İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nouvelle Vague’dan Tanıdığımız Mélanie Pain: “Fazla Katman ya da Süs Olmadan Saf Duygu, Müziğin Sunabileceği En Güçlü Şey.”

Nouvelle Vague grubunun ikonik sesi olarak tanınan Mélanie Pain, dördüncü solo albümü “How and Why” ile müzikseverlerle buluşuyor. Albümde Türk müzikseverlere özel bir sürpriz de yer alıyor. Mélanie Pain, Duman’ın sevilen eseri “Senden Daha Güzel”i hem Türkçe hem Fransızca seslendirerek, kültürlerarası bir yorum ortaya koydu. Biz de bu vesileyle sanatçıyla bir araya geldik.

İlk albümünüzde “Ben şarkıcı değilim” diyerek yola çıktığınızı söylemiştiniz. Şimdi, dördüncü solo albümünüz How and Why ile birlikte, kendinizi bir şarkıcı olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

Nouvelle Vague beni kayıt yapmaya ve ardından turneye çıkmaya davet ettiğinde neredeyse tesadüfen şarkıcı oldum. 26 yaşında profesyonel kariyerimi bıraktım ve birdenbire kendimi dünyanın dört bir yanında sahne alırken buldum. Elbette müziği ve şarkı söylemeyi hep çok seviyordum ama asla bir sahne sanatçısı—ya da söz yazarı—olabileceğimi düşünmemiştim. Bu yeni albümle birlikte her şey değişti. Prodüksiyonu bizzat üstlenmeye, tüm müzikleri ortaklaşa yazmaya ve şarkı sözlerinin tamamını kaleme almaya karar verdim. Bazen ürkütücü olsa da sonuçtan gurur duyuyorum çünkü bu albüm gerçekten benim sesimi yansıtıyor. Bugün kendimi mutlu, tatmin olmuş bir şarkıcı-söz yazarı olarak tanımlıyorum.

Yeni albümünüzde Duman’ın “Senden Daha Güzel” şarkısını hem Türkçe hem Fransızca seslendiriyorsunuz. Bu parçayı seçmenizin hikâyesi nedir? Türkçe söylemek nasıl bir deneyimdi?

Her zaman bir Türkçe şarkıyı yorumlamak istemiştim. “Senden Daha Güzel”i ilk duyduğumda haftalarca aklımdan çıkmadı. Bana gençliğimde dinlediğim grunge gruplarını—Pearl Jam ya da Nirvana gibi—hatırlattı; o ham, neredeyse punk enerjisi ama aynı zamanda şiirsel ve romantik bir yanı vardı. Bu birleşim beni gerçekten etkiledi. Kendi versiyonumu Kaan Tangöze’ye gönderdim, o da çok beğendi! Fransızca da söylemenin güzel olabileceğini önerdi ve gerçekten çok yakıştı. Türkçe söylemek benim için kesinlikle bir meydan okumaydı ama yakın dostum Aslan bana hem telaffuzda hem de duyguyu yakalamakta yardımcı oldu. Çok ödüllendirici bir deneyimdi.

The Smiths ve Morrissey’e olan hayranlığınızı daha önce dile getirmiştiniz. Onların müziğinde sizi en çok etkileyen şey neydi?

The Smiths bana hikâye anlatıcılığının gücünü öğretti—keskin ve esprili sözlerin doğrudan kalbe dokunabileceğini. Britpop genel olarak bana melodi sevgisi ve o kendine özgü İngiliz mizahıyla melankoli karışımını kazandırdı. Morrissey’nin sesi hâlâ bana tüylerimi diken diken ediyor. Bir duygu fırtınası gibi: coşkulu zirveler, yıkıcı dipler—ama tüm bunları bir tür umursamazlık ve ironiyle aktarıyor.

Bu albümde Iron & Wine, Calexico ve Kings of Convenience gibi sanatçılardan ilham aldığınızı söylüyorsunuz. How and Why ile dinleyicilere nasıl bir atmosfer sunmak istediniz?

Her zaman minimalist folk’a çekildim. Sadece bir gitar ve bir sesin sizi gözyaşlarına boğabilmesinde büyülü bir şey var. O samimiyet hissini yakalamak istedim. Sessizliği seviyorum, küçük kusurları seviyorum—seste çıkan çatlakları ya da gitar tellerinde parmak seslerini… Fazla katman ya da süs olmadan saf duygu bana göre müziğin sunabileceği en güçlü şey. Bu albümde hedeflediğim atmosfer tam olarak buydu.

Türkiye’de ilk kez solo olarak Pulse Festival’de sahne alacaksınız. Kendi projenizle Türk dinleyicilerle buluşmak size nasıl hissettiriyor? Setlist’te sürprizler olacak mı?

Çok heyecanlıyım! Ankara ve İstanbul’da Nouvelle Vague öncesinde sahneye çıkacağım, Fransızca, İngilizce ve Türkçe söyleyeceğim. Solo şarkılarımı nihayet Türk dinleyicilerle paylaşabilmek inanılmaz. Gitar dokuları ve vokalimin etrafında şekillenen çok samimi bir performans sunacağım, elbette birkaç sürpriz de olacak. Bunun sadece yeni bir başlangıç olmasını umuyorum—parmaklarım çapraz, umarım gelecek yıl Türkiye’de daha fazla konser olur.

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×