İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Define”nin Ötesi: Hikmet Kerem Özcan’la HAKKI Üzerine

HAKKI, klasik “define” anlatısını ters yüz eden, bir hazine arayışını kişisel dönüşüme çeviren çarpıcı bir hikâye. Film, izleyiciyi birçok soruyla baş başa bırakıyor: Aradığımız şey gerçekten para mı? Yoksa onay, itibar ya da varoluşun ta kendisi mi? Hikmet Kerem Özcan’ın yazıp yönettiği ödüllü çıkış filmi ve şu an Mubi’de izleyebileceğiniz HAKKI; küçük bir Ege kasabasında geçen, hırs ve güç arzusunun bir insanı içten içe nasıl çürüttüğünü anlatan çarpıcı bir karakter portresi. Hikmet Kerem Özcan ile söyleşimiz şimdi sizlerle.

Defineyle başlayan bu hikâyeyi kişisel bir dönüşüm öyküsüne dönüştürme fikri nasıl ortaya çıktı?
Define hikâyeleri hep beni büyülemiştir; bu filmde de çocukken duyduğum bir hikâyeden yola çıktım. Ama asıl merak ettiğim, o defineyi bulan insanın ertesi sabah nasıl uyandığıydı. Yani “hazine” bulununca masal bitiyor ama insanın içindeki hikâye başlıyor. Bu yüzden toprağın altındaki değerden çok, toprağın üstündeki insan ilgimi çekti. “Bir keşif insanı ne kadar değiştirir?” sorusu senaryonun çıkış noktası oldu; bir diğer sorum da “daha fazlası için ne kadar derine inilebilir?”di. Define fikrinden yola çıkıp Hakkı’nın iç dünyasına indik ve bu yolculuk, kişisel bir dönüşüm hikâyesine dönüştü.

Hakkı sizce neyin peşindeydi? Maddi kazanç mı, itibar mı, bir tür özgürlük mü?
Hakkı’nın ilk bakışta peşinde olduğu şey para ve itibar gibi görünüyor; ailesini rahat ettirmek, bir araba almak… Ama kazma derine indikçe aslında aradığı şeyin “yeterlilik” duygusu olduğunu anlıyoruz. Yoksulluğun nesilden nesle aktarıldığına inanıyor ve bunu kırıp hem kendine hem de çevresine “başardım” demek istiyor. Maddi kazanç yalnızca bir araç; esas hedefi, kendini kanıtlayacağı bir itibar ve bunun getireceğini düşündüğü özgürlük. Bir yandan da kendini adıyor, “adanmış olma”nın büyüsüne kapılıyor. Çukurda, en yalnız olduğu anlarda bile devam edecek gücü kendinde buluyor. Başlangıçta tezgâhı başında uyuyan Hakkı, o çukurda hiç durmadan çalışan Hakkı’ya dönüşüyor.

Filmde yoksulluk bir arka plan değil, ana karakterin de deklare ettiği adeta bir karakter gibi. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Yoksulluğu sadece dekor olarak kullanmak istemedim; Hakkı’yı yönlendiren, hatta izleyiciyle konuşan bir “karakter” gibi konumladım. Onun bütün kararlarını tetikleyen şey, para eksikliğinden çok yoksulluğun getirdiği değersizlik hissi. Bu duygu, evdeki çatışmalara, kasabadaki ilişkilerine ve en önemlisi kendine bakışına nüfuz ediyor. Hakkı kazmayı toprağa her vurduğunda aslında o görünmez karakterle, yoksullukla güreşiyor; çukur derinleştikçe bu gölge daha somut hâle geliyor.

