İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Eşiklerden Geçerken: Tarabya’da Kameron Locke ile ‘Welcome’

Geçtiğimiz hafta sonu, 24 Ocak’ta, İstanbul’un hem merkezinde hem de ondan saklı kalabilen yerlerinden birinde, Tarabya’da, bir performans izledik. Alman Büyükelçisi’nin tarihi yazlık rezidansının bahçesinde gerçekleşen Welcome, Kameron Locke’un hem kişisel hem de kolektif bir soruyu bedene, mekana ve dile taşıdığı, etkileyici bir deneyimdi.

Credit: Sonique Works

Bu bir “izleme” hali değildi yalnızca. Kapılardan geçtik, durduk, bekledik, geri döndük. Ses, kelime ve temas aracılığıyla davet edildik; ama her davetin bir koşulu, her hoş geldinin bir eşiği olduğunu da fark ederek.

Tarabya Kültür Akademisi: İlham Verici Bir Sanat Üssü

Tarabya Kültür Akademisi, 2011’den bu yana Türkiye ve Almanya arasındaki sanatsal diyaloğu besleyen, disiplinlerarası bir konuk sanatçı programı. İstanbul’un Tarabya semtinde, Alman Sefarethanesi yerleşkesinde konumlanan akademi, her yıl farklı alanlardan yaklaşık 25 sanatçıya çalışma ve düşünme alanı açıyor. Yönetimi Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından yürütülen, küratöryel sorumluluğu Goethe-Institut’a ait olan bu yapı, yıllar içinde 200’ü aşkın sanatçıyı ağırladı.

İstanbul’da Üretmek: Ayrıcalığın Farkındalığıyla

Locke, İstanbul deneyimini anlatırken romantik bir yabancı gözünden özellikle kaçınıyor. Tarabya’daki yaşamın sunduğu ayrıcalığı açıkça kabul ediyor: Boğaz’a bakan özel bir mekan, şehirden fiziken ve zihnen geri çekilme imkanı…

Ancak bu içsel üretim pratiği, aynı zamanda gözlem alanı yaratıyor. İstanbul’da yaşayan dostlarının hikayelerine daha yakından bakabilmeye kadar uzanan derinlikli bir süreç bu.

Credit:Sonique Works

Boğaz’la Diyalog

Chicago’lu bir sanatçı için suya bakmak tanıdık bir refleks. Locke, Boğaz’ı izlerken düşüncelerin ve anıların neredeyse kendiliğinden yüzeye çıktığını söylüyor. Balıkçıların sabrı, yük gemilerinin bitmeyen geçişi, dalganın mevsimlere göre değişen hali… Tüm bunlar, Welcome’ın metinlerine ve ritmine sızıyor.

Yeniköy Kitapçısı ise bu sürecin sessiz ortaklarından biri. Boğaz’a bakan, kedili, köpekli, kitap yüklü bu küçük mekân, Locke’un “kapı şiirleri”ni yazıp, gerektiğinde silip yeniden yazdığı yerlerden biri.

Eşikler, Kapılar ve Beden

Performans boyunca izleyici fiziksel eşiklerden geçerek metinle karşılaşıyor. Kapılar konuşmuyor; ama bizden bir şey talep ediyor. Locke’a göre bu eşikler hepimizin aşina olduğu ama kimliklerimize göre farklı deneyimlediğimiz alanlar. Cinsiyet, ten rengi, cinsel yönelim, pasaport, ekonomik statü… Hepsi bu geçişlerin hissini değiştiriyor.

Bir kapının üzerinde “Welcome” yazıyor; ama kapı açılmıyor. Üç dilde yazılmış bu davet, sıcak bir karşılama vaadi sunarken, aynı anda dışarıda bırakıyor. Bu, sanatçının bilinçli bir tercihi. Çünkü günümüz dünyasında “hoş geldin” çoğu zaman bir illüzyon: davetkâr görünenler, görünmez kurallar ve beklentilerle sınırlar çiziyor.

Kırılganlık Bir Güç Olarak

Locke’un sahnede kendi metinlerini seslendirmesi, performansın en çarpıcı anlarından biri. Kırılganlık burada bir zayıflık değil; bilinçli bir açıklık hali. Sanatçı, bu noktada terapinin ve öğrenilmiş duygusal dürüstlüğün rolünü saklamıyor. Erkeklik normlarının bastırdığı bir alanda, kırılganlığı sahiplenmenin iyileştirici bir eylem olduğunu söylüyor.

Bu açıklık, aşk ve görünürlük meselesini de yeniden tanımlıyor. Duygusal olarak açık olmak, Locke için bir pratik; bitmiş bir hâl değil. Gizlenmeye harcanan enerjinin azalmasıyla, sevginin içeri girip çıkabildiği bir alan açılıyor.

Baldwin, Ev ve Kendini Karşılama

James Baldwin, Locke’un işlerinde güçlü bir referans. Baldwin’in “ev” fikri —aşk, kabul ve kendinle barış üzerinden kurulan bir ev— Welcome’ın da omurgasını oluşturuyor. Bu performansta “ev”, dışarıda bir yerden çok, içsel bir eşik olarak karşımıza çıkıyor.

