Çok yönlü sanatçı Deniz Doğruyol’un izleyiciyi kişisel ve toplumsal dönüşümün izlerini sürmeye davet eden yeni kişisel sergisi “Bir Kere Oldum, Bin Kere Doğdum”, Baruthane’de kapılarını açtı. Geri dönüştürülmüş kâğıtlar, kırık objeler ve kişisel izlerden oluşturduğu figürlerle geçmişten gelen parçaları yeniden bir araya getiren sanatçının işleri, bizi de oldukça etkiledi. Deniz Doğruyol ile söyleşimiz şimdi sizlerle.
“Bir Kere Oldum, Bin Kere Doğdum” sergisinde kişisel dönüşüm ve yeniden doğuş kavramlarını merkez aldınız. Biraz yaratım sürecinden bahseder misiniz?
Bu serginin fikri “metamorfoz” ile ilgili yaptığım okumalar esnasında ortaya çıktı. İnsanın da sürekli metamorfoza uğrayan bir varlık olduğuna dair inancım bu serginin odağı oldu. Metamorfoz, yani başkalaşım en basit anlatı şekli ile kelebeğin kozadan çıkışı gibi bütünüyle başka bir forma evrilme hali, Aslında biz insanlar da yaşam boyunca duygusal, zihinsel ve ruhsal katmanlarımızda sürekli dönüşme halineyiz. Doğa dönüşümü sonsuz bir teslimiyetle kabul ederken, biz çoğu zaman direniyoruz. Oysa doğanın bir parçası olduğumuzu unuttuğumuzda, kendi dönüşümlerimiz de hayatın döngüsünde yerini bulamıyor. Bu sergiyle doğayla uyumu hatırlatmak hem de kendi içsel metamorfozumuzu görünür kılmak istedim. Her eser kolektif bir yeniden doğuşun izi gibi.

Papier-mâché tekniğiyle yarattığınız heykeller, kırılgan ama bir o kadar da dayanıklı bir malzeme hissi uyandırıyor. Aşina olmayanlar için, bu tekniği sizden dinleyebilir miyiz?
Papier-mâché; kâğıdı; su, tutkal veya nişasta ile farklı işlemlerden geçirdikten sonra elde ettiğimiz bir malzeme. Gündelik hayatta sıradan gördüğümüz kâğıt parçalarının yeniden hayat bulması. Benim için en ilham verici yanı da bu: çok kırılgan gibi görünen kâğıt, katman katman işlendiğinde inanılmaz bir dayanıklılığa ulaşıyor. Hem kırılganlığın hem de direncin aynı anda var olabildiğini gösteriyor.
Bu sergide özellikle sadece dönüştürülmüş malzeme kullanmayı seçtim, çünkü serginin temelinde ‘dönüşüm’ var. Kağıt hamuru ile harmanladığım Hayatın içinden nesneler benim elimde başka bir formda, başka bir hikâyeyle yeniden doğdu. insanın kendi hayatında yaşadığı dönüşümlerin eşlikçisi oldu. Her iş, aslında bir malzemenin ve varlığın yeniden doğuşunu simgeliyor.
Carl Jung’un arketip kuramı serginin önemli ilham kaynaklarından biri. Jung’un kuramıyla sizin kişisel sanat yolculuğunuz nerede kesişiyor?
Jung’un arketip kuramı benim için insanın kolektif bilinçdışına açılan bir kapı.Bilinçdışı Hepimizin içinde var olan ‘anne’, ‘çocuk’, ‘gölge’, ‘kahraman’ gibi figürler, semboller, roller, kimlikler aslında hayatımız boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Kendi yolculuğumda da bu arketiplerle yüzleşmek, onları anlamak ve görünür kılmak, hem kişisel hem de kolektif dönüşümün izlerini işlerime taşımama aracılık etti.
Sergide izleyiciyi sürece dâhil eden kâğıttan tuzluklar, dilek ağacı gibi interaktif unsurlar var. İzleyiciyi aktif katılımcı kılmak sizin için neden önemliydi?
Ben tüm sergilerimde izleyiciyi de hikayenin içinde aktif kılan bir oyun kurgulamayı önemsiyorum. İzleyici sadece bakan değil, aynı zamanda sürece katılan olduğunda serginin hikayesi büyüyor. Burdaki katılım şu anlamdan da çok kıymetli, izleyiciye kendi ile ilgili durma, düşünme, farketme, niyet etme, kağıda dökme alanı da açmış oluyorum.

