Bugün ve yarın Girne’deki Art Rooms Galeri’de izlenebilecek olan Mehveş Beyidoğlu’nun “Geçirgen” başlıklı sergisi; kusursuzluğa takıntılı bir dünyada izleri, rastlantıları ve doğallığı görünür kılan özgün bir yolculuk sunuyor. Sanatçıyla, bu çok katmanlı sürecin perde arkasını konuştuk.
“Geçirgen” sergisi üzerine okurken şöyle bir cümleye rastladım; “kusursuzluğa takıntılı bir dünyada yaşanmışlığın, rastlantının ve doğallığın izlerini görünür kılıyor” – Çok etkileyici ve çok özel. Süreci sizden dinlemek isteriz.
“Geçirgen” benim için kusurları, izleri ve rastlantıları sahiplenme süreciydi. Pas, boya, beden izleri ve gündelik lekelerle çalıştım. Her işin kendi akışı oldu; biraz kontrol, biraz tesadüf. Bu süreçte kusurun aslında bir eksiklik değil, hayatın en sahici kanıtı olduğunu göstermek istedim.
Bu kadar derinlikli bir düşünceye sahip ve bunun uzantısı olarak bu içerikteki bir sergiye imza atan bir sanatçı olarak, günümüz estetik algıları hakkında yorumunuz nedir? Sanatta ve hayatta.
Günümüzde estetik çoğu zaman mükemmelliğe indirgeniyor. Oysa ben gerçek güzelliğin izlerde, kusurlarda ve geçicilikte saklı olduğuna inanıyorum. Hem hayatta hem sanatta doğallık ve özgünlük bana çok daha değerli geliyor.
Eserlerinizde rastlantı ile kontrol arasında hassas bir denge var. Bu karşıtlık sizin için ne ifade ediyor?

Benim için bu denge, sürecin en heyecan verici tarafı. Bir yandan planlıyorum ama malzemenin kendi dili var, beni şaşırtıyor. O beklenmedik anlar işi daha gerçek ve canlı kılıyor.
Peki, Sanatta “güzellik” kavramını nasıl konumlandırıyorsunuz?
Güzellik, uzun süre uyum, oran ve taklit üzerinden tanımlandı; “iyi” olan, göze “yakışan”la neredeyse eşanlamlıydı. 20. yüzyılda modern ve avangard arayışlarla bu çerçeve genişledi: Bir işin değeri yalnızca biçimde değil, fikrinde, bağlamında ve deneyiminde de aranmaya başladı. Minimal, kavramsal ve soyut yaklaşımlar; “güzel mi?” sorusunun yanına “ne düşündürüyor, nereye temas ediyor, nasıl bir farkındalık açıyor?” sorularını koydu.
Bugün benim için güzellik, yalnızca “hoş görünen” değil; anlamla temas kuran şeydir. Duyulara hitap eden bir estetik hâlâ çok önemli: ritim, malzemenin davranışı, boşluk-doluluk, ölçek, ışık… Bunlar izleyiciyi durdurur, bakışı derinleştirir. Ama estetik amaç değil, taşıyıcıdır; fikri, niyeti ve yaşanmışlığı görünür kılmanın bir yoludur. Bazen en etkili yol, pürüzsüzlük değil; hamlık, kusur, geçicilik olur. Güzellik, bazen paslı bir yüzeyde, bazen rastlantısal bir boya lekesinde, bazen de bedenin izinde çıkabiliyor karşımıza.
ARUCAD’ın ilk mezunlarından biri olarak, akademik süreç sanat pratiğinizi nasıl etkiledi?

ARUCAD’daki eğitimim çok kıymetliydi. Hem disiplinli bir temel kazandırdı hem de özgün denemelere alan açtı. Müfredatın sağlam yapısı ve eleştirel ortam, kendi dilimi geliştirmemde çok etkili oldu.
Sergi mekânı olan Art Rooms Galeri’nin atmosferi, bu işleri sunarken sizin için nasıl bir anlam taşıdı?
Art Rooms Galeri benim için her zaman çok özel bir yer oldu. Eserlerimi orada sergilemek büyük bir mutluluk ve ayrıcalık; çünkü ekip, sanata gerçekten değer veren, saygı duyan ve işin içine bizzat sanat pratiğini de dahil eden profesyonellerden oluşuyor. Galeri yılda sınırlı sayıda sanatçıyı ağırlıyor ve her sergi, küratör Oya Silbery’nin özenli vizyonu ve yönlendirmesiyle hazırlanıyor. Bu sürecin bir parçası olmak, işlerimin doğru bir bağlamda izleyiciye ulaşmasını sağladı ve bana büyük bir güven verdi. Mekânın ışığı, düzeni ve atmosferi, işlerin karakterini ve izlerin taşıdığı zaman duygusunu öne çıkarmam için mükemmel bir ortam sundu.
Art Rooms yalnızca sergi mekânı olmanın ötesinde, tüm sergiler için kataloglar da yayımlıyor. “Geçirgen” sergisi için de Türkçe, İngilizce ve Yunanca olarak hazırlanacak bir katalog olacak; bu üç dilli yayın, tüm adadaki izleyicilerin erişimine olanak sağlayacak. Duyurusunu ve finnisage’i sabırsızlıkla bekliyorum; Art Rooms’ta yeniden bir araya gelmek gerçekten çok heyecan verici olacak.
“Geçirgen”in ardından sizi heyecanlandıran yeni temalar veya üretim biçimleri var mı?
Aslında dönem dönem üzerine daha çok düşündüğüm ve görsel denemeler yaptığım ‘yeni temalar’ oluyor. Üretim biçimlerim de buna göre şekilleniyor; ihtiyaç duyduğum malzemeleri o süreçte buluyor ya da toparlıyorum. Şu anda ABD’nin Portland şehrinde gerçekleşecek bir sergiye ve Bienal Lefkoşa’ya hazırlanıyorum. Bir yandan da yeni bir solo sergi fikri kafamda netleşmeye başladı. Bu kez daha üç boyutlu işler denemek istiyorum, nasıl gelişeceğini süreç gösterecek ama şimdiden çok heyecanlıyım. Tabii bir de artist book’lar var; nereye gitsem yanımda defterim, boyalarım ya da başka malzemelerim olur. Oralardaki karalamalarla kafamın içindekileri çözümlemeye çalışırım.
Sizin bir sanatçı olarak merakla beklediğiniz sergi ya da sergiler nelerdir? Kıbrıs, Türkiye ya da dünyada?
Mümkün olduğunca dünyadaki özellikle kavramsal sanat ve çağdaş sanat üzerine yapılan sergileri ve müzeleri takip etmeye çalışıyorum. Bazen fiziki olarak geziyorum, bazen de online kaynaklardan izliyorum. Yeni sanatçılardan ilham almak, eskileri anlamak için okumalar yapmak benim için çok besleyici oluyor. Son dönemde Kıbrıs’ta giderek daha nitelikli sergiler ortaya çıkmaya başladı; buradaki sergileri mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışıyorum. Zaman zaman sadece sergi görmek için İstanbul’a gittiğim de oluyor. Avrupa’da ise bu imkânlar çok daha fazla; o yüzden oradaki sergileri gezmek her seferinde ayrı bir ufuk açıyor.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





