RTS mezuniyetinden reklam setlerine, defile kulislerinden televizyon prodüksiyonlarına… Ceren Karşılayan’ın makyaj serüveni, insan bedenini bir tuvale dönüştürme hayaliyle başladı. Bugün hem dizi ve film setlerinde hem de moda dünyasında çalışan sanatçıyla, mesleğe adım atışından set kültürüne, kadınların görünürlüğünden setlerde yaşanan mobbing’e ve dayanışma ağlarına uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.
Bu mesleğe ilk adımlarınızı nasıl attınız? Bugünki çalışma tarzınıza en çok hangi eğitim katkı sağladı?
Aslen RTS mezunuyum. Dramaturji okumak isteyip daha sonra sinema bölümünden mezun oldum. Çocukluğumda okul çıkışı TV karşısında Corci’yi izlerdim ve insan bedenini tuval gibi kullanma fikri beni çok heyecanlandırırdı. Sektöre ara verdiğim bir dönem defile prodüksiyon ve organizasyonu yaparken podyum arkası hazırlık aşamasında make up ekibini izlemekten kendimi alamadığımı farkettim. Makyaja 2017’de reklam setlerinde asistan olarak başladım. Yaklaşık 6 sene şefimle ve ondan bağımsız olarak devam ettim, daha sonra reji olarak bıraktığım dizi sektörüne make up olarak döndüm. Ustam benden bilgi esirgemeyen, el veren bir şefti -ki bu, sektörde zor bir meziyettir. Bu esnada kalıcı makyaj eğitimi ve MEB’den güzellik uzmanlığı sertifikamı aldım. Çalışma tarzıma hala reji disiplinim yön veriyor.
Makyajın bir sanat formu olabileceğini ilk ne zaman fark ettiniz? Bir karakteri ya da sahneyi makyaj yoluyla dönüştürmek size nasıl hissettiriyor?
Makyajın sanat formu olduğunu, resmin insan bedeninde rücû bulduğunu çocukluğumdan beri biliyordum. Ama Türkiye şartlarında hala hakettiği saygınlıkla ne kadar karşılanıyor bu tartışılır. Senaryoyu okurken kafanızda canlandırdığınız karakteri, karakter analizini oyuncuda oturtmak, sosyo-ekonomik ya da psikolojik izdüşümlerini bir karaktere makyaj yoluyla yansıtmak çok keyif veriyor.
Türkiye’de bir film ya da dizi setinde tipik bir gününüz nasıl geçiyor? En keyif aldığınız ve en çok zorlandığınız anlar neler?
Aslında set işçisisiniz. Sizi ayıran tek fark işin kreatif bölümünde yer almanız. Çalışma saatleri ve işin takibinin yanı sıra hem ekibin bir parçası hem de oyuncunun bir parçası oluyorsunuz. Oyuncunun modu, aksiyonlu sahnelerin devamlılığı ve tabii ki verilen kısıtlı süre içinde hazırlık ve bu süre içerisinde makyaj dönüşümleri de çetrefilli kısmı oluyor. Zamanla yarışıyorsunuz.
Kamera arkasında bir kadın olarak çalışmak size nasıl hissettiriyor? Kadınların görünürlüğü ve karar süreçlerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
2007 yılından itibaren sektörün içinde ve etrafında yer almış bir kadın olarak büyük uğraş ve direnişlerle elde ettiğimiz görünürlüğümüz ve gücümüz beni mutlu ediyor. Sektörün alaylı popülasyonundan okullu uzmanlara evrilmesiyle birlikte iletişimde uzlaşmalar da kolaylaştı. Doğru iletişim de akıcı ve güzel işleri doğuruyor diye düşünüyorum.