Aile bağları, özellikle de sessiz çatışmalar, anlatının içinde önemli bir yer tutuyor. Hakkı’nın ailesiyle ilişkisini nasıl tanımlarsınız?
Hakkı ile ailesi arasındaki bağ temelde sevgiye dayanıyor, ancak bu sevgi uzun süredir örtülü bir gerilimle kuşatılmış durumda. Ailede herkes duygularını saklamayı bir hayatta kalma biçimine dönüştürmüş gibi. Filmde “sessiz çatışma” dediğimiz şey, aslında konuşulmayan kaygıların ve kırgınlıkların sesi. Hakkı içten içe ailesi için “daha iyisini” isterken, eşi ve çocukları onun giderek büyüyen takıntısını endişeyle izliyor. Nermin’in kararı dışarıdan ani görünebilir mi bilmiyorum, fakat bence uzun zamandır biriken sessizliğin patlaması. Hakkı çukura indikçe aileden uzaklaşıyor; eşi ise çocukları ve kendi varoluşu adına sınır çizmek zorunda kalıyor. Bana göre kaçınılmaz bir hamle. Bu noktada aile bağı kopmuyor, yalnızca şartlarını yeniden tanımlıyor.

Oyuncu karar süreci nasıl gelişti?
Önce Hakkı’yı kimin canlandıracağına karar vermem gerekiyordu; bütün yapı taşları onun etrafında şekillenecekti. Bülent Emin Yarar ilk aklıma gelen oyunculardan bir tanesiydi ve metni okur okumaz karakterle güçlü bir bağ kurdu ve “Hakkı”ya hayat vermek istedi. Daha sonra kalan tüm rolleri ana karakterin ilişkisine göre ördük. Hülya Gülşen, Özgür Emre Yıldırım ve Cem Zeynel Kılıç hem karakterlerine doğal bir yakınlık gösterdiler hem de ekip içinde iyi bir denge kurdular.

Bülent Emin Yarar

Filmde mizah ve karanlık tonlar yer yer iç içe geçiyor. Bu dengeyi kurarken nasıl bir anlatı dili kurmak istediniz?
Mizahla karanlığın birbirine aslında çok uzak olmadığını düşünüyorum; en gergin anlarda bile küçük bir absürtlük kendine yer bulabiliyor. Anlatı dilini kurarken bu organik geçişi yakalamaya çalıştım: Karakterlerin gündelik davranışlarından doğan hafif bir ironi, hemen ardından gelen baskı ve gerilimle çarpışıyor. Böylece seyirci bir sahnede gülümserken, bir sonraki nefeste refleks olarak geriliyor. Bu dalgalanma, hem Hakkı’nın ruh hâlini hem de hikâyenin iniş-çıkışlarını daha gerçek kılıyor.

Hakkı’nın kararlarını yönlendiren temel dürtü neydi sizce? Umut mu, korku mu, ihtiyaç mı?
Bence tek bir temel dürtü yok; pek çok dürtü birbirine karışarak, çeşitli kombinasyonlar hâlinde yaşanıyor. İyi yazılmış karakterlerin tutarlılıklarından çok çelişkileriyle var olduğunu ve bu anlaşılmazlığın onları organik kıldığını düşünüyorum. Çünkü aslında kimseyi yönlendiren tek bir dürtü olduğuna inanmıyorum. İnsan yaşayan, nefes alan bir çelişkiler bütünü bence.

Filmin finali birçok farklı şekilde okunabilir. Sizin için en baskın anlam neydi?
Orada, hırslarının bedelini ödeyen bir masal kahramanı ile merakının peşinden gitme cesareti sayesinde en uç noktaya kadar ilerleyebilen bir anti-kahraman var. Filmi nereden okuduğumuza bağlı olarak hem zaferi hem de trajediyi görebiliriz. Benim için baskın tek bir anlam yok; amacım bu dualiteyi yansıtabilmekti. Finali de, sizin söylediğiniz gibi, pek çok farklı şekilde okuyorum.

İzleyicinin Hakkı’yla nasıl bir bağ kurmasını arzu ettiniz? Ona bakarken ne hissetsin istediniz?
Sahneye ve bağlamına göre izleyicinin farklı şeyler hissetmesini isterim: kimi zaman öfkelenmesini, kimi zaman empati kurmasını; bazen destekleyip bazen kızmasını, kimi yerde nefret edip başka bir anda sevgi hissetmesini. Tıpkı tüm insan ilişkilerinde olduğu gibi. En çok da bu duygu karmaşası yaşanırken izleyicide tetiklenen duyguların çeşitliliğinin mümkün olduğunca zengin olmasını isterim.

**HAKKI, şimdi MUBI’de.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×