bu atölyenin özü.”

Günler süren yoğun çalışmalar, Pine Bay’in doğasıyla birleşince, her şey bir kültürel mozaiğe dönüşmüş. Ortaya çıkan işler yalnızca sanatçıların değil, mekânın da üretimiydi.

Sam Shamai Gibbs: Mekanın İlhamından Doğan Sanat

İsrailli sanatçı Sam Shamai Gibbs, Pine Bay’in seramik çalıştayına on yıldır katılıyor. Sanatçıyla kapanış resepsiyonunda sohbet etme fırsatımız oldu.

“Her gelişimde bambaşka sonuçlar ortaya çıkıyor,” diyor.
“Bu kez hiçbir planım yoktu. Otelin çatısından bir kiremit aldım, onu süsledim, pişirdim. Ardından kendi kiremidimi ürettim. Sergide biri orijinal, biri benim yaptığım iki kiremit var. İlham doğrudan mekândan geldi — Pine Bay’in kendi mimarisi, çatısı, yeri bana yön verdi.”

Sam’in eserleri artık Pine Bay koleksiyonunun bir parçası.

“Otele her gelişimde kendi işlerimi görüyorum,” diyor gülümseyerek. “Bu bir sanatçının hayal edebileceği en güzel şey.”

“Türkiye’de seramik geleneği çok güçlü,” diye ekliyor.
“İznik’te, Kütahya’da o kimlik korunmuş. Batı’da her şey benzerleşti ama burada özgünlük sürüyor. O yüzden buraya geldiğimde kendimi ait hissediyorum.”

Sam’in sözleri, Pine Bay’in sanat felsefesini en sade haliyle yansıtıyor: yerin ruhunu koruyarak evrensel bir üretim yapmak.

Bir Hafıza Mekânı Olarak Old Town Tanneries

Çalıştayın final sergisi, Göçtur’un restore ettiği Old Town Tanneries’de gerçekleştirildi.
Eskiden dericilerin çalıştığı taş yapılar, şimdi çağdaş seramiklerle dolu. Her eser, geçmişin emeğiyle bugünün estetiği arasında kurulan bir köprü gibiydi.

Naile Göçen Çukurova ve Rena Çukurova’nın zarif ve bonkör ev sahipliği, kusursuz organizasyonu ve sanatçıların içten enerjisiyle o gece tam anlamıyla bir kutlamaya dönüştü.

Zarafet, Doğallığın Kendisidir

Bu çalıştay, bir etkinlikten öte, bir değer biçimi haline gelmiş. Göçen Ailesi’nin sanata, eğitime ve insana verdiği önem, Pine Bay’in her alanına sinmiş durumda.

Naile Göçen Çukurova bu ruhu şu sözlerle özetliyor:

“Babamdan öğrendiğim şey, yaptığın işe kalbini katmak. Bizim için Pine Bay bir iş değil, bir hikâye. Bu çalıştay da o hikâyenin en anlamlı bölümlerinden biri.”

Pine Bay Hotels & Resorts, bu anlamda yalnızca bir otel değil; zarafetin biçim aldığı bir alan.
Ne abartılı bir lüks, ne de yüzeysel bir estetik.
Tıpkı iyi bir sanat eseri gibi: dengeli, tutkulu ve samimi.

On iki yıldır süren bu gelenek, Türkiye’de sürdürülebilir sanat misafirperverliğinin en özgün örneklerinden biri haline geldi.
Ve belki de bu yüzden, Pine Bay’den ayrılırken insanın aklında yalnızca güzel bir sergi değil, görülmüş bir zarafet kalıyor. Tekrar tekrar gideceğim.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×