Makyaj odası çoğu zaman oyuncular için bir “güvenli alan” olarak tarif ediliyor. Sizce bunun nedeni ne ve bu yakın temas size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?
Hazırlık karavanı sete çıkmadan ve molalarda sığınılan “kale” gibidir. Karavanda yaşanan karavanda kalır. Dışarıda bırakılan, dışarıda bırakılamayan bütün özel hayat/ kendi olma halinden role bürünme aşamasına kadar oyuncu orada değişiyor ve gelişiyor. Telefona gelen bir mesaja buğulanan gözlere, sete çıkarken yıkılmayan kadın makyajı yapıp sahnede şen kahkahalar rolüne kadar yarenlik yapıyorsunuz.
Gün geliyor sessizce terapi koltuğuna dönüşüyor hazırlık sandalyesi. Bu da oyuncuya güvenli alanda kendi olma imkanı sağlıyor.
Son günlerde sanat ve fotoğraf dünyasında pek çok ifşa konuşuluyor. Siz bu dalgayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu süreç set kültürünü de dönüştürebilir mi?
İfşa çok hassas bir konu. İnsan bazen kendini o kadar çok sorguluyor ki sınır ihlaline maruz kaldığını idrak etmesi yıllarını alabiliyor. Bunun için kendini rahatsız hissettiği herhangi bir durumda bunu birim şefiyle paylaşması gerekiyor. Küçük yaşlarda girilen bir sektör olduğu için manipülasyona da çok elverişli bir zemin. Tecrübe ve destekle kimse saplandığı çıkmazda debelenmeden ve mesleğine küsmeden yoluna devam etmeli, hakkı da! İfşaların sektöre olumlu yansıması için yaptırım faktörü devreye giriyor yine.
Yaptırım olmadan dönüşümlerin imkansız olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de yaptırım ve ceza sistemi bu kadar eleştirilirken sektörel anlamda da çok olumlu bir yansıması olur mu bilemiyorum ama şundan eminim ki yapım şirketlerinin hassasiyeti bu konuda öncü olabilir, böyle bir güce sahipler çünkü.

Detaya girmeden sorayım; setlerde cinsiyetçi söylem, sınır ihlali ya da mobbing’e tanık olduğunuz oluyor mu? Böyle anlarda nasıl tepki veriyor, kişisel sınırlarınızı nasıl koruyorsunuz?
Mobing ve sınır ihlali her sektörde, aileden toplu taşımaya kadar hayatımızın içinde. Soğukkanlı olup sınırlarınızı çizmeniz gerekiyor, duruşunuzu sarsacak bir durumun potansiyelini bile hissettiğinizde bunu kişisel algılayıp da ben mi bu duruma zemin oluşturdum acaba diye kendinizi eleştirip sorgulamayın. Zaman hep gösteriyor ki sizin başınıza gelen, aynı kişi tarafından onlarca kadının da başına gelmiş oluyor. Bu tamamen karşı tarafın davranışsal ve psikolojik, belki de iş ahlakının bir yansıması. Konu aynı yere çıkıyor: iletişim…
“Sesimi çıkarırsam ayıplanır mıyım?”, “Kabahati bende mi bulurlar?” kaygısından kurtulmamız gerekiyor.
Make-up artistler ya da genel olarak set çalışanları arasında bir dayanışma ağı var mı? Zor anlarda başvurduğunuz resmi ya da gayriresmî destek mekanizmaları oluyor mu?
Sendikalılaşmak sektördeki tek gücümüz. Ve her ne kadar referans yöntemiyle iş alsak da Whatsapp grupları herhangi bir yaşanan olumsuz olayda haber ağımız oluyor.

Daha güvenli ve kapsayıcı setler için yapımcıların, yönetmenlerin veya departman şeflerinin atabileceğini düşündüğünüz adımlar nelerdir?
Ekip kurucuları ve şefler iş etiği ve ekibindeki her hangi bir kişinin yaşadığı olumsuz olayda krizi yönetebiliyor. Bu ekibin duruşu ve esneme alanlarını belirleyip dolayısıyla esneme ihlallerini de ortadan kaldırıyor.
Son olarak, sektöre yeni başlayacak genç kadınlara veya queer sanatçılara ve bu gündemi takip eden okuyucularımıza vermek istediğiniz mesaj nedir?
Set adabını; idealize edilenle somut gerçeklerin ve bu bağlamla oldurulabilecek şartları tahallül edebilmesi için önce iyi bir asistan/kalfa olmayı tecrübe etmeleri gerekiyor. Eğitim çok önemli ama şu gözden kaçıyor; işin matematiği ve kurallarını işin içinde “pişerek” öğrenebilirler. Belki kendilerine yanlış gelen etkenleri de görmeliler ki tepkilerini yanlış gördükleri hiçbir tavırı şef olduklarında kendi asistanlarına uygulamasınlar 🙂
Fotoğraf sanatçısı Begüm Koçum’a teşekkürlerimizle.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