Credit: Willie Schumann

Locke’a göre bugün ev, kendinle kurduğun konfor alanında başlıyor; bu alan zarar gördüğünde ya da tehdit edildiğinde ise parçalanıyor. Kendini karşılamak, bu yüzden politik olduğu kadar kişisel bir eylem.

Görünmez Sınırlar

LGBTQ+ bir sanatçı olarak Locke, kapsayıcı görünen ama görünmez sınırlar barındıran alanların pratiğini nasıl şekillendirdiğini açıkça dile getiriyor. Queer kimliği her zaman onunla; ancak siyah teninin, özellikle Batı toplumlarında, daha fazla zihinsel ve duygusal müzakere gerektirdiğini söylüyor.

Bazen korunmak için kamuflaj gerekebiliyor. Bazen de bir mekanın “senin için olmadığını” kabul edip uzaklaşmak. Bu arada kalmışlık hali, Welcome’ın en güçlü damarlarından biri.

Ses, Beden ve Dönüşüm

Locke için ses her zaman merkezi bir araç. Ancak bu dönemde bedeni, en dönüştürücü unsur olarak öne çıkıyor. Beş yıl önce pratiğine bedeni ekleyen sanatçı, kontrolü bırakmanın ve bedeni dinlemenin özgürleştirici bir alan açtığını söylüyor.

Welcome’da korku kapıların kendisinde değil; onlardan geçerken yaşananda. Ve belki de asıl davet, tam burada başlıyor: Kendini, geçmişini ve sürekli değişen kimliğini koşulsuzca karşılayabilme ihtimalinde.

Tarabya’da, Boğaz’ın kıyısında, soğuk bir Ocak akşamında…

Röportajdan Seçmeler

İstanbul’da yaşamak ve üretmek senin için nasıl bir deneyimdi?

“İstanbul’da yaşamak ve üretmek benim için çok özel bir deneyimdi. Tarabya Kültür Akademisi ekibi, birlikte vakit geçirdiğim diğer sanatçılar, sonradan dostluğa dönüşen karşılaşmalar ve yeni iş birlikleri üretimimi derinden etkiledi. Aynı zamanda burada geçirdiğim zamanın ayrıcalıklı bir konumdan mümkün olduğunu da inkâr edemem.”

Boğaz’la kurduğun ilişki üretim sürecini nasıl besledi?

“Suya bakmak beni her zaman düşünmeye iter. Boğaz’ı izlerken fikirler, kelimeler ve anılar neredeyse kendiliğinden ortaya çıkıyor. Balıkçıların sabrı, yük gemilerinin durmaksızın geçişi… Bu manzaralar yazdığım şiirlere ve performansın ritmine sızdı.”

Credit:Sonique Works

Performansta izleyiciyi kapılardan geçirerek metinle buluşturuyorsun. Bu eşikler senin için ne ifade ediyor?

“Bu eşikler hepimizin bildiği ama kimliklerimize göre çok farklı deneyimlediğimiz alanlar. Cinsiyet, ten rengi, cinsel yönelim ya da pasaport gibi unsurlar bu geçişlerin nasıl hissedildiğini belirliyor. Kapılar genelde konuşmaz; ama ben onları, bize kim olduğumuzu hatırlatan alanlar olarak düşünmek istedim.”

Kendi metinlerini sahnede seslendirmek senin için bir korunma mı, yoksa bilinçli bir kırılganlık mı?

“Bu, bilinçli bir kırılganlık. Uzun süre kırılganlığın saklanması gereken bir şey olduğuna inanmıştım. Şimdi ise bunu bir tür öz-şefkat ve kendini kabul etme pratiği olarak görüyorum. Metinlerimi seslendirmek benim için iyileştirici.”

James Baldwin referansı bu performansta nasıl bir yere oturuyor?

“Baldwin için ‘ev’, sevginin içinden doğan bir şeydi. Ben de bu performansta ‘ev’i kendini karşılama, kendine yer açma fikri üzerinden düşündüm. Kendini kabul etmeden başka hiçbir yerde gerçekten evde hissetmek mümkün değil.”

‘Welcome’ yazan ama açılamayan kapı neyi temsil ediyor?

“Bu kapı, davetkâr görünen ama koşullar barındıran hoş geldinleri temsil ediyor. Kurumlar ve toplumlar sıcak görünmek ister; ama çoğu zaman görünmez kurallar koyar. O kapı, tam da bu çelişkiyi işaret ediyor.”

Credit:Sonique Works

Bugün pratiğinde seni en çok dönüştüren unsur hangisi: ses, beden ya da metin?

“Şu anda beden. Bedeni dinlemek, kontrolü biraz bırakmak ve hareketle ifade alanı açmak benim için özgürleştirici. Korku kapıların kendisinde değil; onlardan geçerken yaşananda.”

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×