Serginin Küratörlüğünü Ceylan Önalp üstleniyor. Kendisiyle nasıl bir araya geldiniz ve bu iş birliğine nasıl karar verdiniz?
Ceylan Önalp’i sergi fikrimi paylaşmak ve doğru mekân arayışıma dair fikirlerini almak için atölyeme davet etmiştim. Sohbetimiz çok verimli geçti ve sonunda sergiyi birlikte yapmaya karar verdik.
“Bir kere oldum, bin kere doğdum” cümlesi sizin kişisel yaşamınızda hangi anı ya da dönemi en çok hatırlatıyor?
“Bir kere oldum, bin kere doğdum” cümlesi bana hayatımda yaşadığım tüm kırılma anlarını hatırlatıyor. Bazen bir kayıp, bazen bir göç, bazen bir doğum, bazen de bir vedayla gelen o anlar, Hepsi bir son, bir geçiş nihayetinde yeni bir doğumun başlangıcı. Hayat bu dönüşümlerin, olasılıkların varlığından sebep heyecan verici ,yaşanası ve anlamlı bir yolculuk benim için. “Bir kere oldum Bin kere doğdum” insanın bitişlerden doğan başlangıçlarını, her kaybın ya da dönüşümün içinde saklı “kendinin yeni ihtimalini” simgeliyor.
Şu anda özellikle takip ettiğiniz, size düşünsel ya da estetik olarak yakın hissettiğiniz sanatçılar kimler?
Yakın hissettiğim sanatçılar arasında Louise Bourgeois ve Joseph Beuys’u sayabilirim. Bourgeois’un içsel kırılmaları görünür kılma biçimi, Beuys’un doğayla ve dönüşümle kurduğu bağ bana çok ilham veriyor. Bunun yanında, Niki de Saint Phalle’in renkli ve oyunlu heykelleri, El Anatsui’nin atık malzemeleri dönüştürerek yarattığı devasa işler de dönüşümün farklı yüzlerini gösteriyor. Felsefi olarak beni en çok etkileyen ise, bu sanatçıların eserlerinde olduğu gibi, insanın kırılganlığı ile dayanıklılığının aynı anda var olabileceğini hatırlatmaları.
Kendi yolculuğunuzda size “ben de böyle cesur olabilirim” dedirten kadın sanatçılar oldu mu?
Bana ‘ben de böyle cesur olabilirim’ dedirten değil, “cesaretin sınırları yok’ dedirten kadın sanatçılar oldu evet. Çünkü cesaretin perdesi bende zaten ardına kadar açık. O sınırları heran keşfetme peşindeyim zaten. O yüzden bende bazı sanatçılar “cesaretin sınırsızlığına” dair ilham oluyorlar. Marina Abramović bunun güçlü örneklerinden biri mesela.

Son olarak, neler okuduğunuzu merak ediyoruz. Başucunuzda hangi kitap var?
Aynı anda 3/4 kitap arasında gezinerek okuma alışkanlığı olan biriyim;
The Creative Act: A Way of being / Rick Rubin
Sanat Öğretisi ve Kuramı / Paul Klee
Montaigne Denemeler (3. kere)
Momo / Michael Ende
***“Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum” sergisi 25 Ocak 2026 tarihine kadar Pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında Ataköy’de yer alan Baruthane’de ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





